Don Kişot'un Hristiyan cihadına katılan yazarının elini uçurmuştuk
Don Kişot'u hepimiz işitmişizdir ama yazarı Miguel de Cervantes Saavedra'nın hayat hikâyesini pek bilmeyiz. İspanyol bir doktorun oğlu olan Cervantes, Papa'nın bize karşı açtığı cihada katılmış, 1571'deki İnebahtı Savaşı'nda bir Türk güllesi sol elini götürmüş, korsanların eline düşmüş ve Cezayir'de beş yıl boyunca esaret hayatı yaşamıştı.
MIGUEL de Cervantes Saavedra'nın yeldeğirmenleriyle savaşan şövalyesinin romanını, yani Don Kişot'u hepimiz bilir; atı Rozinante'yi ve seyisi Sanço Panza'yı hemen hatırlarız.
Ama eserin yazarı olan Cervantes'in hayatının ayrıntıları, meselâ İspanya'nın bu en meşhur yazarının 1571'de yenilgimizle sonuçlanan İnebahtı savaşına katıldığı, savaşta sol elini kaybettiği, hattâ beş yıl boyunca Cezayir zindanlarında kaldığı bizde pek anlatılmaz.
1547'de doğan Cervantes bir doktorun oğlu idi. Baba Rodrigo Cervantes soylu olduğunu iddia ediyordu ama zengin değildi. Yedi çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğu olarak doğan Miguel de Cervantes'in hayatı, babasının alacaklılarından kaçmak için ailesi ile beraber şehirden şehire dolaşmakla geçti. Sevilla'da bir Cizvit okulunda okuduktan sonra Madrid'de üniversiteye gitti ama kavgada bir arkadaşını yaralayınca hayatının seyri değişti. Hakkında tutuklama kararı çıkartılınca da 1569'da İtalya'ya kaçtı.
Bu sırada Papa Beşinci Pius, Osmanlı Devleti'ne karşı bir Haçlı Seferi düzenlemekle meşguldü. Bu iş için bir donanma hazırlandı ve gemiler Osmanlılar'ın elinde bulunan Kıbrıs'ı geri almak için yola çıktılar. Donanmadaki askerler arasında İtalya'da bulunan genç Cervantes de vardı.
Haçlı donanması, 7 Ekim 1571'de Yunanistan'ın Patrai körfezinde Türkler'in "İnebahtı", Avrupalılar'ın "Lepanto" dedikleri yerde Osmanlı donanması ile karşılaştı. Savaş birkaç saat sürdü ve Kapdan-ı Derya Müezzinzade Ali Paşa'nın hatası neticesinde donanmamız tamamen yokedildi. Cervantes savaşta göğsüne iki kurşun yemiş, sol elini de bir gülle götürmüştü. İleride bu yüzden "El Manco de Lepanto", yani "İnebahtı'nın sakatı" diye anılacaktı.
Cervantes'in talihsizliği kolunu kaybetmekle bitmedi. 1575'te Akdeniz'de yine bir İspanyol gemisindeyken Türk korsanlar tarafından esir alındı ve Cezayir'de köle olarak satıldı. İstanbul'a gönderilmek üzereyken ailesi kilisenin de desteğiyle toplanan fidyesini gönderdi ve Miguel özgürlüğüne kavuştu.
Ülkesine döndükten sonra 1585'te evlendi, iş bulamadığı için yazarlığa başladı ve ilk kitabını da evlendiği sene yayınladı. Ama geçim sıkıntısı içindeydi. Karısını ve evini bırakıp gezici vergi memurluğu yapmaya başladı. 1587'de halktan topladığı vergiyi bir bankere kaptırınca hapse girdi ve iki sene hapiste kaldı. Daha sonra yeniden hapse düştü, 1605'te tekrar devlet memuru oldu ve en önemli eseri Don Kişot'u yayınladı.
Don Kişot'tan önce de kitaplar yazan Cervantes başarılı olamamıştı ama Don Kişot sayesinde sadece İspanya'da değil bütün Avrupa'da zirveye çıktı. Hatta, eserinin, o dönemde bile taklitleri yayınlandı. 22 Nisan 1616'da Madrid'de öldüğünde artık şöhretinin zirvesindeydi.
Bir elini kaybettiği İnebahtı Savaşı'nın ve Cezayir'de esir olarak geçirdiği beş yılın hatıraları, Cervantes'in bütün eserlerini derinden etkiledi. İnebahtı'da bıraktığı sol eli ona dünya çapında ve asırlar boyunca devam edecek bir şöhret kazandırmıştı.
HATTIN BÜYÜK ÜSTADLARI
Tuğrakeş İsmail Hakkı Bey
ÇOK yönlü sanatkârlardan olan İsmail Hakkı Bey, 1873'te İstanbul'da doğdu. İlk yazı derslerini babası Mehmed İlmi Efendi'den aldı, o zamanın Güzel Sanatlar Akademisi olan "Sanayi-i Nefise Mektebi"ne girdi, 1893'te akademinin resim bölümünden mezun oldu ama resimle fazla uğraşmadı.
Akademide öğrenciyken tuğra çekmesini öğrendi, Divan-ı Humayun'da görev aldı ve burada "birinci tuğrakeşliğe" getirildi. Sülüs yazıyı Kâmil Akdik'e yazması sırasında bakarak, celi sülüsü de Sami Efendi'den öğrendi. Lozan Andlaşması'nın imzalanması sırasında anlaşma metninin cumhurbaşkanına ait resmi mühürle şekillendirilmesinde İsmail Hakkı Bey'den istifade edildi ve Dışişleri'nin yaptığı andlaşmaları da senelerce o yazdı.
Hocalarından olduğu hat okulu "Medresetü'l-Hattatin" 1928'de Latin harflerinin kabulüyle kapatıldı ancak "Şark Tezyini Sanatlar Mektebi" adıyla devam etti ve daha sonra Güzel Sanatlar Akademisi'ne bağlandı. İsmail Hakkı Bey, burada senelerce tezhib dersi verdi. Asıl ustalığı tuğra, celi sülüs, divani ve celi divani yazılar olan sanatkâr özellikle celi sülüste kendine has bir buluş sahibiydi. "Altunbezer" soyadını alan sanatkâr, İstanbul'da 1946'da vefat etti.
İFTAR MUTFAĞI
Vişne ekmeği
MALZEME
- Şeker
- Vişne
- Ekmek
- Yağ
YETERİ kadar şeker bir miktar suyla kestirilir, köpüğü alınır, saplarından ayrılıp çekirdekleri çıkartılmış olan vişneler içine atılır ve pişirilir. Taneler çekip ufaldıktan sonra ateşten indirilir. Has undan yapılmış ekmek ince ince dilimlenir ve sade yağda iyice kızartılır. Çukur bir sahanın içine istif edilir ve önceden hazırlanmış olan vişneler kepçeyle üzerine konur. Kıvamına gelecek şekilde pişirilmişlerse birkaç kaşık su konur, sahanın kapağı kapatılır ve kor üzerinde suyunu çekinceye kadar kaynatılır ("Melceü't-Tabbâhin"den).
CİNLER VE MELEKLER ALBÜMÜ
Hazreti Süleyman ve cinleri.
YÜZ KÜSÜR YIL ÖNCESİ
18. yüzyılın sonlarında bir Arnavut delikanlısı...