Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TEVAZUYU bir tarafa bırakıp açıkça yazmak zorunda kaldığım için lutfen af buyurun: Tarihin memleketimizde bu kadar moda olmasında, hasbelkader rolüm vardır...

        Türkiye'nin en büyük gazetelerinde uzun yıllar boyunca her hafta sonu tam sayfa tarih yazdım, hâlâ da yazıyorum. Bugüne kadar en yüksek baskı adedine sahip tarih dergilerini çıkartmak bana nasip oldu... Yazdığım kitaplar ve o kitaplarda yayınladığım belgeler kaynak kabul edildi, bu arada yazdıklarım da tabii bol bol makaslandı ve zamanla diğer gazetelerde benim tarih sayfalarımın taklidleri ortaya çıktı...

        Söylemesi gene ayıp olacak ama, Halil İnalcık ve İlber Ortaylı hocaların akademik TV programları bir tarafa bırakılırsa, şimdi birçok TV kanalında yayınlanan "popüler" tarih yayınlarının öncülüğünü bendeniz yaptım... Habertürk'teki "Tarihin Arka Odası"nın başka kanallar tarafından nasıl taklid edilmeye çalışıldığının ama değil odaya girilmesinin, henüz kapısının tokmağına bile ulaşılamadığının sizler de farkındasınızdır...

        Tarihi basına taşımaktan bir gazeteci olarak meslekî zevk aldığım sırada "Meyveli ağaç taşlanır" geleneğimiz derhal devreye girdi; çekeni, çekemeyeni, bileni, bilmeyeni, üstüne vazife olanı yahut olmayanı yazdıklarıma ve programlarıma dünya kadar lâf ettiler. Hiçbirine aldırmadım, zira Latince'deki "Söz uçar yazı kalır" mânâsına gelen "Verba volant, scripta manent" sözünün ve "suya süsleme yapmanın imkânsız olduğu"nu anlatan bizdeki "nakş-ı ber-âb" ifadesinin doğruluğunun asırlar önce ispatlandığını gayet iyi biliyordum...

        TEPE TEPE KULLANDIM

        Neticede, bütün bu işlerden tarih kazançlı çıktı! Bir zamanlar okullarda sevilmeyen dersler sıralamasının başında gelen tarih şimdilerde pek bir moda ve bir sektör gibi oldu, ağızları lâf yapabilen tarihçiler revaç buldular... Söyledikleri doğru veya yanlış olsun, hata yapsınlar yahut yapmasınlar, dizi danışmanlığından bizim "Tarihin Arka Odasının birer soğuk kopyası olan programlara kadar ekranlarda arz-ı endâm ediyorlar.

        Seneler önceki hayâlim de zaten bu idi: Tarihin 1960'lardan önceki konumunu yeniden kazanması, tarih sayfalarının gazetelerde tekrar yer bulması ve tarihî konuların eskiden olduğu gibi merak ve günlük sohbetlerin mevzuu hâline gelmesi...

        Kalıcı yahut gidici olanın kararını sadece zamanın verdiğini bildiğim için yazdıklarıma ve söylediklerime karşı senelerden buyana gelen tenkidlere, hattâ saldırılara, kitaplarımdan makaslamalara ve "pop tarihçi" iltifatlarına güldüm, geçtim...

        Ama, birileri çıkıp da daha önceden yazıp yayınladıklarımı yepyeni bir buluş gibi öne sürdükleri takdirde iş başka...

        İnternet sitelerinde ve bazı gazetelerde birkaç günden buyana bir "ilk" haberidir almış başını gidiyor: 1909'daki 31 Mart isyanını bastıran Mahmud Şevket Paşa'nın Yeşilköy'de askere hitaben yaptığı konuşmanın plak kaydı bir TV kanalındaki tarih programında yayınlanmışmış da, bu yayın "şok edici" imişmiş de, bugüne kadar gizli kalan tarihî bir ses kaydı ilk defa geçen hafta ortaya çıkmışmış da, vesaire, vesaire...

        Ey mâlûm internet sitelerini hazırlayan ama büyük ihtimalle dün ne yediklerini bile unutan editörler ve aynı zayıflıkta hafıza ile mâlül gazeteci arkadaşlar:

        "İlk" dediğiniz o kayıt, tarafımdan zamanında tepe tepe kullanılmıştır. Konuşmanın metni 15 Nisan 2007'de Sabah Gazetesi'nde tarafımdan yayınlanmış, sonra bir askerî tarih kongresine yine tarafımdan tebliğ olarak sunulmuş ve nihayet 11 Nisan 2009'da Habertürk TV'deki "Tarihin Arka Odası"nda da tamamı dinletil-miştir! Üstelik bundan iki sene önceki bu yayının ardından aynen şimdi olduğu gibi "İlk, ilk, ilk" yahut "Şok şok şok" veya "Gizli ses kaydı" gibisinden haberler de tarafınızdan yapılmıştır!

        DİNLEMEDEN YAZILIRSA...

        Programı yapanların hakkını yemeyeyim, onlardan kaydın ilk defa yayınlandığı iddiasını işitmedim, Şeyh efendiyi uçurup bu "ilk olma" iddiasını gazetelerimiz ve internet sitelerimiz ortaya attı.

        Ama Mahmud Şevket Paşa'nın nutkunu yeniden yayınlayan popüler tarihçiliğe aday profesyonel hocalar ses kaydındaki kelimeleri bile doğru dürüst anlayamamış, on-onbeş satırlık metinde dünya kadar hatâ yapmışlar! Meselâ "genç mektepli zabitler" sözü "genç meşrepli zâbitler" olmuş. "İsyanlara iştirak" ifadesi "isyanlara istirahat", "mektepli zâbit" deyimi de "meşrepli zâbit"e dönmüş; "Bizans'ın Yıldız burcu"nu "Bizans'ın yurdu" zannetmişler ve daha neler neler... Üstelik programdaki "büyük" bir tarihçi de isyanın başlamasından önce yapılan konuşmayı yeni tabiri ile "ötelemiş" ve birkaç gün sonraya, ayaklanmanın bastırılmasına ittiverimiş!

        Paşa'nın gölgesi, katledilmesinden tam 99 sene sonra bile Türkiye'nin gündeminde... Birileri "Falanca züğürtlediği zaman 'eski defterler'i açar" sözünü doğrularcasına beş sene öncesinin yayınını "ilk" diye ortaya sürerken, Ankara'da devlet memurlarının yargılanma esasları değiştiriliyor ve 657 sayılı "Memurin Kanunu" üzerinde çalışmalar yapılıyor...

        Çoğumuz pek bilmeyiz, onun için hatırlatayım: Devlet memurlarının yargılanma esaslarını gösteren ve üst makamlardan yargılama izni almayı zorunlu kılan "Memurin Muhakemâtı Kanunu", Mahmud Şevket Paşa'nın eseridir...

        Diğer Yazılar