Hrant'ın arkadaşlarından mektup var
HRANT Dink'in davası beşinci yılını doldurdu ve üstelik dün, onun doğum günüydü. Yaşasaydı 57 yaşına basacaktı. Davası devam ediyor, bir türlü istenilen sonuca ulaşamıyor.
Başbakan Erdoğan 26 Ocak 2011 tarihinde, benim de bulunduğum bir gezide gazeteci Adem Yavuz Arslan'ın "Bi Ermeni Var" kitabı üzerine açılan konuşmada mevcut gazetecilere şu açıklamaları yapmıştı: "Biz 36 saatte tetikçiyi ve etrafındakileri yakaladık, adalete teslim ettik. Bundan sonrası adaletin işiydi. Ama onlar 4 yıldır duruşmaları bitiremediler. Son olarak da tetikçi, çocuk mahkemesine gitti. Biz, yargı bizden ne talep ettiyse hepsini sağladık. Ancak arkası gelmedi, ana kumanda aydınlanamadı."
O günlerden bugünlere geldik, arada değişen pek çok şey oldu; ama Hrant Dink davası yerinde sayıyor.
"Hrant'ın arkadaşları" açıklamalara, her türden rasyonalize etme girişimine doymuş vaziyetteler; mutmain değiller. Çünkü 19 Eylül Pazartesi günü Beşiktaş Adliyesi'nde bir yenisi daha yapılacak olan duruşmalarda, yıllardır, hiçbir gelişme olmuyor. Başbakan'a bir mektup yazıp hallerini izhar ettiler. Köşe yazarlarının yerinden bildirmek, seslerini bir de böyle duyurmak istediler. "Hrant için, bir günlüğüne köşenizi işgal etmemize izin verir misiniz?" dediler. Seve seve, dedim.
"Sayın Başbakan...
Arkadaşımız Hrant Dink'i öldürdüler. Beşinci yılına yaklaşan adalet arayışımız kadük kalmıştır. Dilekçe verdiğimiz topyekûn devlet, kendini katile yakın gördü. Zaten katil; polis, bayrak ve muzaffer gülümseme kahramanlık posterinde poz vermişti.
Bir türlü ilamını malum edemediğiniz o kalabalık güruh, elbirliği ile kıstırmışlar, hain pusuda kurşun sıkmışlar, kaçmışlar, saklanmışlardı
Şikâyetçiyiz.
'Namus sözümdür adalet' diye ölü evinde ant içtiğiniz halde, Hrant Dink'i işaret parmağıyla gösterip 'bunu' diyen yardımcınızı "Meclis Başkanı", resmi makamda, adamları resmen 'Yakarız canını bak' diyen valinizi 'Vekil', emanet edilen canı kollamayan, kötülerin işini kolaylaştıran Emniyet Müdürü'nüzü 'Vali', 17 yaşındaki O.S.'yi kocaman 'Ogün Samast' ettiniz.
Kan adaletle susar, şikâyetçiyiz.
İsim verdik soruşturun diye, İçişleri Bakanı'nız 'Olmaz onlar bizim çocuklar' dedi. Dışişleri Bakanı'nız, AİHM savunmasında bu toprakların yiğit evladına 'Nazi' dedi.
Çevik kuvvetleriniz, Rakel Dink önlerinden geçerken katillere yazılan methiye türkülerini mırıldanarak Beşiktaş Adliyesi'nde koro yapıverdiler.
Katillerimizi adalet evine getiren Jandarma, cezaevi aracına 'Ya sev ya terk et' diye yapıştırma asmıştı.
Sayın Başbakan, nedir daha derine inmeyi engelleyen o büyük kasabanın sırrı? Nedir sözünüzü tutmanıza mâni olan?
Azınlıklardan gasp edilenin birazını geri vermeniz sebebiyle seslendirdiğiniz nutukta 'Bu ülkede hiç kimse ruh tedirginliğiyle yaşamayacak artık' diyordunuz Hrant'ın veda mektubuna atfen.
İnanın tedirginliğimiz her zamankinden büyüktür. Sayın Başbakan, mala gelenin telafisi bulunur. Cana gelene de davranınız.
O Anadolu toprağından Hrant Dink'in payına bir metrekare toprak düştü; mezarıdır! Kamera denilen vaka-ü nüvis silinmiş, bize kalan azıcık 19 Ocak 2007 seyirliğinde 5 kişi saydık Hrant'a pusu kuranlardan.
Kim bunlar Sayın Başbakan?
Görüneni, görünmeyeni, katillerimizi istiyoruz, adalet olsun, hak hâkim olsun diye. Bizim hakkımız bizde saklı duruyor, helalleşmekten başka çarenin kalmadığı savaş yorgunu memleketimizde.
Suallerimiz cevapsız... Adalet nöbetçisi 'Hepimiz Hrant'ız' diyen yüzbinlerin eli hâlâ vicdanında... Cevaplarımızı almadan susmayacağız, sormaya devam edeceğiz.
Hrant için, adalet için."
Hrant'ın arkadaşları