İstanbul Boğazı'ndaki peygamber şifresi!
KESİLMİŞ ağacın içinde yahut sokak kedisinin damağında "Allah" yazısının belirmesi, filânca köydeki tepeye güneş vurduğunda ovaya Atatürk'ün siluetinin düşmesi veya feşmekân yerdeki kayada Atatürk'ün çehresinin görünmesi gibisinden keşiflere bir yenisi daha ilâve edildi:
İstanbul Boğazı'nda da meğerse "Muhammed" yazılıymış... Boğaz'ın Karadeniz'den Marmara'ya uzanan görüntüsünü hafif sola çevirip de dikkatle bakarsanız Arap harfleri ile "Muhammed" kelimesinin yazdığını açıkça görebilirmişsiniz...
Geçen gün bazı gazetelerin internet sitelerinde bu yeni keşfin hem haberi hem de Boğaz'ın görüntüsü vardı... Haberi okuduktan sonra Boğaz'ın uygu fotoğrafına baktım, şekil olarak "Muhammed" kelimesini andırdığını falan göremedim. Sonra daha da dikkatli bakayım dedim ve peygamberin ismini değil ama Anadolu Kavağı'nı, Haliç'i, köprülerin siluetini, vesaireyi gördüm...
Sadece ben değil, Arap harflerini bilen herkes, Boğaz ile "Muhammed" kelimesinin yazılışı arasında hiçbir alâkanın bulunmadığını zaten hemen farkedecektir.
ORAK-ÇEKİÇ KAZISI
Heryerde ve herşeyde ilâhî bir sembol, kutsal bir logo yahut ortak değerlerle alâkalı şekiller görmeye meraklı olan birileri zoraki benzetmelerle ortaya "Ağaçta Allah, kayada da Atatürk yazılı" gibisinden tuhaf iddialar atıyorlar. Basın bu garabetlere mal bulmuş magribî gibi sarılıyor; yazılanları okuyan binlerce, onbinlerce kişi inanıyor ve aslı asdarı olmayan böylesine uydurma havadis, internetin de verdiği gaz sayesinde bir zaman sonra "kesin bilgi" hâlini alıyor!
Bundan 35-40 sene önce başka semboller bulmaya, özellikle de Tekel'in çıkarttığı Maltepe sigarasının paketlerinde orak-çekiç keşfetmeye pek meraklıydık...
"Paketin içini boşalt, 'M' ve 'e' harflerini yanyana getir, sonra sağ köşeden muska şeklinde katla, uzun tarafı geriye bük, ortadan yeniden katla, altta kalan parçayı öne doğru tekrar kıvır ve tam ortasından arkaya katla" denirdi... Merak edip bu komediyi uyguladığınız takdirde ortaya çıkan ve Picasso'nun bile düşünemediği tuhaf şekli gösterip "Aha işte orak-çekiç!" derlerdi. "Yahu, bunun orak-çekiçle ne alâkası var? Adamların işi gücü yok da sembollerini sigara paketine böyle kıvırtmalarla mı koyacaklar?" diye karşı çıktığınız takdirde, alacağınız cevap "Sus, komünistlik etme!" olurdu.
İSLÂMÎ VE LÂİK KEŞİFLER
Derken aradan zaman geçip de sigara paketlerinin üzerindeki yazılar değişince orak-çekiç merakı da nihayet buldu ve başka bir heves aldı, yürüdü: Otta, böcekte, balıkta velhâsıl tabiatta canlı olan ne varsa hepsinde esmâ-yı hüsnâyı yani Allah'ın 99 adını keşfetme modası...
Bazı dergiler kapaklarından başlayıp son sayfalarına kadar bu natüralist benzetmelerle dolu halde yayınlanırdı...
Dinî yayınlarda böyle benzetmeler çıkınca lâik kesim hiç durur mu? Karşılık vermemelerinin imkânı mı var? Onlar da dağda, taşta ve hattâ bulutlarda "Atatürk" aramaya başladılar ve tabii ki, buldular!
Ağacın gövdesinde, kedinin damağında, dağın tepesindeki kayada ve nihayet İstanbul Boğazı'nın kıvrımlarında başka mânâların ve görüntülerin bulunduğu yolunda son senelerde yapılan büyük keşifler, işte böyle uzun seneler boyunca devam etmiş olan derin araştırmaların neticesidir. İnternet sitelerinin daha fazla tıklanma hevesleri vâroldukça da böyle keşiflerin sayısı artacak ve bundan böyle lâfz-ı celâl yahut Atatürk suretleri ile de sınırlı kalmayacak ve kimbilir daha neler neler uydurulacaktır!