Dram bile değil tam bir trajedi!
İSTANBUL Büyükşehir Belediyesi kendisine bağlı olan Şehir Tiyatroları'nın görev ve çalışma yönetmeliğini değiştirdi ya...
Tartışmalara TV'lerin meşhur "Behzat Ç."si Erdal Beşikçioğlu da katılmış, geçen gün "Bir oyuncunun sahneye çıkma zorunluluğu yoktur" buyurmuş ve "Kostümden tutun da aldığınız nefese kadar üretim içerisinde olduğumuz bir hikâyedir" demiş... Devlet Tiyatroları'nı bu şekilde eleştirenlerin de "cahil provokatörler" olduğunu söylemiş....
Bir "cahil provokatör" olarak söyleyeyim: Erdal Bey çok haklı!.. Oyuncu dediğinin sahnede hayat boyu ne işi var ki? İyi bir tiyatrocu 30-40 senelik meslek hayatında bir, haydi bilemediniz iki defa rol alıp sonra yan gelip yatmalı yahut dizilere dalmalıdır! Hattâ hayatında bir defa olsun kapalı gişe oynama başarısını gösterdi ise ikinci bir oyunda rol almasına bile gerek yoktur, tiyatroya arada bir uğrayıp oranın havasını teneffüs etmesi bile belediye yahut devlet tiyatroları için sadece bir şereftir!
Bu hesapla, Müşfik Kenter, Yıldız Hanım yahut Haldun Dormen gibi kıdemli tiyatrocuların oynama azimleri ve sanatlarını yaşatma çabaları gereksiz bir gayrettir. Sanatlarını arkalarına belediyeyi yahut devleti almadan yarım asır boyunca icra etmiş olmaları da onların kabahatidir, tek-tük birkaç oyundan sonra hiçbir iş yapmadan senelerce aylık almayı düşünememeleri ise enayilikleri!
PARA HALKTAN ÇIKIYOR!
Halk, yine Erdal Bey'e göre Şehir Tiyatroları'ndaki oyunları 7-8 lira karşılığında seyredebiliyormuş ama özel tiyatrolara gidebilmeleri için en az 30 lira vermeleri lâzımmış. Dolayısı ile halkın az para ödeyerek oyun seyretmesinin önüne geçmeye kimsenin hakkı yokmuş!
Şehir yahut Devlet Tiyatroları'nın arkasında belediyeler ile Kültür Bakanlığı olmasa ve bilet fiyatları sübvanse edilmese, bu sözü söyleyenler o 7-8 liralık biletleri rüyalarında bile göremezler! Maliyeti kurtarmanın şartı fiyatları 30 lira seviyesinde tutmak ise, 7-8 liraya oyun seyrettiren kamu kuruluşlarının etrafa saçtıkları aradaki 22-23 lira farkın kaynağı verdiğimiz vergiler, yani cebimizden çıkan paralardır.
Neredeyse bir asır öncesinden kalma bir "sanat sistemi" düşünün: Konservatuvarı bitiren oyuncu adayı belediyeden yahut devletten kadro elde ettiği anda geçimini garanti altına almış olacak, aylığı emekliliğine kadar tıkır tıkır ödenecektir. Dolayısıyla neden sahneye çıkıp yorulsun ki? Maaş onun için bağlı olduğu kuruma verdiği hizmetin karşılığı değil, dizi gelirinin yanında ek ödenek gibidir!
Türkiye'de üstelik, sanatçıların mesleklerini kurum dışında icra etmeleri konusunda da tam bir çifte standard vardır: Meselâ, TRT'nin kadrosunda bulunan bir müzisyen kurum dışında iş yapacak olsa, yönetim o sanatçının anasını ağlatır; zira kadrolu sanatçının başka yerde çalışması yasaktır. Dışarıda iş yaptığı öğrenilirse hakkında ardarda soruşturmalar açılır, musiki ile uğraştığına uğraşacağına pişman edilir, ihtarlar, tekdirler, ikramiye kesmeler yağar durur.
NEREDE O SİYASETÇİ?
Ama resmi tiyatroların kadrolu oyuncuları başta TV dizileri olmak üzere kurum dışında her türlü işi yapmakta serbesttir. Bir oyuncu kendi kurumunun temsillerinde uzun zaman görünmese bile dizilerde hemen her an rahatça boy gösterebilir.
Şehir ve Devlet Tiyatroları'nda senelerden buyana devam eden mâlûm repertuvar çekişmelerini, klikleri, grupları, "filânca filancanın adamıdır" vıdılamalarını, mükemmel şekilde işleyen bankamatik sistemini ve nihayet belediyecilerden tiyatro uzmanı yapılmaya çalışılması gibi artık gittikçe sıkan komiklikleri bir tarafa bırakarak söyleyeyim:
Devir artık "devlet tiyatrosu", "devlet orkestrası", "devlet balesi" yahut "devlet korosu" gibisinden adının başında "devlet" sözünün bulunduğu resmî sanat kuruluşlarının devri değildir, o defterler sanatın ciddî olarak yapıldığı memleketlerde çoktan kapatılmıştır.
Çok gecikmiş olan son sözü söyleyerek Türkiye'yi ellilik, ellibeşlik balerinler ülkesi olmaktan kurtaracak basirete sahip bir siyasetçi acaba ne zaman ortaya çıkacak?