Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        PARİS'te, bundan birkaç ay önce çok güzel bir Pompei sergisi vardı. Milâttan sonra 79'da Vezüv Yanardağı patlayınca lâvlar altında kalan Pompei'den getirilmiş ev eşyalarını, günlük hayatta aklınıza gelebilecek hemen herşeyi ve hattâ lâv altında kalıp taşlaşmış bedenleri bile sergiliyorlardı.

        Yanardağ patlayınca kaçabilen kaçmış ama püsküren lâvlar şehre akmış ve olup biteni farkedemeyip daldıkları uykudan uyanamayanların üzerini kaplamıştı. İnsanların, kedilerin ve köpeklerin... Vezüv'den akarsu gibi gelen lâv, toprağı ve topraktaki bütün maddeleri eritmiş, cesetler bu maddelerle ve kireçtaşı ile kaplanmış birer heykel haline gelmişlerdi.

        Önünüzdeki platformun üzerinde derin uykuda uyuyan bir adamın heykelini andıran kütle, bir zamanlar aslında canlı bir insana aitti ve yanıbaşında onunla beraber uyuyan köpek de sahibi ile aynı âkıbete uğramıştı.

        Serginin en fazla ilgi çeken bölümü, bu taşlaşmış canlıların yeraldığı kısımdı...

        GÖMÜLEN FİRAVUN

        Aynı ilgiyi başka müzelerde de görmüştüm. Bundan seneler önce yaşadığım Kahire'nin meşhur müzesinin üst katında mumyaların muhafaza edildiği bir salon vardı. Müze idaresi salonu canı istediği zaman açar ama genellikle kapalı tutardı. Sebebini sorduğunuzda "Personelimiz yok, mumyalar ziyaretçilerin nefeslerinden bile zarar görüyorlar, zaten iklimlendirme de tamamlanamadı" gibisinden bahaneler dinlerdiniz ama işin gerisinde "cesed teşhirinin günah olduğu" inancının bulunduğu bilinirdi. Üstelik, 1980'lerde Krallar Vadisi'nde yeni açılmış bir mezarın başına dikilen dini bütün bir bekçinin yeni bulunmuş bir firavunun mumyasını "Adamcağız her ne günah işledi ise işlemiş, cenazesini toprak bile kabul etmemiş; azabı belki bitmiştir, bari sevabı benim olsun" diyerek gömmesinin üzerinden de fazla zaman geçmemişti.

        Müzenin üst katındaki mumyalar salonu işte bu yüzden genellikle kapalı olsa da bazı misafirlerimiz için açtırmanın yolunu mutlaka bulur ve her defasında yeniden hayretlere düşerdik. Eski Mısırlılar ölümle alay edercesine insanlarla beraber kedileri, köpekleri, maymunları, Nil balıklarını ve hattâ yaprakları bile mumyalamışlardı.

        İkinci Ramses'in meşhur mumyası ise ayrı bir yerde idi ve o da genellikle kapalı tutulurdu.

        BİZDE DÜNYA KADAR VAR!

        Geçen cumartesi gecesi Tarihin Arka Odası'nda Pompei'deki taşlaşmış cesedler konusunun bahsi açıldığında, aklıma bizim müzelerimizde muhafaza edilen ve birkaçı hariç şimdiye kadar hiçbiri sergilenmemiş olan mumyalar geldi. "Türkiye'de de neden bir mumya sergisi açılmaz?" diye düşündüm.

        Topkapı Sarayı'ndaki timsah-bebek mumyası.

        Birkaç örnek vereyim: Fotoğrafını burada gördüğünüz yarısı timsah yarısı da bebek olan tuhaf mumya zamanın padişahına Mısır'dan hediye olarak gönderilmiştir ve şimdi Topkapı Sarayı'ndadır. Arkeolog arkadaşlar, Arkeoloji Müzesi'nde de bazı mumyaların bulunduğunu söylüyorlar. İlhanlılar ve Beylikler döneminde önemli şahısların cesedlerini mumyalama âdetinin örnekleri Anadolu'daki bazı müzelerin depolarında tutuluyor, Amasya Müzesi'nde de yine İlhanlılar zamanında yaşamış bir ailenin mumyaları senelerden buyana zaten teşhirde.

        Bu mumyalar biraraya getirilip İstanbul'daki büyük müzelerden birinde şöyle tantanalı bir şekilde sergilenseler, eminim son zamanlarda moda olan ebru, suluboya, yeni moda çirkin tezhip işlerinden çok daha fazla ilgi çeker, şimdiye kadar bilmediklerimizi öğretir ve hakikaten bir işe yararlar.

        Diğer Yazılar