Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Şimdi üzerinden bir asır geçmiş gibi geliyor ama Mart ayının ortasındaki o Perşembe gününü kolay kolay unutmayacağım. Önce o akşam gideceğim oyun iptal oldu, şehir dışından gelen arkadaşlarım apar topar buldukları uçakla evlerine döndüler, tanıdıklarım teker teker evden çalışmak üzere işyerlerinden gönderildi, hemen herkes süpermarketlere akın etti ve konserve yiyecek, dezenfektan, temizleme bezi gibi ne bulursa stokladı.

Dolapları doldurduk, bütün planları iptal ettik ve kıyametin gelmesini bekledik. O kadar çok korktuk ki kapının önüne bile çıkarken tedirgin olduk.

Sosyalleşme alanı ve alışveriş terapisinin merkezinin sadece süpermarketler olduğu o günlerde herkes birbirine okuduğu bilgileri aktarmaya başladı. Evde yaşayan kişilerin oluşturduğu balona dışarıdan bir kişi gelirse bulaşma oranı şu kadar artıyor, bir kişi balonun dışında çıkarsa eve virüsü getirme oranı şu kadar… Kendimiz korktuk, başkası korkmuyorsa onu da korkuttuk.

EN KÖTÜ ŞEHİRDİ

Korku haftalarca sürdü. İstatistikler de korkuları tetikliyordu. Hiç vaka tespit edilmeyen New York kısa sürede pandeminin merkezi oldu. Hastanelerin önünde dondurucu kamyonlar bekledi, her gün torbalar içinde cesetler taşındı, isimsiz mezarlar kazıldı. Nisan ayının ortasında günde ölen sayısı sadece New York’ta bine yaklaşmıştı. Sokağa çıktığımızda virüse yakalanacağımızı, virüse yakalandığımızda da öleceğimizi düşünüyorduk.

New York dünyada virüs konusunda en kötü şehirden örnek şehre dönüştü kısa sürede. Çünkü insanlar korktu ve tedbirleri ciddiye aldı. Bu sayede bine yaklaşan ölü sayısı bazı günler sıfırı buldu, bugünlerde de ortalama sekiz-dokuz. Şehir yaygın test konusunda hızlı adımlar attı. Hemen her mahallede kolaylıkla erişilebilecek bedava test merkezleri kuruldu. En önemlisi de maske ve mesafe hayatın kuralı oldu.

New York’un yaptığını Türkiye neden yapamıyor, dışarıda bile sıra beklerken hala altı feet (yaklaşık iki metre) kuralına uyuluyor. Barlarda toplanmak yasaklandı, kurallara uymayanların lisansları iptal edildi. Lokantalar hala içeride servis vermiyor, sinemalar ve tiyatrolar kapalı, spor salonları yüzde 33 kapasite ve maskeyle daha yeni açıldı. Okulların açılması 21 Eylül’e ertelendi, kimi okullar doğrudan online eğitime geçti. Metro 24 saat işlemiyor artık, şehir geceleri uyuyor. Sokaklar evsizlere kalıyor gece yarısından sonra.

Şehrin havası eskisi gibi değil, ama en azından New York -resmi rakamlara güvenirsek- virüsle mücadele konusunda iyi durumda. O ilk aylardaki yoğun korkunun etkisi olduğunu düşünüyorum; korkuyu öylesine içselleştirdik, birbirimize o kadar baskı yaptık ki, tedbir hayatımızın parçası haline geldi.

ABD’de COVID-19 salgını başladığından beri sözüne en çok güvenilen kurumlardan University of Washington’ın yaptığı projeksiyona göre şu saatten sonra New York’ta kısıtlamalar gevşerse toplam ölü sayısı yıl sonunda 41 bini bulacak, maske zorunluluğu gibi tedbirlerle 34 bine gerileyecek rakam. Aradaki uçurum yine de başka ülkelere ve şehirlere göre çok büyük değil, ama New York da tedbirleri elden bırakmayacak gibi gözüküyor.

Burada bir parantez açmam zorunlu: ABD hala virüs konusunda kötü bir sınav veriyor, çünkü federal sistemde ülkenin her yerinde aynı kanunlar ve tedbirler işlemiyor. O yüzden kimi eyaletler felakete doğru sürükleniyor. Ama yine de federal sistem sayesinde New York kendisini koruyabiliyor.

TÜRKİYE YETERİ KADAR KORKMADI

New York virüsün merkeziyken Türkiye bütün dünyaya örnek bir mücadele sergiliyordu. Ama son günlerde tablo tamamen tersine dönmüşe benziyor. Aynı üniversitenin yaptığı projeksiyona göre katı politikalar, hükümetin yeni zorunlu hale getirdiği maske gibi tedbirler uygulanırsa Türkiye’de ölü sayısı yıl sonunda 20 bini aşacak. Tedbirler gevşerse 47 bine kadar çıkacak rakam. Aradaki fark ürkütücü derece büyük.

New Yorklular korku içindeyken İstanbullular da korkuyordu, ama Türklerin korkusu birkaç hafta sürdü ve hemen sıkıldılar. Hükümet de bütün ülkelerde olduğu gibi virüsle mücadele etmekle kırılgan olan ekonomiyi çökertmeme konusunda ortada kaldı. Yaşlılara ve gençlere uygulanan sokağa çıkma yasağı da yama olarak kaldı, virüsün sadece yaşlıları ve gençleri vuracağına dair yanlış bir algı oluştu. Zaten kısa sürede bu yamadan da vazgeçildi. Ama asıl sorun insan. New Yorklular yazı feda ettiler, Türkiye ise tatilinden feragat etmedi. Uçaklar, lokantalar, kuyruklar, plajlar tıklım tıklımdı. “Bize bir şey olmuyor, yeter be,” diyerek korku duvarı kendi kendine aceleyle aşıldı. Başka ülkelerde, özellikle de ABD’de böyle apar topar açılan eyaletlerin başına ne geldiyse şimdi Türkiye’de aynı süreçten geçiyor: Vaka sayıları artıyor.

Hükümet haklı olarak bazı tedbirler getirmeye çalışıyor şimdi ama iş yine insanda bitiyor. Çünkü kuralları koymak önemli değil, uymak önemli. Genelde Türkiye’de Anayasa da dahil hiçbir kurala uyulmuyor, ya da çok kolay eğilip bükülüyor. Çoğu zaman kuralı koyanların kendisi de uymuyor ve inanmıyor, o yüzden genel olarak kurallara uyulmamaya eğilimli bir toplum var. New York’ta tedbirler “tavsiye” olarak önerildi, tavsiyeyi emir belledi halk. Türkiye’de “zorunlu” tedbirlere bile uyulmadı, ilk günden beri maskeyi nasıl takacağımızı bile öğrenemedik.

Nisan ayında New York’ta kapının önüne çıkmaya korkarken İstanbul’dan ev partisi haberleri geliyordu. Sonuçta hiç kimse virüsü yeteri kadar ciddiye almış gibi görünmedi, yetmiyormuş gibi Bill Gates icadı, küreselci komplosu, kimyasal silah gibi yalanlarla zaten aydınlanmaya meyilli olmayan toplumun iyice kafası bulandı. Sonuç ortada.

Amerikan seçimlerini en doğru tahmin eden istatistikçi olarak bilinen Nate Silver’ın -2016’da feci yanılmıştı gerçi- FiveThirtyEight sitesinde çeşitli anketlerden yaptığı derlemeleri okuyorum.

  • Amerikalıların yüzde 41’i Mayıs ayında George Floyd’un öldürülmesiyle başlayan protestoların “çoğunlukla barışçıl” olduğunu düşünüyor. Yüzde 40 ise “çoğunlukla şiddetli” diyor. Temmuz başında barışçıl diyenlerin oranı yüzde 54’tü; bariz bir gerileme söz konusu.
  • Amerikalıların yüzde 54’ü protestoların fazla ileri gittiği görüşünde.
  • Kenosha’daki protestoları onaylayanların oranı yüzde 49, halbuki Floyd protestolarına destek yüzde 57 civarındaydı.
  • Öte yandan, bir başka ankete göre protestoların sürmesini isteyenlerin de oranı yüzde 57.
  • Trump seçilirse protestolardaki şiddetin artacağını düşünenler yüzde 56, Biden seçilirse protestoların daha iyi olacağını düşünenlerse yüzde 43.
  • Ama Biden konusunda da seçmen kararsız: Yüzde 42 onun seçilmesi halinde kendisini daha güvende hissedeceğini düşünüyor, yüzde 40’sa daha az güvende olacağına inanıyor.
  • Trump’ın açıklamalarının protestoları olumsuz yönde etkilediğini düşünenler yüzde 55, Biden’ın açıklamalarının bir etkisi olmadığına inananlar yüzde 49.

Rakamların özeti: Biden çok kötü bir aday, başından beri kötü bir adaydı ve bu seçimi Trump’ın hataları belirleyecek. Trump kaybederse Biden kazanacak, yoksa kendi kendine bir başarıya ulaşamayacak. Öte yandan, Trump da giderek daha zor kaybedecek gibi gözüküyor ve zannedildiğinden daha kontrollü, daha stratejik davranıyor.

Protestolardan sonra edindiği “Kanun ve düzen” söylemi -ana akım ABD medyasının sandığının aksine- karşılığını bulmuşa benziyor bir anlamda. Zira protestolara desteğin azalması önemli bir gösterge.

FiveThirtyEight’in ülke çapındaki anketine göre Biden şu anda yüzde 50.6’yla yedi puan önde. Ama ülke genelindeki oranın önemi yok, zira Trump hala Başkan’ı belirleyecek “electoral college”da avantajlı. Florida, North Carolina, Pennsylvania gibi eyaletlerde yarış başa baş. Biden buraları kaybederse, beş milyon oy fark atsa dahi Başkan seçilemeyecek.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00