Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        AVRUPA'nın iki büyük ülkesi geçtiğimiz günlerde birlikte sessiz sedasız dev bir adım attı. İmzalanan askeri işbirliği anlaşmasına göre; İngiltere ve Fransa nükleer silahların depolanması, savaş gemilerinin kullanımı, istihbarat gibi birçok hassas konuda bundan sonra anca beraber kanca beraber politikası izleyecekler.

        İngiliz hava sahasını koruyacak uçaklar bile Fransız savaş gemisinden havalanacak, nükleer silah stokları birleştirilecek. Bu, "iki ülke arasında imzalanan basit bir askeri işbirliği anlaşması" şeklinde açıklanamayacak kadar önemli, dünyadaki tüm askeri, siyasi dengeleri sarsacak kadar da stratejik bir gelişmedir.

        İngiltere Başbakanı David Cameron bunun iki ordunun birleşmesi anlamına gelmediğini, tek amacın ekonomik kriz nedeniyle askeri harcamaları azaltmak olduğunu söylüyor, şüpheleri dağıtmaya çalışıyor. Lakin Cameron böyle diyor diye biz de inanmak zorunda değiliz tabii.

        Zira manzara ortada. O zaman manzaraya bakıp, imzalanan projeye, bu yeni ilişkiye bir isim koyalım, tarih de not etsin.

        Evet, 1951 yılında imzalanan Paris Anlaşması nasıl bugünkü AB'nin temellerinin atıldığı anlaşma olarak tarihe geçtiyse, İngiltere ve Fransa arasındaki son anlaşmanın da Büyük Avrupa Ordusu'nun temelinin atıldığı akit olarak tarihe geçebileceğini söyleyebiliriz. Üstelik bu ilişkinin adım adım tüm Avrupa Birliği sathına yayılması da kaçınılmaz görünüyor.

        Bu ilişki birkaç yıl pürüzsüz gitsin, balayı biraz uzun sürsün, AB'nin diğer iki büyük gücü Almanya ve İtalya'nın da Büyük Avrupa Ordusu'nun çatısı altında yerlerini aldıklarını göreceğiz. Geriye Macaristan, Hollanda, İsveç gibi küçük devletler kalıyor ki muhtemelen onları ikna etmek de zor olmayacak. Ekonomik kriz altında ezilen ufak AB ülkeleri harcamalar azalacağı için sıcak bakacaklardır.

        Şimdi gelelim madalyonun bizi, yani Türkiye'yi ilgilendiren kısmına.

        Tamamı NATO üyesi olan Avrupa ülkeleri ordularını birleştirirlerse, Türkiye'nin bu denklemdeki yeri ne olacak, sürecin dışında mı kalacak, yoksa bir şekilde içinde mi olacak? Bu sorunun cevabını bilmek için de müneccim olmaya gerek yok aslında. Türkiye AB'ye üye olursa, Büyük Avrupa Ordusu'nda da yerini alacaktır. Ya içindesiniz bu denklemin ya da dışında, işte bütün mesele bu.

        İRAN HADDİNİ AŞMIŞTIR

        YARIN yapılacak NATO Zirvesi'nde kurulup kurulmamasına karar verilecek yeni füze kalkanı projesi de Büyük Avrupa Ordusu projesiyle bağlantılı olarak değerlendirilmesi gereken bir konu. Bilindiği üzere Türkiye'nin İran'ın tehdit olarak gösterilmesi gibi bazı konularda çekinceleri mevcut. Bu hususlarda sorular sorarak NATO'daki müttefiklerinin korkularını sorgulamalarına vesile olması da müspet bir adım.

        Ancak Türkiye, başlattığı bu NATO içi sorgulama sürecinin kendi üyeliğinin sorgulanmasıyla sonuçlanmamasına dikkat etmeli.

        Türkiye'nin 58 yıldır üyesi olduğu ittifaktaki konumunu sorgulatacak hareketlerden uzak durmasında, ülkenin stratejik güvenliği açısından büyük fayda var. Sonuçta İran'ın dost bir komşu ülke olması, Türkiye'nin bunun için NATO'daki güçlü konumunu tehlikeye atabileceği şeklinde okunmamalı. İran'ın bu ilişkiyi bu şekilde kullanmasına da mahal verilmemeli.

        Bu bağlamda İran'ın iki gün önce NATO'nun yeni projesiyle ilgili kaygılarını iletmek suretiyle Ankara'yı uyarması da Türkiye'nin içişlerine karışmaktan ve haddini aşmaktan başka bir şey değildi. Türkiye'nin üyesi olduğu askeri bir ittifakın güvenlik kaygılarının giderilmesi noktasında İran'ın tavsiyelerine ihtiyacı olduğunu sanmıyorum.

        Ankara'nın bu açıklamaya tepki göstermemesi ise daha da büyük bir talihsizlik olmuştur.

        Diğer Yazılar