Kim?
ULUDERE faciasının üzerinden aylar geçti. İstihbarat verilerinin ABD'nin insansız uçaklarından geldiğini ileri süren WSJ haberi, ABD'nin faciadaki payını ortaya koyuyor gibiydi. Haberin yarattığı heyecanla ilk andan itibaren Uludere mağdurlarının ABD'ye dava açtığı/açabileceği haberleri de yayılmaya başladı. Ancak haber, "İstihbarat ABD'nin, karar Türkiye'nin" diyor. Haberden çıkan sonuç, istihbaratı veren insansız hava aracının ABD'ye ait olduğu ama vurma emrini verenin Türkiye olduğu yönünde.
Şu cümlelere dikkat: "ABD Savunma Bakanlığı'nın Uludere olayıyla ilgili raporuna göre, 28 Aralık gecesi ABD'ye ait insansız hava araçları, sınırın Irak tarafında Türkiye'ye doğru ilerleyen bir konvoyun varlığını tespit etti. Ankara'daki Füzyon (Bütünleşme) Hücresi'nde bulunan ABD askeri görevlileri, teröristlerin sıkça geçiş noktası olarak kullandığı bu bölgede tespit edilen konvoydakilerin terörist mi yoksa sivil mi olduğunu belirleyemedi ve Türk tarafına durumu bildirdi. Amerikalı yetkililere göre, Predator'un ek keşfi, Türklerin konvoyu teşhis etmesine yardımcı olabilirdi. Ancak Türk tarafı bu öneriyi kabul etmeyerek, aracın daha uzak bir noktaya yönlendirilmesini istedi(...)"
ABD Savunma Bakanlığı yetkilisi, "Sorumluyu kendi içinizde arayın" diyor.
Bu ifadeler, daha önce Türk basınında karşılık bulmuş olan "Türkiye'nin hayati operasyonlarını yönetenlerin de istihbarat birimlerinin de içinde bazı 'Ergenekoncu oluşum' kalıntıları var, Uludere'yi tasarlayanlar onlardır" tezini destekleyen bir çerçeve gibi. Ancak bu tezin kısa sürede başka yollara saptığını, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a yöneldiğini, oradan da "Oslo Görüşmeleri"nin masaya yatırıldığını ve konunun "Siyasi irade kararlarını verirken yargıya mı danışacak?" eşiğine taşındığını, yürütmeyi yargı vesayetine almak anlamına gelecek akıl dışı yaklaşımları çağırdığını da hatırlayalım.
Uludere mağdurlarının talihsizliği, başka bir kavganın ortasında kalmış olmalarıdır. Ancak bu talihsizliğin sorumlulara konfor temin etmesinin önüne geçmek gerekir.
Nitekim normal prosedürün ABD Savunma Bakanlığı yetkilisinin tam ifadesinde geçtiği şekilde işleyip işlemediğini sormak zorundayız: Predatorların "ek keşif" yapması rutin bir uygulama iken, gelen kalabalığın terörist mi, sivil halk mı olduğunu anlamayı bir parça daha mümkün kılacak bu keşfin yapılmasını kim ya da hangi birim engelledi?
FERHAT ENCÜ'NÜN TALEPLERİ
Dün Uludere'de ailesini değil "sülalesinin çoğunu" kaybetmiş olan Ferhat Encü ile konuştum. Henüz ABD'ye dava açmak gibi bir girişimlerinin olmadığını, ancak yasal olanakların araştırıldığını söyledi. Ferhat Encü'nün önceliği, Cumhurbaşkanı'ndan istedikleri randevuyu bir türlü alamamış olmalarıydı. Uludere mağdurları olarak, kırk günü aşkın bir süre önce Cumhurbaşkanlığı'na randevu için talepte bulunduklarını ancak herhangi bir cevap alamadıklarını söylerken sesi titriyordu. Kırgındı. 34 masumun öldürülmesi, "Kaza oldu, üzerinde durmayın, tazminatınızı alın oturun" tavrıyla geçiştirilebilecek bir şey olabilir miydi?
Ferhat Encü'yü teskin edebilecek herhangi bir cümle bulamadım. "Ne istiyorsunuz Cumhurbaşkanı'ndan?" dediğimi hatırlıyorum. "Gerçeği" diye cevap verdi. "Katliamın sorumlularının aydınlatılması ve yargı önüne çıkarılması için destek istiyoruz" dedi.
"Katliam kelimesini çok sık kullanıyor olmanız, işleri zorlaştırıyor olabilir mi?" diyecek oldum. "Katliam vurgusu, bunun iradi bir eylem olduğu ithamını içeriyor çünkü..."
Ferhat Encü, "Sebep ne olursa olsun, yaşanan şey, bir katliamdır. İster asker yapmış olsun, ister hükümet yapmış olsun, ister PKK yapmış olsun, ister İsrailliler yapmış olsun... Kim yapmışsa onun ortaya çıkmasını ve yargı önüne çıkmasını istiyoruz. Bizim bir hatamız olmuşsa biz de yargılanalım hatta. Yeter ki gerçek aydınlansın."
*
Uludere faciası sivil-asker ilişkilerinin yoluna konulmasına, misal MGK'daki oturma düzeninin değişmesine (Ağustos 2011) tepki gösteren bir derin devlet oluşumunun karşı atağı, kumpası olarak tasarlanmış olabilir. Ancak bakın, Meclis araştırma komisyonunun bu zamana kadar ciddi bir sonuca ulaşamaması, meselenin "askeri mahkemeye havale edileceği" yolunda haberler çıkması ve yalanlanmaması hiç hayra alamet değil.
Yetkililer farkında mı? Bir tuzak varsa bile bu, sorumluların açıklanması konusunda sorumsuz davranmak, meseleye lakayt kalmak suretiyle yavaş yavaş başarıya ulaşıyor.