Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        KAÇIRDIKLARI: Yurtdışında ciddi bir FETÖ diasporası yaratmaya çalışıyor örgüt, Batı başkentlerine türlü şekillerde yerleştiler ve şimdi orada mağduriyet lobiciliği yapıyorlar. Bu isimlerin ortak özellikleri, FETÖ’yle mücadele başladıktan hemen sonra yurtdışına çıkmaları. Anlaşılan, her birine yukarıdan, o meşhur “üst akıl”dan bir emir geldi. Yurtdışına çıkmaları talimatı verildi, şimdi bir köşede bekletiliyorlar. Kaçırılanların en büyük özelliği Adil Öksüz gibi çok şey bilmeleri; bugün cezaevinde FETÖ’nün içinden bilen kilit isim sayısı ise parmakla sayılacak kadar az. Örgütün en kritik noktalarında görev alanlardan hesap sorulamadı, bilgi alınamadı. Bu da mücadeleyi ister istemez aksatıyor. Lobinin çalışmaları engellenemiyor.

        İÇERİDEKİLER: Hapse giren FETÖ’cülerin ifadelerinde ortak bir motif dikkat çekiyor. İlk ifadelerinde pek çoğu tek bir kalemden çıkmış gibi “Örgütle 15 Temmuz’dan sonra aramıza mesafe koyduk, terörist olduğunu öğrendik” diyor. Bir bölümü de 17-25 Aralık’a işaret ediyor. FETÖ’nün yıllarca içinde yer alanların örgütün gerçek yüzünü bu kadar geç öğrendiği inandırıcı değil elbette. Yukarıdan bir talimat alındığı, bütün zanlılara aynı savunmayı yapmaları öğütlenmiş. Örgüt kaçıramadıklarına “Sabırlı olun” diyor. Şifreler, fotoğraflar, gizlice verilen mesajlar ve birbirinin kopyası savunmalar örgütün cüretini koruduğunun yansıması mı? Kendilerince “Özgürlük çok yakın” diyorlar, böylece örgütü diri tutuyorlar. Bu henüz kırılamadı.

        KRİPTOLAR: Televizyonlarda, gazetelerde FETÖ’yle mücadele ediyormuş gibi görünen, çok şey söyleyen isimlerin açıklamaları ayrıntılı bir şekilde okunduğunda aslında basında yer alan haberleri tekrar ettikleri ortaya çıkıyor. İçeridenmiş, bilirmiş, itirafçıymış gibi konuşanlar aslında çok kritik bir bilgi vermiyor. Oysa FETÖ’yle arasına ta yıllar öncesinden mesafe koyan Nurettin Veren örgütün işleyişiyle ilgili epey ayrıntılı bilgi vermişti. Son anda dönenler, pişman olanlar ise Veren’in onda biri kadar detay sızdırmıyor. Bu bir strateji. Örgüt bir kısmına, “Kripto olun, gerekirse örgütü kötüleyin, kafaları karıştırın” talimatı verdi. Bu biliniyor ve buna rağmen, “Neden tek bir özel vermiyorsun, neden basında çıkanları tekrarlıyorsun” diye sorulmuyor.

        NASIL BİR MÜFETTİŞ SİSTEMİ BU

        TÜRKİYE, hatta özellikle İstanbul aslında çok küçük bir şehir. Daha doğrusu medyada, iş dünyasında, gece hayatında herkes az-çok birbirini tanıyor, zaten aynı mekânlara takılıyor.

        Hürriyet Gazetesi’nde bir ekip bugünlerde Michelin, Zagat tarzı bir mekân rehberi için çalışıyor. Birkaç yerde tanıtımı yapıldı. Bir adı kamuoyuna açıklanan kurul üyeleri var, bir de isimlerini kimsenin bilmediği 100 kişilik bir müfettiş ordusu. Kurul müfettişlerden gelen yorum ve haberleri elden geçirecek ve rehberi yayıma hazırlayacak.

        Her şey gayet güzel görünüyor dışarıdan, ama İstanbul’da birkaç yüz kişi birbirini tanıdığı için hiçbir gerçek de sır kalmıyor.

        100 kişilik müfettiş ordusunun isimlerini şimdiden öğrendim. Şimdilik açıklamayacağım, ama en azından 10’unu aklımdan sayabilirim. Bazı isimler de müfettiş olmayı reddetmiş, onların da isimleri var.

        Bu müfettişlik işini ben biliyorsam mekân sahipleri de bilecek elbette. Bu işin gizliliği falan kalmayacak. Dahası kimi mekânlar bu müfettişleri de ağırlayacaklar, bu da rehberin güvenilirliğini sarsacak.

        Zira duyduğum kadarıyla Hürriyet müfettiş olmalarını istediği 100 kişiden yeme-içme masraflarını ceplerinden karşılamalarını istemiş. Bir mekânı objektif olarak yazmak için bir müfettişin en az birkaç kere aynı yeri denemesi, şans vermesi gerekiyor normal şartlarda. Kaç kişi kendi cebinden böyle bir bütçe ayırabilir. Dahası, müfettişler bilinip mekân sahipleri ağırlamaya başlayınca bu rehberin inandırıcılığı ne olacak?

        İşte yeni bir etik tartışma.

        DİKKATİNİZİ ÇEKTİ Mİ?

        - RIDVAN Dilmen şu son tartışmalarda hemen hemen hiç ortada yok. Halbuki Arda-Terim kavgasında çok ön plandaydı ve futbolcudan yana tavır almıştı. Dilmen’in Futbol Federasyonu başkanlığına oynadığına dair spekülasyonlar bile yapılıyordu. Tam da Fatih Terim görevden alınmışken kendini hafifçe geri çekmesi ilginç değil mi?

        - Doğruya doğru, Fatih Terim’i yemeye ne Yıldırım Demirören’in ne de yeni Spor Bakanı’nın gücü yeterdi. Neredeyse sarsılmaz gibi görünen Terim’den kurtulmak için çok daha büyük bir müdahale gerekiyordu, bunu hepimiz biliyoruz. Kumpas, komplo laflarını boş verin, sonuçta hayırlı oldu. Terim devrinin artık kapanması gerekiyordu.

        YENİ ÇEŞME NOTLARI

        - ESKİDEN hemen herkes aynı plaja gider, akşamüstü Aqua diye bir yerde içki içer, birkaç mekânda da gece buluşulurdu. Çeşme kültürü birbirini tanıyan insanların bir araya gelmesiyle oluşurdu. Şimdi bu dağıldı. Çok fazla paralı plaj var, hafta sonları hemen hiç kimse buralara gitmiyor, Aqua’ya tanıdıklar gitmiyor, çoğu insan gece dışarı bile çıkmıyor. Hemen herkesin dilinde “Eski Çeşme ne oldu” nostaljisi...

        - Birkaç klasik mekân dimdik duruyor. Başta Ilıca’daki Dost Pide. Hâlâ bu hamurun sırrını öğrenmeye çalışıyorum. Eskiden sabahın erken saatlerine kadar açık olan Dost Pide birkaç yıldır gece yarısına doğru kapanıyor. Mekânın sahibi Reşat Akbaykal artık içkili müşteriyle, bir de yeni şımarık gençlerle uğraşmak istemediği için geceleri açmadığını söylüyor.

        - Hiç ama hiç yabancı turist yok, hafta içleri yerli turistler de ortada görünmüyor. Çeşme’nin sezonu hep temmuz ortası başlar, eylül olmadan biterdi. “Sezon 45 gün, ne kazanacağız” klişesi aynen devam ediyor, ama birçok Çeşmeli 2014’ten bu yana bu 45 günün bile kısaldığını söylüyor.

        Diğer Yazılar