Neden 'Je Suis Charlie!' diyorum?
OLAYIN sıcaklığıyla meselenin özünü ıskalamayalım. İslam, barış ve eşitlik dinidir. Norveç’teki çoğu çocuk 77 kişiyi katleden İslam düşmanı Breivik nasıl Hıristiyanlığı temsil etmiyorsa, Paris’teki katliamı yapanlar da İslam’ı ve Müslüman’ı temsil edemez.
Ayrıca Charlie Hebdo’nun geçmişteki bazı yayınları da bu saldırıyı meşrulaştırmak amacıyla kullanılamaz. Tahrik eden bir yayını barışçıl şekilde eleştirmek başka, bu başka... 1.5 milyar insanın mensubu olduğu İslam’ı korumak, üç beş eli silahlının harcı değil, olamaz.
Paris’teki saldırı, her şeyden evvel basına ve düşünce özgürlüğüne yönelik bir siyasi saldırı. Charlie Hebdo’nun bazı yayınlarıyla farklılıkları kaşıyarak basın özgürlüğünün sınırlarını fazlasıyla zorlamayı tercih etmiş olması da bu gerçeği değiştirmiyor. Bu vahşi eylemi kınamak da herkesten önce demokrasiyi ve basın özgürlüğünü özümseyebilmiş Müslümanlara düşüyor.
İslam’ı ve Müslümanları bu olay üzerinden Avrupa’nın tüm sorunlarının temelindeki günah keçisi ilan etmek isteyenlere en yüksek sesle itiraz edeceğiz. Fransa’nın yanında duracak, matemini paylaşacağız.
Kalemin hâkim olduğu bir dünya istiyorsak; biz de “Je Suis Charlie-Ben Charlie’yim” diye haykıracağız. Sesimizi Fransızların insani sesine katacak, bizi temsil ettiğini iddia eden katliam çeteleriyle aynı safta olmadığımızı göstereceğiz.
Hakarete mükâfat fotoğrafı gibi
KONYA’da bir lise öğrencisinin Cumhurbaşkanı’na hakaret etmesi, birinci yanlıştı. Aynı öğrenci, polis tarafından gözaltına alınınca etti sana iki yanlış. Neyse ki makul çoğunluk iki yanlışa birden isyan etti de neticede lise öğrencisi özgürlüğüne kavuştu.
Fakat memleketteki yanlış enflasyonu bundan sonra da düşmedi. Tam hatalardan dönülüyor diyerek umutlandığımız anda başka bir yanlış duvara tosladık. Bu duvarın üzerinde ise dün başka bir yanlış sonucu ayakkabılı saldırıya maruz kalan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun adı yazıyordu.
Malumunuz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret eden o lise öğrencisini makamında ağırladı Kılıçdaroğlu. Daha bıyıkları bile terlememiş bir öğrenciyi karşısına oturtup birlikte gururlu bir tablo çizdi.
Haydi gelin kendimizi iki dakikalığına o gencin yerine koyalım. Cumhurbaşkanı’na hakaret ettik diye okuldan alınıp cezaevine gönderiliyoruz. Serbest bırakılıp eve döndükten sonra da kendimizi anamuhalefet partisinin genel merkezinde buluyoruz. Karşımızda ülkenin anamuhalefetinin genel başkanı, etrafımızda ise bir kamera ordusu, objektifler ve durmadan patlayan flaşlar...
Daha 16 yaşında bir lise genciyiz... Ve Cumhurbaşkanı’na hakaret ettikten sonra kendimizi böyle bir ortamda buluyoruz. Düşünsenize, anamuhalefet partisinin lideri kameralar önünde sırtımızı sıvazlıyor.
Sizi bilmem ama ben, 16 yaşındaki halimi hatırlayınca o pohpohlamanın etkisiyle gireceğim psikolojiyi ve yapabileceklerimi tahmin bile edemiyorum. Bu tablonun en vahim sonucu da bu fotoğrafı gören yaşıtlarının o öğrenciyi örnek alması olur muhtemelen.
Yine de “Umarım Kılıçdaroğlu’nun amacı bu değildir” diyorum. Konyalı öğrencinin ve tabii ona özenebilecek milyonlarca yaşıtının etrafında, “Sen bu siyasetçi amcanın söylediklerine bakma evladım” diyecek birilerinin olduğunu düşünmek ve umutlu olmak istiyorum.