Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TİYATRO sanatçıları ve emekçileri yürümüşler. Bilimin siyasallaşmasına, yargının siyasallaşmasına itiraz etmişler, laik cumhuriyetin ve çağdaş eğitimin tehdit altında olduğundan bahisle bu gidişatın tehlikeli olduğuna dikkat çekmişler. Kimi "içinden geçtiğimiz şu hassas döneme" dikkat çekmiş, kimi "aydınlık ve demokratik bir ülke" istiyoruz demiş, biri de "anti laik ve Atatürk karşıtı bir zihniyet iktidarda olduğu için" yürüyüş yaptıklarını belirtmiş. Haber "Tiyatroculardan Beyoğlu'nda laik cumhuriyet yürüyüşü" olarak çıktı, internette aranabilir, yürüyüşü gerçekleştiren oyunculara şöyle bir bakılabilir. Parlaması beklenirken bir türlü pırıldayamamış olan orada, bir anlığına ışıldamış ama erken sönmüş orada, miyadının dolmuş olduğunu kabullenemeyenler orada, miyadını kendi elleri ile, adeta özel çaba göstererek dol-durtmuş olan orada. "Babam tiyatrocu, hayat arkadaşım çok popüler, ama ben hâlâ istediğim kanalda program yapamıyoruuuum"dan mustarip olan orada. Onca yıl o soğuk havası, o karizmatik doğasından taviz vermeyen, ama orta yaşın son demlerinde ruhen sorbeye dönüp histerik hallere gireni orada. Bayat esprilerine bulabildiği alıcı sayısı giderek düşmekte olduğundan mütevellit darbe çağrılarına filan gönül indiren, darbe yapılsa davulla zurnayla katılacağını söyleyen antipatik anti-mizah elementi orada. Melodramların aranan yakışıklısı iken, asık suratlı bir militarizm taraftarı haline gelen eski tüfek jön orada. Yıllardır yan rollere çıkıyor oluşunu, aslında yan rollerden başkasına çıkamayacak oluşunu, kendisine "siyasi" görüntüsü verip "şekil yaparak" aşmaya çalışan kim varsa orada. Yok, tamı tamına "loser" da değiller; sadece yakaladıkları fırsatlara oranla çok fazla maç kaybetmiş gibiler. Ve kesinlikle sorsanız bundan da "AKEPE"nin suçlu olduğunu söylerler. Ameliyathanede kolbastı oynayan doktorlardan bile hükümeti suçlu tutan bu ruhsal akrabalık türü; hükümeti, sahiden suçlu olduğu satıhlarda bile masum göstermeye yarıyor, farkında değiller. Korku saçmanın ve tehdit çanlarını yanlış yere asmanın sahiden netameli olan alanları da hükümden düşürdüğünü, görünmez kıldığını anlamaz bir haldeler.

        BURALARA DA GELİN...

        Bu artistleri hiç asit kuyularından çıkarılan kemikler yüzünden yürürken göremiyoruz. Millet iradesine e-muhtıra ile hat çizilirken göremiyoruz, "sözüm sana asker, siyasete karışma, yeter" derken göremiyoruz. 16 bin faili meçhul cinayetin hesabını sorarken göremiyoruz, Hakkarili çocuk, başına dipçik üstüne dipçik yerken göremiyoruz. Darbe planlamış, mühimmat yığmış eski-muvazzaf asker/siyasilere cumhuriyet aşkı adına tek bir laf ederken göremiyoruz. Şefkate ve sevgiye hasret kalmış birtakım generalleri kışkırtan, "millet hazır paşam, siz evet deyin yeter" yollu gazlamalarla kendi konumunu tahkim etme arayışına giren güya sivil sözde gazetecilere "sen ne biçim gazetecisin?" diye sorarken göremiyoruz. Çağdaşlık adına bol ahkâm keserken görüyoruz da, "parti kapatma" gibi gayet çağdışı işlerle uğraşanların hangi yüzyıla ait olduğunu sorgularken göremiyoruz.

        Hadi bütün bunları geçtik; sorsak hepsi 12 Eylül'e ağız dolusu laf eder, ama onları nedense "Kenan Evren neden köşke çıktı?" diye sorarken bile göremiyoruz. Tamamı tiyatro oyuncusu, ama onları 45 kişinin öldüğü, yaraların hâlâ sarılamadığı Mardin Bilge köyünde, "hayrına" bir oyun sergilerken göremiyoruz.

        Çağdaş eğitimden bahsederken görüyoruz, ama bir grup kadını kılıklarını bahane ederek çağdaş eğitimden uzak tutan zihniyete itiraz ederken, "eğitim hakkı kutsaldır" derken göremiyoruz. Yıllardır ama yıllardır, içinde "irtica", "geriye gitmek", "İran olmak", "şeriat gelmesin" ifadeleri geçen cümlelerle yürünüyor bu ülkede.

        Hani bilmeyen biri çıkıp, "bu şeriat dediğiniz nedir, bu kadar taliplisi varsa neden gelmiyor? Beyaz atlı prens midir mübarek, kendisini bu kadar naza çekti" diyebilir. Bilmeyen biri çıkıp, "bu irtica nedir, bir türlü hortlayamadı, elde kazık, kutsal su, sarımsak üçlüsü, bekleye bekleye koktuk bre!" diye terslenebilir.

        Saftoron biri çıkıp, "Türkiye İran olmasın diyorsunuz ama sizin Avrasyacı kemalist ulusalcı dostlarınız, İran ve Çin'e yaklaşalım diyor, 'Tür-kiyeyi geriye götürdü pis anti kemalist' dedikleriniz ise Mustafa Kemal'in gösterdiği rotada, liberal batılı dünyaya entegre olmaya çalışıyor, burada bir terslik yok mu?" diye sorabilir. Ama bu yürüyüşlerin, bu arkadaşların meselesi bu değil ki. Onlar ülkenin mütedeyyin aktörleri ne yöne giderse, tersini gösteren ibreler edinmekle memur sayıyorlar kendilerini.

        Batılılaşma eleştirisi yapılırken ve kendisini dindar sayan insanlar geleneksel islam'ın vazettiği şekilde tutum-tavır takınırken bu kesimin külliyen "gerici" olduğundan dem vuruyorlardı. Batılılaşma eleştirisi, kısmen taban nezdinde ve yönetim düzeyinde "batı tipi liberal demokrasinin oluşturduğu bir dünyaya entegre olmaya" dönüşünce de, "cumhuriyet elden gidiyor" diyorlar. Susurluk aydınlatılsın diye yeri göğü inletip, süreci Susurluk ile hiç ilgisi olmayan Refah Partisi'nin kapatılmasına kadar götürenler, bir nevi Susurluk olan, yer yer Susurluk ile iç içe geçmiş olan ve en az onun kadar vahim olan Ergenekon'a destek çıkmakta beis görmüyorlar.

        Size neden inanalım?

        En iyisi siz yürüyün, biz endamınıza bakalım. Minare yıkılmış ama mihrap yerinde maşallah...

        nbkaraca@htgazete.com.tr

        Diğer Yazılar