Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Atlanta

Burası en çok Coca-Cola, CNN ve Delta Havayolları’nın merkezi olarak bilinir. Kendine ait hip-hop kültürü de var, Outkast ve Migos gibi gruplar bu şehirden çıktı. Amerika’nın siyahları için tarihi öneme sahip iki üniversite, Morehouse ve Spelman, burada. Spike Lee de burada okudu, hep Morehouse Centilmeni olmakla övünür. Son yılların yazılmış en iyi televizyon dizisi de bu şehir hakkında, adı da kısaca “Atlanta.” Burası aynı zamanda ciddi bir LGBT+ nüfusuna da sahip, Elton John’ın “Georgia On My Mind” şarkısında bunu kastettiği esprisi yapılır. Son yıllarda New York, Los Angeles gibi büyük şehirlerde yaşamak çok masraflı olmaya başlayınca Atlanta epey bir göçe sahne oldu. Güney’de, Demokratlar’ın 1992 yılından beri kazanamadığı muhafazakar Georgia’da olmasına rağmen özgürlükçü, ilerici bir alternatif şehir olarak ivme kazanıyor.

Ve önümüzdeki hafta bu şehrin öncülüğünde eyalet Amerikan tarihinin bundan sonrasının akışını değiştirecek bir karar verebilir. Salı günkü seçimlerde eyaletten Joe Biden çıkarsa Cumhuriyetçiler ciddi bir kale kaybetmiş olacak. Georgia’nın kaybedilmesinin etkileri Florida ve Teksas gibi Cumhuriyetçilerin kalesi diğer eyaletlerde de uzun vadede hissedilebilir. Çünkü oralarda da genç ve eğitimli nüfus sayısı artıyor, kent merkezleri giderek Demokratlar’a dönüyor. Teksas’da siyasilerin oyunları olmasa aslında daha fazla Demokrat seçmen var. Uzun yıllar seçim bölgelerinin yeniden çizilmesi yüzünden sayısal üstünlük sandığa yansımıyordu, Teksas adeta sadece Cumhuriyetçilerin seçilmesini garanti etmişti. Buna rağmen 2018’de Demokrat senatör seçilebilirdi, kıl payı kaybetti.

Bu üç eyalette oluşacak “mavi dalga” yani Demokratlar’ın seçimleri kazanmaları, bu seçim başarısını uzun vadede sürdürebilmeleri Amerika’da bundan böyle asla bir Cumhuriyetçi başkan seçilemeyeceği anlamına da gelecek. Bu hayal sanıldığından daha yakın.

Bir milyon yeni seçmen oy kullanıyor, gençler çok heyecanlı.

Stacey Abrams’ı pek çoğunuz tanımıyorsunuz. Amerika’nın geri kalanı da çok iyi tanımıyor. Bir ara Joe Biden’ın başkan yardımcısı adayı olması söz konusuydu, ama yeterli siyasi tecrübesi olmadığı için es geçildi. Ama Atlanta’da yaşayan efsane Abrams’ın şöhreti 2018’de Georgia eyaletinin valilik seçimlerinden geliyor. 60 binden az oyla eyaleti kaybetti, ama uzun yıllardan sonra ilk kez Demokratlar’a kazanabilme umudu verdi.

Karmaşık konuları çok basit bir şekilde anlatan, iki dişi ayrık ve tam bu yüzden çok sempatik görünen bu siyah kadın seçim yenilgisine rağmen mücadeleden vazgeçmedi. 2018’den önce onu vali adayı yapan seçmen kaydı başarısıydı, son iki senede de durmadı ve insanları oy kullanmaya teşvik etti, kayıtlarını yaptırdı. Eyalette geçen genel seçimden bu yana bir milyon yeni seçmen var. 60 bin oyla Cumhuriyetçiler’in kazandığı eyalette bir milyon yeni seçmen dengeleri değiştirebilir.

Tam da bu yüzden Salı günü Joe Biden buraya geliyor, son dakikada miting yapıp seçmeni oy vermeye davet edecek. Sürpriz anketlerden biri onu Trump’ın bir puan önünde gösteriyor, diğeriyse yarışın başa baş olduğunu söylüyor. Sonuç seçim gecesi belli olacak ama Atlanta sokaklarında ciddi bir oy verme dalgası olduğu aşikar.

Sporcuların tek işi top oynamak değildir. Bakın NBA boykotu nasıl işe yaradı.

Kentin bir diğer kahramanı yazın NBA boykotunun öncülerinden Atlanta Hawks takımı. Kentin basketbol takımı spor salonlarını oy verme merkezine dönüştürdü. Belki de dünyanın en lüks oy verme işlemi gerçekleştiriliyor. Basket salonunun hemen yanında bedava COVID-19 test merkezi var. Otoparktan salona golf arabaları hizmet veriyor, kimse iki adım bile yürüyüp yorulmuyor.

Özel arabasıyla oy verme merkezine gidemeyenler için şehrin dört bir yanında özel minibüsler var. Bir-iki tane de değil, arka arkaya on minibüslük konvoy gördüm seçmenleri sandığa taşıyan. Seçim merkezlerinde konuştuğum pek çok kişi ilk kez oy kullandıklarını söyledi; ilk kez yaşı tuttukları için değil, ilk kez oy vermenin önemli olduğunu fark ettikleri için. Pek çok kişi de “Değişim zamanı,” diyerek belli etti tercihini—özellikle beyaz Cumhuriyetçilerin oy kullandıkları sandıklardaki Biden seçmeni.

Bütün bunlar hakikaten eyaletin demografisini değiştirecek mi?

Peki, o meşhur “sokaktaki adam (veya kadın veya cinsiyetsiz kişi)” ne diyor?

ABD’de bugünlerde muazzam bir “Oy ver” çağrısı yapılıyor. Eve pizza sipariş ediyorsunuz, kutusunda oy verme çağrısı var. Sosyal medyada her fotoğrafın altında oy verme linkleri var. Politikacılar (canım AOC) twitch’te oyun oynayarak gençleri sandığa çağırıyor. Ünlüler hayranlarına sandığa gitme mesajı veriyor.

Ne ararsanız bulabileceğiniz Target mağazasında bütün çalışanlar kırmızı polo yaka t-shirt ya da kapüşonlu kırmızı sweatshirt giyer. 20 yaşındaki James de öğle tatilinde oy vermek için State Farm Arena’ya iş kıyafetleriyle gelmiş, nerede çalıştığını anlamak mümkün. “Özellikle takip ettiğim siyah şöhretlerin çağrısı yüzünden oy kullandım,” diyor. Aynı yerde konuştuğum 18 yaşındaki bir seçmen Joe Biden’ın adını bile bilmiyor, ama Trump dışında kim olursa olsun ona oy vermek için gelmiş.

46 yaşındaki Magnolia ilk kez oy kullanacak, çünkü daha yeni Amerikan vatandaşı oldu. Oğlu çok baskı yapmış oy vermesi için, o da Biden’dan yana kullanmış tercihini. 27 yaşındaki Kendall ve 40 yaşındaki erkek arkadaşı Rasheed’i durduruyorum, tam salona girmek üzereyken. Kendall ilk kez oy kullanacağını utanarak söylüyor, Rasheed ise daha evvel iki kere Obama’ya oy vermiş ama Hillary Clinton’ı pas geçmiş. Çünkü Bernie’ciymiş, birçok Bernie’ci gibi 2016’yı boykot etmiş. “Dersimi aldım bu sefer, bedeli ağır oldu,” diyor.

Bazen şaşırtıcı seçmenlerle de karşılaşıyorum. Uzaktan bakıp yüzde yüz Trump seçmenidir dediğim Frederick “Joe Biden’a bayılmıyorum, ama Trump’tan daha fazla nefret ediyorum,” diyor. “Benim adayım Bernie’ydi.” İstemeye istemeye değil de, çok heyecanlanmadan Biden’a oy veren çok kişi var. Ama seçmenler arasında samimiyetle Joe Biden’ı beğenenler, “Harika biri,” diyenler de var.

Genelde Biden seçmeni kime oy verdiğini açık açık söylüyor. Trump seçmenini ise çözmek daha zor. “Politikayla çok ilgili değilim ama pandemi daha iyi idare edilebilirdi,” diyor Fred. “Pandemi yüzünden oy kullandım ama iki aday da beni heyecanlandırmadı, ama kime oy verdiğimi kendime saklayayım.” Tahmini var mı? “Onu da kendime saklayayım.” Bu siyah adam Trump’a oy vermiş olabilir mi sahiden? “Joe Biden’ı beğenenler de var aramızda, Donald Trump’ı bazı şeyleri iyi yaptığını düşünenler de.” Hmmm.

Umut var ama tahminler karamsar.

Birkaç saat içinde State Farm’da konuştuğum seçmenlerin neredeyse yüzde 99’u Biden’a oy verdi denebilir. Ama hemen hepsi seçimi yine de Trump’ın kazanacağını düşünüyor. Kazanmasa bile görevi bırakmayacağından endişe edenler var. Biden’ın oy çoğunluğunu kazanıp Başkan’ı belirleyen “electoral college”da 270’i bulamayacağı senaryosunu dillendirenler var.

Atlanta’da umut var, ama karamsarlık hakim. Çünkü 2016’da da umut vardı ve seçim gecesi yaşanılan hayal kırıklığı hala Amerika’nın kolektif hafızasından silinmiş değil.

Atlanta’nın dışındaki Cobb County silme “kırmızı” yani Trump seçmeni olarak biliniyor. Başkan’ın yaz boyunca “Evinizi yakacaklar, işyerlerinizi yağmalayacaklar, ben kanun ve düzeni getireceğim,” diye korkutmaya çalıştığı “suburban” yani şehir dışındaki orta-üst sınıf ve varlıklı insanları yaşadığı bölgeler. İyi okullar, alışveriş merkezleri ve beyaz ‘suburban’ kadınların çok sık gittiği Panera Bread zincirleri var. SUV araçlarıyla gelip burada çorba içmeye bayılıyorlar.

Geçenlerde New York Times’ın da yazdığı gibi “Panera seçmeni” olarak bilinen bu beyaz kadın seçmen grubu 2016’da Hillary Clinton’a karşı Trump’ı tercih etmişti. Ama Amerikan medyasına bakılırsa hemen her yerde Panera seçmeninin Trump’ı terk ettiği, Biden’ı tercih ettiği söyleniyor. Araştırmalar da bu yönde. Trump’ın korku taktikleri de işlememiş gibi bu seçmen üzerinde. Zaten o da meydanlardan geçenlerde “Kadınlar ne olur beni sevseniz,” diye oylarını istedi.

Cobb County’nin en büyük şehri Marietta’nın meydanında medyada sık sık anlatıldığı gibi Trump’a oy verip pişman olan bu kadınları bulmak için dolaşıyorum.

Bir tanesi bile benimle konuşmuyor.

“Şu anda zamanımız çok kısıtlı, çünkü nerede yemek yiyeceğimize karar veriyoruz,” diyor iki orta yaşlı beyaz kadın. İki kadın bir erkeğin olduğu bir başka gruba gidiyorum, daha derdimi anlatmadan erkek “Zamanlama iyi değil değil,” diyor. İki ayrı Panera Bread şubesinin otoparkında da konuşmuyorlar. Ya bu kadınlar yok, ya da bana denk gelmedi.

Bu sefer şansımı seçim merkezlerinden yana kullanıyorum. Atlanta’daki iyimser havadan eser yok. Gazetecilere düşman muamelesi yapıyorlar, elimde kamera ya da teyp görünce kaçıyorlar. Bütün kadınlar çok yoğun. Ya bir yere yetişmek zorundalar, ya konuşmak istemiyorlar, ya da uyduruk birkaç bahane öne sürüyorlar.

Cobb County’nin Kennesaw şehrindeki bir seçim merkezinde sonunda üç kişiyle konuşuyorum. Bir tanesi 33 yaşındaki Eric, hayatında ikinci kez oy kullanıyor. Ailesinden o kadar çok baskı gelmiş ki, dayanamamış, onları utandırmamak için oy kullanmış. En son Almanya’da yaşayan kız kardeşi “Ben bile uzaktan oy kullandım, sen oy kullanmazsam bir daha konuşmam,” diye ültimatom vermiş. Biden’ı tercih etmiş.

Trump seçmenini bulamıyorum, ama Trump’ın kalesinde konuştuğum diğer iki kişi de Biden’a oy vermiş. Genele ne kadar yansır bilmiyorum, ama ilginç bir dalgaya işaret edebilir. Pek çok seçim merkezinde siyah seçmeni daha istekli de gördüm. Ama benimki herhangi bir veriye dayanmayan gözlemler, o yüzden yanıltıcı olur.

Açıkçası, bu seçim döneminde Amerikan medyasında çıkan haberlere de kuşkuyla bakıyorum. Çünkü gördüğüm kadarıyla Trump seçmeni medyadan nefret ediyor, gazetecilerle konuşmuyor. Benzer şekilde anketörlere de doğru yanıt vermiyor olabilirler. O yüzden “Mavi Dalga” ya da Biden’ın zaferi ihtimallerine… görmeden inanmam.

Maalesef, Cobb County’deki saha araştırmam Atlanta şehir merkezindeki kadar güzel, umutlu geçmiyor. İki görevli seçmenlere soru sormamdan rahatsız, yanıma gelip taciz ediyorlar. “Ne soruyorsun, burada duramazsın, ne yapıyorsun, seçmenle konuşamazsın, birazdan şerifi çağıracağım…”

Bir tanesi diğerine beni göstererek “Peşinde misin?” diyor, öbürü “I got him,” diye yanıt veriyor. Güvenlik görevlisi değil, daha çok muhtar muadili yaşını başını almış, amca tipli beyaz adamlar.

Seçmenler de konuşmaya çok hevesli değil, ama kendimi tanıtmak için yaklaştığımda bile bu yaşlı, beyaz saçlı, burnunu her şeye sokan beyaz adam tepemde, konuşmalarımı dinliyor.

“Ne soracaksın?” diyor.

“O seni ilgilendirmez,” diyorum.

“Türk medyası neden bu konuyla ilgili?”

“O da seni ilgilendirmez.” Beyaz adama tahammülüm bir yere kadar. 

Bu taciz temelsiz değil tabii ki, beyaz adam gücünü tapındığı lideri Trump’tan alıyor. “Sahte haber” diye gazetecileri hedef göstere göstere kendi tabanında düşman yarattı.

Bir başka seçim merkezinde hakikaten de şerif yanıma geliyor, çekim yaparken. “Pardon, gazeteci misiniz?” diyor, karşılığında kartımı gösteriyorum.

“Çok özür dilerim, kusura bakmayın, iyi çalışmalar deyip,” yanımdan ayrılıyor.

YARIN: Florida’da durum ne?

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00