Monşer kalmayınca...
HABERİ gazetelerde okuyup da "Büyük dük" ibaresini görünce epey şaşırdım... "Büyük dük" sözü, bana çocukların kendi aralarında söyledikleri tekerlemeleri hatırlattı...
"Büyük Dük", Fransızca "Grand-duc"ün Türkçe tercümesi imiş... Lüksemburg'un "Grand-duc", Türkçe telâffuzu ile "Grand dük" ünvanını taşıyan hükümdarı ve aynı zamanda Avrupa'nın en varlıklı işadamlarından olan Henri geçen gün Türkiye'ye gelmiş, dışişlerimiz Henri'nin ünvanını aynen tercüme edip de "Büyük Dük" diye duyurunca gazetelere böyle yansımış...
Tarihten gelen bazı ünvanlar ve mekân isimleri vardır, bunları tercüme edemezsiniz, orijinalleri nasıl ise bütün dillerde o şekilde kullanılırlar. Türkiye'nin imparatorluk döneminde hükümet merkezi olan ama kelime kelime çevirmeye kalktığınızda "Yüksek Kapı" mânâsına gelen "Bâbıâlî" yahut Fransız Dışişleri Bakanlığı binasının tercümesi "Orsay Rıhtımı" gibisinden bir tuhaflığa dönen ismi, yani "Quai d'Orsay" gibi...
"Grand duc" de bu şekilde tercümesi gerekmeyen unvanlardandır. Türk gazetelerinin 1950'li, 60'lı, hattâ 70'li yıllardaki kolleksiyonlarına baktığınızda ünvanları "Grand dük" veya "Grand düşes" diye yazılmış olan beylerle ve hatunlarla alâkalı dünya kadar haber görürsünüz...
BÜYÜK DÜK, MİNİ BARON
Dün gazetede bu "büyük dük, küçük dük, iri kont, hantal leydi" bahsini tartışırken yeni imal edilen "büyük dük" sözünün bazı arkadaşların kafalarını karıştırdığını gördüğüm için hatırlatmak istedim: Fransızca'da "büyük" mânâsına gelen "grand" sıfatı bir ünvanın, meselâ "dük" sözünün başına geldiği zaman o ünvanı taşıyan kişinin "dükler arasında ilk sırada bulunan zât" olduğunu göstermez. "Grand-duc" genellikle Rus hanedan "prens"leri için kullanılır, Romanov ailesinde hükümdarların erkek soyundan gelen ve hanedana mensup olan erkek torunları "grand-duc" olurlar. Alman hanedanlarında da küçük farklarla benzer anlama gelen "Erzherzog" ünvanının Fransızca karşılığı "Arşidük"tür ve o da "prens" demektir.
"Prens"e karşılık olarak kullanılan benzer bir ünvan aslında bizim tarihimizde de vardır: "Şehzade"!... Şehzadeler padişahların oğulları yahut erkek soyundan gelen torunlarıdır, Türkçe'de geçmişte "prens" diye bir kelime yoktur ama "şehzade" kavram olarak "prens" karşılığıdır ve padişah nesline mensup erkeklerin ünvanları batı dillerine "prens" diye tercüme edilir.
Hani milletin "Babası emredecek ve ha bu hafta, ha önümüzdeki hafta boğdurulacak" diye âkıbetini ekran başında heyecan içerisinde beklediği Şehzade Mustafa; yani Kanunî Sultan Süleyman'ın büyük oğlu Mustafa var ya...
"Şehzade Mustafa" ibâresi, batı dillerine "Prens Mustafa" diye tercüme edilir... Mihrimah Sultan "Prenses Mihrimah", Kanunî'nin kardeşi Fatma Sultan da "Prenses Fatma"dır...
KRALLIK DEĞİL, DÜKALIK
Lüksemburg'un başındaki zâtın "Grand duc" ünvanını taşımasının sebebi ise başkadır ve bu kişinin imparator yahut kral soyundan gelmesi ile değil, memleketin hukukî statüsü ile alâkası vardır: Zira, Lüksemburg krallık yahut imparatorluk değil "dükalık"tır, feodal asırlardan kalma ve krallığın altında ama feodal beylerin çok üzerinde ünvan taşıyan "dük" ailesi tarafından idare edilir. "Lüksemburg Grand Dükü" demek o memleketin en büyük dükü falan değil, "hükümdarı" demektir ve Türkiye'ye gelen Lüksemburg Grand Dük'ü Henri, bu küçük ama Karun kadar zengin memleketin sahibidir!
Vaktiyle her vesile ile lâf edilen ve mutlaka dokundurulan eski monşerlerden artık pek kimse kalmamış olacak ki, hariciyemiz "Grand dük" ünvanını Türkçe'ye "büyük dük" diye nakletmiş...
Benim tanıdığım o monşerler, böyle birşeyi asla yapmazlardı!