Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

TV

Succession: HBO bir türlü ne zaman geri döneceğini açıklamıyordu, nihayet 17 Ekim’de üçüncü sezonun başlayacağı duyuruldu. Televizyonun en iyi dizisi değil sadece; ilk iki sezonuna bakılırsa şimdiden televizyon tarihine damgasını vuran bir medya hanedan kavgası bu. COVID-19’un kültür-sanat dünyasına en olumsuz etkisi üçüncü sezonun ertelenmesi oldu, zira ikinci sezon öyle bir yerde bitti ki bundan sonra kopacak kıyameti iki yıldır bekliyoruz. Şu ana kadar tek bildiğimiz bir bölümünün İtalya’da muazzam bir villada geçtiği, Adrien Brody ve Alexander Skarsgård’ın kadroya katıldığı. Daha ne kadar çıtayı yükseltebilirler derken üstelik. Hiç izlemediyseniz ne duruyorsunuz?

Scenes From a Marriage: Geçen Pazar ilk bölümü yayınlandı Ingmar Bergman’ın İsveç’te boşanma oranlarını fırlatan dizisinin yeniden yapımının. Bu sefer görevi üstlenen Hagai Levi uzun süre sihirli formülü bulamamış, zira 1973’teki diziden bu yana dünyada kadın-erkek dinamikleri değiştiğinden birebir uyarlamak biraz demode kalacakmış. Sonra bir anda kafasında ampul yanmış: Orijinalindeki kadınla erkeğin rollerini değiştirmek, evliliğin çözülmesine giden yolda kadını iktidar sahibi yapmak. Okul arkadaşları Jessica Chastain ve Oscar Isaac başrolde. Bakalım bu sefer boşanma istatistikleri ne olacak?

And Just Like That…: “Sex and the City”nin devamının nasıl olacağını siz de merak edip duramayanlardansanız, önümüzdeki aylarda bir ara ekranlarda olacak. “AJLT” daha başından lanetli bir dizi gibi. Samantha yok, senaryo sızdı, Mr. Big’le Carrie’nin ilişkisi bitmişe benziyor. Kızlar da 50’lerinde, belki de bu yüzden yeni dizinin adı “Sex and the City” değil. Berbat bir şey olabilir. İzlenecek mi? Elbette.

SİNEMA

Spencer: Neden iyi bir Diana filmine ihtiyaç olduğunu anlamak için Naomi Watts’ın oynadığı “Diana” filmini izlemeniz gerek. Bir kere sinemada, birkaç kere de televizyonda kahkahalarla izlediğim bu rezalet prensesin anısına hakaretti. Ama Jackie Kennedy’nin hayatını beyaz perdeye aktaran Pablo Larraín için krizin ortasındaki bir başka kadın mükemmel bir malzemeydi. Filmin iddiası insanların Diana’nın kim olduğunu nihayet anlayacak olmasıymış. “The Crown”ın son sezonundan sonra hala böyle bir ihtiyaç var mı göreceğiz. Kasım ayında ABD’de vizyona giriyor.

House of Gucci: Adam Driver ve Lady Gaga’nın setten fotoğrafları geldiğinden beri Gucci modaevinin kurucusu Maurizio Gucci cinayeti hakkındaki film merak konusu oldu. Kitap moda severlerin hatmettiği bir başyapıttı zaten, Gucci ailesinin hikayesinin bu kadar zaman nitelikli bir şekilde perdeye ya da ekrana uyarlanmaması hataydı. Ryan Murphy’nin elinde muazzam bir “American Crime Story” sezonu da olabilirdi, ama Ridley Scott’ın da harikalar yarattığını düşünmek istiyorum.

Yeni PTA filmi: Paul Thomas Anderson ara ara film yapıyor, ama her yaptığı film başyapıt damgasını hak ediyor. Ve her PTA filmi başlı başına sinemasal bir olay. Kasım ayında adı belli olmayan PTA filmi vizyona girecek, ama konunun ne olduğu hakkında hiçbir bilgi yok. Bradley Cooper başrolde, PTA’in favorisi Philip Seymour Hoffman’ın oğlu Cooper da genç bir aktörü canlandıracakmış. Film Hollywood’da geçiyor, o kadarı net. Daha çok “Magnolia” daha az “Inherent Vice” olması dileğim.

MÜZİK

The Metallica Blacklist: Metallica’nın sonradan “black album” olarak tanınacak siyah kapaklı albümünün üzerinden 30 sene geçmiş. Bu albümü o zamanlar “müzik market” olarak bilinen yerlerden CD veya kaset olarak alanlar nüfus kağıtlarını gizleyebilir. Haberi ilk kez Men-e-Men podcast’te duymuştum, aylar sonra yayınlandı. Metallica belki de en popüler albümünün şarkılarını farklı sanatçılara yorumlattı. Aralarında Miley Cyrus, Weezer, J Balwin falan var. Sadece “Nothing Else Matters”ın 12 ayrı versiyonu var. Nostalji adına bakmaya değer. Hatıralık sınırlı sayıda özel kopyaları da satışa çıktı, bitmediyse tabii.

Certified Lover Boy: Ne yazık ki bu albüm önümüzdeki aylarda da defalarca çalınacak, içinden şarkılar ve Drake’in yaptığı klipler İnternet’te milyonlarca kişi tarafından paylaşılacak. Epey bir zaman sonra yaptığı en iyi albüm deniyor, ama önemli değil, ne yaparsa yapsın sosyal medya makinesini beslemeyi biliyor. Daha çıkmadan bu albümün sözleri de defalarca Instagram sayfalarında paylaşılmıştı zaten. Çıktığından beri de rekor üzerine rekor kırıyor. Nostalji demişken, Metallica’nın albümüne yaşı yetenler Right Said Fred’in “I’m Too Sexy” şarkısını da anımsayacaktır. Anımsamayanlara da Drake tanıttı.

İsimsiz Kendrick Lamar albümü: Plak firması TDE’den ayrıldı, daha doğrusu son albümünü yapıp ayrılacak. Epey bir zamandır da bekletiyor albümü. Donald Trump seçildiğinde “acil bir albüm” yapacağını söylemiş ama son derece şahsi bir başyapıtla karşımıza çıkmış, bir de üzerine Pulitzer almıştı. Yeni albüm bu kış gelebilir, gelmeyebilir de. Ama iki senenin sonunda bu sene Kasım ayında Vegas'ta sahneye çıkacağı yeni bir albümün geleceğinin işareti sanki. Bu albüm çıkarsa bu sene müzikte daha önemli bir albüm olmayacak.

EDEBİYAT

Crossroads: Pek arayanım yok zaten, rica edeceğim 5 Ekim’den sonra bir süre hiç kimse aramasın çünkü benim için dünya duruyor: Jonathan Franzen’ın yeni romanı yayımlanıyor. Franzen’ın roman yayımlaması Türkiye’de Orhan Pamuk’un roman yayımlamasının on katı medya etkisine sahip. Bu sefer üçlemenin ilk kitabı yayımlanıyormuş. Vietnam Savaşı’nın son senelerinde Orta Batı Amerika’da yaşayan bir ailenin hikayesi… Daha fazlasına gerek yok, Jonathan Franzen’ın en iyi bildiği iş Amerikan ailelerini ve Amerika’yı anlatmak.

Sabah Yıldızı: Knausgaard hayranları toplanın, ama altı bölümlük “Kavgam”dan sonra otobiyografik roman değil başka bir alana yöneldi. Kitap 28 Eylül’de çıkıyor ABD’de. Tabii ki tuğla kadar kalın yine, 700 sayfa kadar. Bu sefer Stephen King’den esintiler taşıyor gibi: Dokuz Norveçlinin hayatı ürkütücü bir yıldızı gördükten sonra değişiyor, hayvanlar tuhaf davranmaya başlıyor, ölüler yürümeye başlıyor…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00