Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Amerikan seçimlerinin sonucunun belli olması iş dünyasında, devlet katında, sokakta, hatta diğer ülkelerde mutlulukla karşılandı. Önümüzdeki dört seneyle ilgili kendi geleceğini kara kara düşünenler de var ama. Ve, hayır, sadece Donald Trump’tan bahsetmiyorum. Liberal-Demokrat eğilimli Amerikan medyası şimdi Biden yıllarına nasıl uyum sağlayacağının hesabını yapıyor.

Son dört yılda New York Times, Washinton Post gibi varlığını sürdürmekte zorlanan gazeteler Trump’a saldırarak kendi geleceklerini garanti altına alacak formülü buldu. “Trump bump” abonelik sayılarının katlanmasına, gazetelerin de yakın tarihte görülmediği üzere kar etmesine yaradı. Bugün New York Times adam atmak yerine büyüyor, ortalama muhabir maaşı da yıllık 100 bin dolar civarında. Jeff Bezos’un satın almasıyla aradığı can suyuna kavuşan Washington Post da son dört yılda istikrarlı büyümenin tadını çıkarıyor. İki gazete dijital aboneliklerini 2016’dan bu yana üç katına katladı; Times’ın altı, Post’un üç milyon dijital abonesi var.

Bu lale devri önümüzdeki dört sene de sürecek mi, kaygı bu. Zira haber televizyonlarından yazılı basına medyanın dirilişinin tek etkisi her gün karşılarında hedef alabilecekleri kullanışlı bir düşman olmasıydı. Joe Biden medyaya istediği malzemeyi vermeyecek, verse bile elleri ona çakmaya gitmeyecek.

MUHALEFET YAPAN PARLADI

New York Times dört senedir her gün okurlarına günde 10-15 başlıkla birden Donald Trump’ın ne kadar korkunç biri olduğunu anlatıp duruyor. Zaman zaman bu işin danışıklı dövüş olduğunu da düşündürtmüyor değil. Örneğin Başkan’ın azil sürecine doğru giden Rusya soruşturmasını o kadar büyüttü, o kadar abarttı ki… Ancak sonunda Trump aklandı, aklandığını da New York Times duyurdu. Trump da bu durumdan çok memnun oldu, çünkü en büyük düşmanının bile onu aklamasının ne kadar önemli olduğunu biliyordu seçmenin gözünde.

Şu ana kadar alan memnun, satan memnun gerçi. Okurlar gazetelerin Trump’a saldırmasından hoşnut. Hatta bu gazetelerde Demokrat Parti’yi, muhalif mahalleyi sorgulayanlar, Trump’a olmasa da karşı tarafa zaman zaman destek veren köşe yazarları topa tutuluyor.

Unutulmaya yüz tutmuş CNN de bu rüzgardan faydalandı. Kanal akşam kuşağını doğrudan Trump’a saldıran sunuculara ayırdı. Bu programlarda haberden çok yorum var, hatta bu yeni format sayesinde sınırlı yetenekteki Chris Cuomo ve Don Lemon gibi sunucularının yıldızı parladı. Bir zamanlar herkesin dalga geçtiği bu ikisi programlarını birbirlerine devrederken dertleşiyor her akşam canlı yayında; ortak konuları Trump’tan ne kadar nefret ettikleri. Bunun da alıcısı var. Bu dört senede anlaşıldı ki altı doldurulmasa bile, sadece sloganlarla dahil çakarak kar etmek mümkün.

Bu formülün tuttuğunu görmek için illaki Amerikan medyasına da gitmek gerekmiyor. Halk TV gibi örnekler de bizde aynı formülü uyguluyor. Gazetecilik yapmadan, sadece slogan atarak, üstelik medyada hiç kıymeti olmayan, kimi Yalan Haber Ajansı üyeleri de bu kanalda geceleri slogan atarak bilir kişi seviyesine ulaştı. Dolandırıcılıktan hüküm giymiş biri bile YouTube’da muhalif rolü oynayarak Sözcü grubunda köşe bile kaptı.

TÜRKİYE’DEN FARKLI DEĞİL

Bir Sözcü yazarının bana “Allah Tayyip Erdoğan’ı başımızdan eksik etmesin,” demesi boşuna değildi. Espri bile olsa gerçek payı var, çünkü bu gazetenin oksijeni Erdoğan düşmanlığı. Üstelik iktidarı sarsacak tek bir haber yapmadan, tek bir belge açıklamadan, muhalif medyaymış gibi davranarak sadece slogan atarak başarıya ulaştılar. Yarın öbür gün Erdoğan giderse geleni bu kadar kolay hedefe koyamayacaklarını biliyorlar. Aynı endişeyi bugün New York Times da yaşıyor. Durum bizden pek farklı değil.

Trump karşıtlığı ana akım medyanın işine geldi. Öte yandan, Trump yandaşlığı da kimsenin adını dahi duymadığı Breitbart, Newsmax, OAN gibi medya kuruluşlarının muhatap alınması sağladı—Akit’in uçağa alınması misali.

Joe Biden yıllarında Trump yandaşlarının daha da büyüyeceğini tahmin ediyorum. Formül hiç şaşmaz, düşman yaratıp vuran büyür. Bush yılları Huffington Post’u yarattı, Obama dönemindeyse Fox News şahlandı.

Şimdi New York Times’ı özellikle merak ediyorum. Zira sekiz sene boyunca gazete—ve diğer ana akım medya için—Obama bir melekti, hakkında tek bir olumsuz satır bile çıkmadı denebilir. Bu aynı sekiz sene gazetenin sürekli zarar ettiği, geleceğinin tartışılmaya başladığı dönemdi de. Beyaz Saray’da köşe yazarları ve genel yayın yönetmenleriyle entelektüel sohbetler yapıp gazetecileri tavlamasını iyi bilirdi eski Başkan. Joe Biden’ın böyle bir çekiciliği, bir Mehmet Barlas’ı, Yavuz Donat’ı yok henüz. Ama Amerikan medyasının ona Trump muamelesi yapmayacağı da ortada. Şimdiden kabine üyelerinin ne kadar muhteşem insanlar olduğuna dair haberler çıkıyor.

Ortada kullanışlı bir düşman yokken medya hala ayakta kalabilir mi?

Kendi cemaati olan Yılmaz Özdil gibi bir yazar gazetesinden ayrılıp paralı bir bülten başlatsa, sırf onu okumak için ayda bir TL verecek 100 bin okur bulabilir mi? 100 bin çok belki, ama en azından 20 bin kişiyi bulurmuş gibi geliyor bana. Kağıt masrafı yok, aracı kurum yok, okur doğrudan sevdiği bir yazarı finanse ediyor.

Bu soruyu 10 sene önce de sormuştum. Bugün aynı tekrarlamanın zamanı geldi galiba.

Rolling Stone’un efsane yazarlarından Matt Taibi, New York Magazine’den Andrew Sullivan, Vox kurucularından Matt Yglesias ve adını Edward Snowden sızıntılarını haber yaparak duyuran Glenn Greenwald ana akım medyadan ayrılıp bağımsız gazetecilik yapmaya başlayan marka isimlerden bazıları.

Sullivan son zamanlarda sık sık liberalleri, liberal duyarlılığı ve sahte hassasiyeti eleştiren yazılar kaleme almaya başlamıştı New York Magazine’de. Ama dergi okurlarının eğilimini gözeterek “yollarını ayırmayı” uygun gördü. Greenwald ise kurucusu olduğu Intercept’ten Hunter Biden yüzünden istifa etti. Ana akım medyanın Joe Biden’ın oğluyla ilgili iddialara yeteri kadar yer vermediğini eleştiriyor, bunun da nedenini medyanın çoğunluğunun Biden’cı olmasına bağlıyordu. Haksız sayılmazdı bu eleştiri, hatta Intercept bu eleştirileri bile yayınlamadı.

Bu mahallesiz yazarlar şimdi kendi bültenlerini Substack platformu altında yayımlıyor. İstediğiniz yazara cüzi bir ücretle (aylık beş dolar gibi) abone oluyorsunuz. Kimilerinin bu sayede hem kitaplarını hem de köşe yazılarını okumanız mümkün. Sullivan’ın bülteninde başka yazarların makaleleri de var.

Aslında aylık beş dolar hem ucuz, hem pahalı. Birkaç yazara abone olmaya kalkınca hesap kabarıyor. Buna karşılık Apple’ın haber abonelik servisi aylık 10 dolara Wall Street Journal’ın içeriklerinden onlarca dergiye erişim sağlıyor.

Substack’teki bülten aboneliklerin hedef kitlesi şimdilik ana akımın dışındaki sesleri duymak isteyenler. Ama bu niche pazarı da küçümsememek gerek, çünkü ana akım her zaman doyurucu olmayabiliyor. Hele hele Türkiye’de.

Habertürk olmasaydı Berat Albayrak’ın istifasını ana akım haber yapmayacaktı. Bu olaya dair ayrıntıları Fatih Altaylı ve Muharrem Sarıkaya yazdı en doyurucu şekilde. Ama ben bir de çoktandır kendi platformunda—ücretsiz—gazetecilik yapan Murat Yetkin’in blog’undan faydalandım. İleride Yetkin Report ücretli olursa abone olmak zorunda kalacakmışım gibi hissediyorum.

Andrew Sullivan sadece bülten aboneliğiyle New York Magazine’de kazandığının iki üç misli gelire sahip olduğunu söylüyor. Gazeteciler abartmayı sever, ama söylediklerini iskontolu kabul etsek bile bir gazetecinin yaşamını bağımsız olarak sürdürebileceğine dair umut veriyor.

Pek çoğumuz gazeteleri, dergileri sadece bir yazar için okumuyoruz. Ama sadece bir yazar için okuduğumuz pek çok gazete var.

O yüzden aynı soruyu tekrar soruyorum: Yılmaz Özdil alıp başını giderse peşinden kaç kişi gelir? Bu sorunun yanıtı Türkiye’deki medyanın yakın geleceği için de belirleyici olabilir.

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00