Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Her 10 Kasım’da aynı şiiri okurdum. “Saat 9’u 5 geçe” diye başlarken yutkunur, derin bir nefes alır, okuyacağım şiirin hikayesine dalardım. Mustafa Kemal Atatürk’ü, tanıdığımda henüz dört yaşındaydım. Annemle babamın okuldan gelişini gözlerken, lojmanın camına çıkar ve “Atatürk, babama selam eder, ellerinden öperim” diye şiirler uydururdum. Babalar ve kızlarının hikayesinde, ne babalar kalpteki hükümdarlığını yitirir; ne de küçük kız prensesliğini... Ulu önderi bunun içindir ki; hep babam gibi sevdim ve hep babam gibi seveceğim... Atatürk’ün Selanik’teki evini ziyaret edenlerin yaşadığı düş kırıklığını sizlere aktarmak için bu kederli, hüzünlü kasımı bekledim. Kültür ve Turizm Bakanlığı, müzeye dönüştürülen evi aslına uygun restore edildiğini açıklıyor; fakat ziyaretçiler, kendilerini bomboş bir evin karşıladığını söylüyor. Atatürk ve ailesinin yaşadığı yılları yansıtan eşyalar yerine sadece tarihi bilgilerin yansıtıldığı panolar ve slaytların oluşu büyük tepki çekiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, bu konuda insanları ikna edecek bir açıklama yapması şart. Vatandaşların öfkesi, tepkisi ve kızgınlığı değerli, anlamlı ve açıklama hak edecek kadar önemlidir. Çünkü mevzu bahis Atatürk’ün değerli hatırasıdır ve o kıymetli hatıra bizler için dünyanın en büyük zenginliğidir.

        SONBAHAR

        Uzun süredir yazdan kışa geçiyormuşum. Sonbahar diye bir mevsim yokmuş ruhumda, bedenimde, aldığım nefeste... Hüznün değil huzurun fotoğrafını, mutluluğun renklere yansımasını, doğanın bakirliğini hissetmek; bir ağacın, toprağa kök salmasını doğum sancısına eş değer tutmak, bir bebeğin kokusuyla kutsanmak, arınmak kadar değerliymiş. İzmir Barosu Fotoğraf Grubu’nun güzel yürekli üyeleriyle geçen hafta sonu gittiğimiz Abant Gölü , Yedigöller, Safranbolu, Amasra, Zonguldak bana bu duyguları yaşattı. Fotoğraf sanatçılarının çektiği fotoğraflar bir yana, doğanın uyumuna, dengesine, almadan veren ana eline hayran kaldık.

        KÜÇÜK BİR NOT

        Abant Gölü’ne gitmeyi düşünürseniz Abant Göl Gazinosu’nun şefinin “misafirperverlik” anlayışı yüzünden bir bardak çayı ağız tadıyla içmenin kangrenli yaraya dönüşeceğini bilin. Kurumsal kimliğiyle gururlanan işletme, müşteri değil insan odaklı çalışırsa sanırım bir fincan kahve gibi bir bardak çayın da güzel anılara katkısını anlar. Yıllar sonra da tebessümle anılan bir hizmete imza atar. Saat 9’u 5 geçe Nuray KAYA nurayk@htgazete.com.tr

        Diğer Yazılar