Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        SURİYE meselesinde tüm dünyanın gözü kulağı ABD ve Rusya'da. Başbakan Erdoğan da dün aynı amaçla Rusya'daydı. Son iki yılda gelinen noktaya bakın. Nereden nereye hakikaten.

        İki yükselen ülke, Brezilya ve Türkiye'nin küresel güçlerin sahalarında top koşturmaya başladığı günleri hatırlayın. Erdoğan ve Brezilya Lideri Lula'nın birlikte İran'a gittikleri günleri...

        Muazzam bir başarıya imza atmışlardı. Rusya, ABD, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya'nın yıllardır ikna edemediği İran, Türkiye ve Brezilya'nın hazırladığı çözüm planına onay vermiş, herkesi şaşırtmıştı.

        Erdoğan ve Lula, dünyanın en netameli sorununu çözümün eşiğine getirmişlerdi. Üstelik imzalanan deklarasyon, müzakerelerde dile getirilen taleplerin neredeyse tamamını kapsıyordu. Kimse Lula ve Erdoğan'dan bu kadarını beklemiyordu. Bu gelişme, uluslararası diplomaside büyük bir sarsıntıya sebep olmuştu.

        İran'ın nükleer programını sorun eden büyük devletler, şöyle birkaç ay sabredip iyi niyetle Tahran Deklarasyonu'na uyabilse gerisi çorap söküğü gibi gelecek, mesele tamamen hallolacaktı.

        Ancak o deklarasyon hiç de beklendiği gibi karşılanmadı. ABD ve Rusya'nın gerçek yüzü bu deklarasyondan sonra ortaya çıkmaya başladı. Teşekkür edecekleri yerde Türkiye ve Brezilya'yı günah keçisi ilan edip, İran'ı da yaptırımlarla cezalandırmaya başladılar. Tahran Deklarasyonu çöp olup gitti.

        Ferasetle bakabilen için manzara gayet netti. Mesele nükleer değil, biraz karizma, biraz da güç meselesiydi. Onların attıkları düğümleri ancak onlar çözmeli, İran bir deklarasyona imza atacaksa da Rusya ve ABD istediği için atmalıydı. Türkiye veya Brezilya istediği için değil...

        Aksi bir senaryo; kurulan oyunun bozulması anlamına geliyordu. Öyle ya, Karabağ'ından tutun da Kore'sine kadar koca bir dünya yarım asırdan fazla zamandır onların attığı düğümler üzerine dönüyordu ne de olsa.

        Düğümlerin çözüldüğü bir dünyada kadim çıkarlarını muhafaza etmeleri mümkün değildi. Karabağ sorununun çözüldüğü sorunsuz bir Kafkasya'da Rusya'nın hükmü kalmazdı. Sorunların, sınırların aşıldığı bir Kore de ABD'nin işine gelmezdi. Kuzey'le dostça yaşayabilen Güney Kore çok geçmeden ABD himayesinden çıkardı.

        Tahran Deklarasyonu, soğuk savaş sonrası rehavete kapılmış olan iki kutbun hükümranlarında soğuk duş etkisine neden oldu, uyandılar. Yaklaşan tehlikeyi fark edip o günden başladılar önlemleri almaya.

        Öyle bir çaba sarf ettiler ki; 2 yıl önce dünyanın sorunlarını çözmeye talip olan Brezilya'yı dünya sahnesinden silip attılar. Brezilya'nın adı en son hangi meselede geçti hatırlıyor musunuz? Hiç zahmet etmeyin. Hatırlayamazsınız, çünkü iki yılda dünyada esamisi bile okunmayan bir ülke haline getirildi Brezilya.

        Çevresi adeta sorun yumağına dönen/döndürülen Türkiye ise hâlâ direniyor. Gizli ayak oyunlarıyla, son yıllarda el attığı sahalardan çekilmeye zorlanıyor. Ayak oyunlarıyla öyle bir hale getirildi ki; yanı başındaki Suriye krizinden dahi dışlanacak neredeyse.

        Oysa iki sene önce imzalanan Tahran Deklarasyonu onaylanıp İran'ın nükleer sorunu çözülmüş olsa işler bugün böyle mi olurdu?

        O deklarasyona şans tanınsa, Suriye'deki başkaldırı ABD ve Rusya güdümlü bir krize dönüşmeyecekti. Nükleer sorunun çözümüne öncülük eden Türkiye, Suriye'deki krizi de bu noktalara gelmeden İran'la masaya oturup çözebilirdi.

        Kriz çözen bir Türkiye-Brezilya ikilisi ve tehdit olarak algılanmayan bir İran görmek istemedikleri için Tahran Deklarasyonu'nu yırtıp çöpe atanlar, Suriye'yi de iki kutuplu dünyalarının harcı olacak bir krize dönüştürmeyi başardılar. Rusya ve ABD'nin konumları Suriye krizi sayesinde yeniden güçlendi. Bu kriz durulduğunda kazanacak olanlar da öncelikle onlar olacak.

        Diğer Yazılar