Ruhsatlı garabetler
İSTANBUL'da, önceki gün pek alışık olmadığımız şiddette bir fırtına vardı...
Birçok semt gibi bizim Teşvikiye de savaş alanına döndü, inşaat iskeleleri çöktü, hattâ evimin ilerisindeki devâsâ inşaattan havalanan ve dört-beş kişinin bile zorla kaldırabildiği metrelerce uzunluktaki çinko trapezlerden biri pelür kâğıdı gibi uçup çatıma saplandı! Bir diğer çinko trapez havada metrelerce giderek caddenin tâââ öbür tarafındaki apartmanın üst kat dairelerinden birinin camını çerçevesini indirdikten sonra parketmiş otomobillerin üzerine düştü; üçüncüsü başka bir çatıya indi ve uçan metal blokları yakalamaya çalışan işçilerden yaralananlar oldu.
Mahalle sâkinlerinin tek tesellisi, hadise sırasında inşaatta çalışanların yahut metal blokların saplandığı evlerde hiçkimsenin hayatını kaybetmemesi idi. Dubleks olan dairemin önceki gün bu hadise yaşandığı sırada üst katında bulunsaydım, bu yazıyı çok büyük ihtimalle yazamayacaktım, zira çatının tepeme inmesi ihtimali vardı...
BELEDİYEDEN ONAYLI!
Birkaç seneden buyana sadece bana değil komşularıma da azap çektiren ve hem gürültüden hem de sebep olduğu çevre kirliliğinden illallah dedirten zebellâh gibi üç blokluk "Maçka Residences" inşaatının fotoğrafını bu sütunda görüyorsunuz.
Mahalle içine ve üzerinde bir zamanlar koskoca bir mezarlığın bulunduğu alana şimdilik 17 kata kadar yükselen blokların dikilmesine izin veren makam Beşiktaş Belediyesi'dir ve "Kültür, Koruma, Bilmemne Kurulu" da projeyi onaylamıştır!
Bloklarla etraflarındaki Teşvikiye apartmanlarının oluşturduğu tezadı ve semtin panoramasının ne hâle getirildiğini fotoğraf zaten açık şekilde gösteriyor, başka birşey söylememe gerek yok. İnşaatın Anadolu yakasından nasıl göründüğünü de tahmin edebilirsiniz.
"Rezidans inşaatı mahallenin Boğaz manzarasını kapattı" gibisinden bir ucuzluğa girecek değilim, zira İstanbul'daki gayrımenkul hırsı ile arazi rantının ne olduğunu biliyorum ve hem Gökkafes, hem de Park Otel maceraları zaten önümüzde duruyor. Ama işin bir başka boyutu var:
Bütün rezidans inşaatçılarının dillerinden düşürmedikleri bir terane vardır: "Projemizde kullanılan herşey en iyi kalitededir. Mimarlarımız İngiliz, dekoratörümüz İtalyan'dır, hattâ bakın ismimiz bile Türkçe değildir" demeye bayılırlar ama bir konuda tamamen Türk, hattâ gayet koyu alaturkadırlar: "Etraftakinin, arkadakinin, alttakinin canı çıksın" demekte! Proje, malzeme ve dekorasyon ithal ama binayı yapan kafa sapına kadar yerlidir. Avrupa'da daha temel kazısından itibaren inşaatın etrafına çemberler çekilir, katlarla beraber yükselen bu çemberlere pisliği ve kazayı önleyip manzara kirliliğini de gizleyen kalın örtüler gerilir, çember inşaatla beraber yükselir, dışarıya tek çöp bile düşmez, çatılar uçurulmaz, gizleyici örtü herşey bittikten sonra kaldırılır ve nasıl bir bina yapıldığı da ancak o zaman ortaya çıkar.
MAHALLELİ ÇÖPÇÜ MÜ?
Ama, herşeyi Avrupaî sistemle yaptıkları iddiasında olan mahalle içi rezidansçılarımızda böyle bir çağdaşlık yoktur! Zira gizleyici örtü masraf gerektirir, dolayısı ile gerilmesi gereksizdir, herşeye "Arkadakinin canı çıksın" düşüncesi hâkimdir ve mahalle halkı da onların çöpçüsüdür! Etraftaki çatıları çökertip hayatî tehlike yaratmaları da en tabii haklarıdır!
"Maçka Residences" inşaatının çevresindeki binaların sâkinleri de aylardan buyana mıntıka temizliği yaparcasına her sabah balkonlarını ve teraslarını saran inşaat çöplerini topluyorlar. Sabahın ikisinde yahut üçünde gelen malzeme kamyonları ile çığırtkanların haykırmaları da onlara musiki gibi geliyor...
Ama, haklarını yemeyeyim: Rezidansçılar evlere verdikleri hasarı 24 saat içerisinde tamir ettiler, geride Teşvikiye sâkinlerinin bundan sonra yaşayacakları çevre ve gürültü kirliliği ile fotoğrafta gördüğünüz Beşiktaş Belediyesi'nden ruhsatlı ve hâlâ yükselen bu garabet kaldı!