Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Öncelikle Borsa’da yükselişin dış ve iç faktörlerini değerlendirelim:

        • Cuma günü ABD piyasaları açılışına kadar, Perşembe günü açıklanan şirket mali sonuçlarından en az %75’inin beklentilerden daha iyi gelmesi, global olarak pozitif etki yarattı. Özellikle Apple ve Intel etkili oldu.
        • Enerji şirketlerinin yükselen enerji fiyatları etkisiyle kazançlarındaki hızlı yükselme enerji hisse fiyatlarını yukarı çekti.
        • ABD Merkez Bankası Başkanı Dr. Bernanke’nin iyileşme sinyallerini net olarak teyit etmesi ve kontrolü ciddi şekilde ellerinde bulundurduklarını vurgulaması etkili oldu.
        • Piyasa algılaması ve beklentisine göre İMKB’de işlem gören şirketlerin altı aylık bilançoları da düşünüldüğü kadar kötü gelmeyecek. Hatta reel sektörün bir kısmının iflas noktasına geldiği ülkede bankaların altı aylık mali sonuçlarına göre kar patlamaları açıklanabilir. Aslında bu nokta irdelenmeye açıktır. Zira bu bir beklentiden öte, bilgilerin önceden edinilmiş olma konusuyla da ilintili olabilir.
        • İç piyasada döviz girişinin etkisi ile döviz değerleri TL’ye karşı değer kaybederken; dövizini satanlar bir miktar hisse senedine girdi.
        • Teknik analistlerin (?) genelde bilimsel olmayan görüşleri nedeniyle oluşan sürü psikolojisi ek alım getirdi (örneğin, “bir direnç seviyesi geçildi, daha yukarıyı bekliyoruz” diyenlerin alımları ve etkiledikleri kişilerin alımları zaten başka bir gerekçe olmadan yukarı hareketi kısa süreli getirir).

        Dövizde etkili olan faktör esas itibariyle, döviz girişine bağlı olmakla birlikte aşağıdaki unsurların etkili olduğunu belirtebiliriz:

        • İhracata odaklanmış Türkiye ekonomisinde; TCMB’nin bir para politikası unsuru olarak, ihracatı özendirmeyi çok da dikkate almaması öne çıkıyor. Keza, daha önce döviz piyasasına müdahalesinin akabinde birçok raporunda “döviz kurları seviyesinden değil volatiliteden dolayı” satım yönünde karar alıp gerekçeler açıklayan TCMB’nin anlaşılan henüz bu sefer bir volatilite sorunu ya da ihracat politikası sorunu görmediğini düşünüyoruz.
        • Çin çok net bir şekilde dış ticaret ve rezerv ilişkisini ortak bir politika kapsamında yürütmekte ve buna araç olarak da para politikasını kullanmaktadır. Bu konuya ayrıntılı girmiyoruz. İfade etmek istediğimiz, Türkiye’nin benzer bir politika uygulamamasından dolayı, TL değeri “serbest piyasa” (?) koşullarında aşırı değerlenmektedir.
        • Piyasada hızlı davrananlar (acaba bankalar mı?) ya tahvil/bono ya da hisse bazlı piyasalara geçmek için hafta boyunca döviz satışı yapmışlardır.
        • Para piyasası araçlarının düşen faizleri ile likidite tuzağına yaklaşılması, yatırımcıları daha cazip ama riskli piyasalara çekmektedir. Bu anlamda öncelikle ABD’nin (Dolar’a) uyguladığı “0”a yakın fonlama faizlerinin süreceğine yönelik resmi açıklamalar, sadece ABD’de değil diğer ülkelerde de yerel para birimlerine yönelişi tetiklemeye devam etti.

        Peki önümüzdeki kısa ve orta vadede ne beklenebilir?

        • Piyasalarımızın zayıf sayılabilecek etkinlik seviyesi aslında sağlıklı konuşmayı ciddi anlamda kısıtlıyor. “Ne desek yalan olur” denilebilir.
        • Yine de global piyasalarda 2 haftadır süren yükselişin, kısa süreli geri çekilmeler olsa bile ana trend olarak belki 1 ay kadar daha ortalamada yukarı trendte olabileceğine işaret ediyor. (sonrasını önümüzdeki haftalarda değerlendireceğiz).
        • Türkiye’de sabit getirili piyasa beklentileri itibariyle önümüzdeki 1-2 aylık dönemde önemli bir gerilim beklentisi fiyatlara yansımış görünmüyor. Bu anlamda Cuma akşamı siyasi gündeme oturan HSYK konusunun çok kısa süreli (belki Pazartesi) bir olumsuzluk yaratsa bile kısa süreli olarak etkisinin ortadan kalkacağı öngörülebilir.
        • İMKB’de karşılaştırmalı analizlere göre; hisselerin bazılarının diğerlerine göre çok da makul fiyatlanmadığını düşünmekteyiz. Dolayısıyla, sektörler değil, hatta hisseler bazında ciddi farklı fiyat hareketlerine tanık olunacaktır.
        • Son günlerde The Economist, Dünya Bankası ve diğer yabancı kaynaklardan gelen Türkiye’ye yönelik pozitif yönlü açıklamalar, kısa vadede olumlu, ama orta vadede ise temkinli karşılanması gereken bir durumdur.

        Son söz olarak; kısa süreli cazibelere, spekülasyonlara ve

        duyumlara dayanıp/aldanıp bir yatırım aracına topyekün girmemek lazım; mümkün olduğu ölçüde portföy anlayışından ödün vermeden ve azami kayıp olasılığına karşı ne tedbir aldığımızı bilerek hareket etmekte yarar var.

        oerdogan@htgazete.com.tr

        Diğer Yazılar