'Manipülasyon' ve 'insider trading'
"Bilgi" ile "Fiyat" ilişkisi nasıl bozulur ve birileri haksız kazanç sağlarken, diğerleri nasıl mağdur edilir?
Yatırımcıların kararlarını doğru vermeleri için doğru bilgi sahibi olmaları beklenir. Bir yatırımcının doğru bilgilenmesi yönündeki çabaları, yatırımcıların korunması kapsamında değerlendirebiliriz.
Yatırımcının korunması yönünde, Sermaye Piyasası Kanunu (SPK) ile birlikte önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Ama, neredeyse her dönem bir çok mağdur tartışması gündeme gelmiştir (Bankerzedeler, fiziki sahte ya da tedavülden çıkarılmış hisse senedi sahipleri; AOG Türk Invest, Türmen, Emper ve benzeri aracı kurum zedeler; Çeaş zedeler gibi tahtası kapanmış hissedarlar; bono zedeler vb).
Yatırımcıyı koruma yönünde geç kalmış önemli bir adım, 1992 yılında Kanun'da suç fiillerine karşılık ceza unsurunun tanımlanmasıydı. Suç unsurlarından başlıcaları herkesin malum bildiği piyasa yapıcılığı ya da içeriden bilgi ticareti ile kar sağlama eylemleridir. Yasal olarak piyasa yapıcılığı işlem sisteminin olmadığı İMKB hisse senedi piyasasında, meydanı boş bulanlar "piyasa yapıcılığı uzmanlığına soyunabilmektedir." Yasal bakımdan ise, başkalarını bir anlamda fiyat manipülasyonu ya da bilgi kirliliği (ve asimetrisi) yaratarak kandırabilmektedir. Böylece, amaçları olan kazanca (!) ulaşmaktadır. Saptanması halinde suç işleyenlerin cezalandırılması doğaldır. Ancak, sorunun esas çözümü, kamuyu aydınlatma ilkesinde aranmalıdır. Yıllardır Kamuyu Aydınlatma Projesini hayata tam anlamıyla geçiremedik. Bilgi eşittir fiyat olduğu gerçeğinden hareketle; yatırımcının tam bilgi sahibi olması konusunda adımları yeterince atamadık.
Hisse senetleri piyasası kapsamında şirketlerin doğrudan ve gecikme olmaksızın kamuyu (yatırımcıları) bilgilendirmeleri sağlanabilmelidir. Öte yandan, tüm işlem yapanların çapraz sorgulamaları etkin gözetim modelleri vasıtasıyla daha kısa sürede değerlendirilmelidir. Keza, İMKB'nin bu anlamda yoğun çalışma içinde olduğu bilinmektedir.
Burada değinmenin yeri olduğuna inandığımız bir önemli konu da özel durumların kamuya duyurulmasına ilişkindir. Finans biliminin en saygın dergilerinden sayılan "Quantitative Finance" dergisinde yayınlanan ortak çalışmamız, İMKB'deki şirketlerin ciddi fiyat anomalileri olduğunda verdikleri "özel bir durumumuz yoktur" açıklamalarının incelenmesi üzerinedir.
Şirketlerin, "özel bir durumumuz yoktur" açıklamaları iki alt grupta incelenmiştir. Açıklama öncesinde, hisse senedi getirişi anormal yükseliş yapanlar ve düşüş yapanlar. Her iki durumda da önemli olan bir bulgu, "şirketimize ilişkin özel bir durum yoktur denmesine karşın" açıklama sonrasında fiyatlarda ciddi bir düzeltme görülmemektedir. Örneğin, açıklama öncesi kümülatif %33 kadar aşırı getiriyi kısa sürede sağlayan hissenin sahipleri "haber yoktur açıklamasına rağmen" hisseyi genelde elinde tutmaya devam etmektedir. Beklediğiniz pozitif haber yokmuş (?) ise, neden hisseden hızla çıkmıyorsunuz?
Öte yandan, açıklama öncesi negatif durum beklenirken satış yapanlar; neden "haber yoktur açıklamasına rağmen" ters işleme geçip de hisse almıyorsunuz, hatta hisse satışı daha da artıyor?