İstanbul halkı protokolü neyse ki öğrendi, yoksa Putin'in kafasına takunya fırlatırdık
Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin, bu hafta yaptığı İstanbul ziyaretini neyse ki kazasız-belâsız atlattı. Zira, İstanbul halkı Rus devlet adamlarından pek hoşlanmazdı, daha önce bazı hadiselere sebep olmuş, meselâ 1801'de Süleymaniye Camii'ni ziyaret eden Rus Büyükelçisi General Vasiliç Stepanoviç Tamara'yı takunya yağmuruna tutmuştu.
Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin bel ağrıları içerisinde ve neredeyse iki büklüm vaziyette bu hafta İstanbul'a geldi ve Dolmabahçe Sarayı'ndaki Başbakanlık ofisinde Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüştü.
Putin'in ziyareti ile ilgili haberi okuyup görüntülerini de görünce "Koskoca Rusya'nın anlı şanlı lideri İstanbul'a neyse ki halkımızın yabancı devlet büyüklerine hiç ayırım yapmadan hürmet gösterilmesinin nezaket ve evsahipliği gereği olduğunu öğrendiği zamanda geldi; yoksa eskiden olsa idi, kafasına birşeyler fırlatılması ihtimali vardı." diye düşündüm.
Zira, İstanbul'un Rus devlet büyüklerinin ağırlanması hususunda bundan 211 sene öncesinden kalan bir sabıkası vardı: O zamanın imparatorluk başkenti olan İstanbul'a 1801'de yine bir Rus tarafından yapılan ziyaret sırasında büyük rezalet yaşanmış, medrese öğrencileri Rus Büyükelçisi'nin kafasına takunya fırlatmış, bu işe öncülük ettiği anlaşılan iki öğrenci idam edilmiş, bazıları da sıra dayağına çekilmişti.
İşte, bu takunya fırlatma hadisesinin ayrıntıları:
Avrupa'da o senelerde neredeyse bütün devletler birbirlerini yemekle meşguldü ve kıt'anın her tarafı savaş içerisinde idi. Bu didişmeler önceleri Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu'nun işine yaradı. Ruslar, Avusturya ile anlaşıp Polonya'yı paylaşırken Avrupa'da olup bitenlere karışmayan Osmanlılar fırsattan istifade ederek reform çabalarına giriştiler. Zamanın padişahı Üçüncü Selim, önceliği ordunun yenilenmesine verdi ve "Nizâm-ı Cedid" adını verdiği yeni bir orduyu kurmakla meşgul oldu.
Derken, sahneye Napolyon Bonapart ve Fransa'nın yayılmacı politikası çıktı. Napolyon'un Akdeniz'i bir "Fransız gölü" haline getirme ve Balkanlar'ı da ele geçirme planlarını devreye sokması, Osmanlılar'ı Fransa'ya karşı tarihî düşman Rusya ile ittifak kurmak zorunda bıraktı.
Rus Çarı Birinci Pavel, ittifakın ardından Vasiliç Stepanoviç Tamara adındaki bir generalini 1801'de büyükelçi olarak İstanbul'a gönderdi...
Elçinin gelişinin ardından, Türk-Rus ilişkilerinde kısa bir zaman için cicim ayları yaşandı. Ama, Çar Pavel'in birdenbire ölmesi üzerine yerini alan oğlu Birinci Aleksandr'ın "Babasının politikalarını bir tarafa bırakıp babaannesi İkinci Katerina'nın izinden gideceğini, yani Osmanlılar'ın da aleyhine bir politika takip edeceğini" duyurması üzerine, Türkiye'nin Rusya'ya bakışı değişti ve halkta Ruslar'a karşı yeniden bir nefret başladı...
Büyükelçi Tamara, işte o günlerde akıllara ziyan bir iş yaptı, İstanbul'un camilerini yakından görmeye merak saldı. Şehrin dört büyük camiini hiçbir hadise çıkmadan ziyaret etti, bir gün Süleymaniye Camii'ne gitti ve kıyamet işte orada koptu...
General Tamara, adamları, diğer bazı Avrupalı elçiler, hükümet tarafından verilen muhafız birliğinin refakatinde camiye geldikleri sırada avluda toplanan medrese talebeleri ziyaretçilerin içeriye girmelerine izin vermedi. Tamara'nın "Ziyaret iznini hükümetinizden aldım, siz de kim oluyorsunuz?" demesi üzerine çileden çıkan öğrenciler önce Rusya ve büyükelçi hakkında ağızlarına geleni söylemeye başladılar, ardından bir taş sağanağı başladı ve taşları da takunya yağmuru takip etti...
Atılan takunyalar, camiye General Tamara ile beraber giden Napoli Büyükelçisi'ni kan-revan içerisinde bıraktı, Tamara'nın hanımı oracıkta şrrak diye düşüp bayıldı, bir Rus albay da kafasına yediği takunya yüzünden ağır yaralandı. Takunya yağmuru öylesine yoğun idi ki, büyükelçiye refakat eden askerler de müdahalede bulunamadılar ve diplomat heyeti apar-topar Süleymaniye'den ayrılmak zorunda kaldı.
Takunya hadisesi, o zamanın Osmanlı hükümet merkezi olan Bâbıâlî'yi hayli zora soktu. Hemen soruşturma başlatıldı, hadiseye katılanlar yakalanıp zindana atıldılar ve hükümet, General Tamara'dan resmen özür diledi. Yaşanan rezalet çok büyük olduğu için özrün kâfi gelmeyeceği düşünüldü, hükümet elçi ile karısına o zaman için bir servet olan 2 bin 500 kuruş değerinde hediyelerle dolu iki bohça gönderdi ama hadise karşısında olgun davranan büyükelçi "Hükümetin özrü kâfidir, hediyeye hiç gerek yoktur" diyerek bohçaları geri yolladı.
Büyükelçi başlangıçta böylesine olgun şekilde hareket etmişti ama daha sonra bir başka talepte bulundu: Kendilerine saldıran medrese öğrencilerinin hadise yerinde, yani Süleymaniye Camii'nin avlusunda falakaya yatırılmalarını istedi.
Asıl kriz, elçinin bu dayak talebi üzerine yaşandı. Hükümet falaka için hemen hazırlıklara başladı ama devreye zamanın hükümdarı Üçüncü Selim girdi, "Din talebesine meydan dayağı atıldığı nerede görülmüştür? Herifleri götürüp teker teker asın ama sakın dayak atmaya kalkıp haysiyetleri ile oynamayın" buyurdu!
Neticede iki talebe idam edildi, bazıları sürüldü, bir kısmı da kapalı bir mekânda dayak yediler ve Süleymaniye'de yaşanan rezalet bu şekilde son bulmuş oldu...
Putin'in Dolmabahçe'de Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüşmesi, bana tarihçi Ahmet Önal'ın bundan birkaç sene önce Osmanlı Arşivi'nde belgelerini bulduğu işte bu hadiseyi hatırlattı ve "Moskof'a karşı alışkanlıklarımız neyse ki değişmiş, yoksa Putin'in bu son ziyaretinde de büyük rezaletler yaşardık" diye düşündürdü...
Süleymaniye'de yaşanan takunyalı rezaletin ayrıntılarını bu sayfadaki kutuda okuyabilirsiniz...
Padişahtan nazik uyarı: 'Öğrenciyi dövmek çok ayıptır, götürüp asın!'
Süleymaniye Camii'nin avlusunda kafasına takunya yiyen Rus Büyükelçisi General Vasiliç Stepanoviç Tamara hadise karşısında olgun davrandı, saldırının Türk-Rus münasebetlerini etkilemeyeceğini söyledi, hattâ hükümetin gönderdiği servet değerindeki hediyeleri de kabul etmedi ama başka bir talepte bulundu:
Büyükelçi, saldırının tahrikçilerinden birkaçının idamını, hadisede parmağı olanların sürgün edilmelerini, fazla kabahati olmayanların da önce azarlanmalarını ve ardından sokaklarda teşhir edilerek Süleymaniye Camii'nin avlusunda meydan dayağına çekilmelerini istedi!
Hükümet büyükelçinin taleplerini yerine getirmek üzere iken devreye zamanın hükümdarı Üçüncü Selim girdi ve "Yahu, din talebesine milletin gözleri önünde dayak atılması nerede görülmüştür? Herifleri götürüp asın, sürün ama sakın öyle meydan dayağına falan çekmeyin!" buyurdu...
Padişah, Bâbıâlîye gönderdiği yazıda "Din talebesinin Süleymaniye'nin avlusunda alenen dayak yemesi olamaz. Bu hadise yüzünden bütün talebenin idamı mümkündür ama medrese talebesinin halkın önünde dövülmesi görülmüş, işitilmiş şey değildir ve buna cesaret edilemez! Hadiseye sebep olan fesatçıları idam edin, sürün fakat milletin gözünün önünde azarlamaya yahut dayak atmaya kalkmayın, yoksa işler daha kötü olur haaa!" diyordu.
Padişahın "Asın ama sakın hâââ dövmeyin" şeklindeki bu nazik uyarısı üzerine sadrazam vekili ile şeyhülislâm, hem hükümdarı hiddetlendirmeyecek, hem de Rus elçisini memnun edecek bir çözüm buldular: Hadiseye karıştıkları belirlenen 18 kişiden ikisi Rumelihisarı'nda saldırıya uğrayan diplomatların önünde asılarak idam edildi. İki saldırgan yine aynı kalenin zindanına kapatıldı, geriye kalan 14 kişi de Süleymaniye'nin avlusu yerine Bâbıâli'de yine elçilerin huzurunda sıra dayağından geçirildikten sonra serbest bırakıldılar.
Rus Elçisi General Tamara idamlardan memnundu ama 14 medrese talebesinin dayaktan sonra serbest bırakılmasından pek hoşlanmamıştı. Elçilik tercümanı Konton, "Reisülküttab"a, yani zamanın Dışişleri Bakanı'na "Böyle basit şekilde cezalandırma, Rusya ile alay etmektir" dedi, Reisülküttap, "Suçları sabit olmadığı için hafifçe cezalandırıldılar. Serbest bırakmamızın sebebi zaten diğer arananları yakalayabilmektir. Hiç merak etmeyin, işin üzerine gitmeye devam ediyoruz" cevabını verdi ve kriz Prusya Elçisi'nin arabuluculuğu ile son bulabildi.
R E S İ M A L T L A R I
1.
İstanbul halkının Rusya'yı protesto vasıtası: Takunya!
2.
Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ve Başbakan Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe'de.
3.
19. yüzyılda Süleymaniye.
4.
Rus Çarı Birinci Aleksandr.
KUTU-1-1
Takunyalı saldırı konusunda Üçüncü Selim'in yazılı bir emri.
KUTU-1-2
Sultan Üçüncü Selim.