Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

KÖŞE yazarları ikiye ayrılır: Bir "yangından ilk kurtarılacaklar", iki "temizlikte ilk kapıya konulacaklar".
Bir köşe yazarı zaman içerisinde bu iki grup arasında gidip gelir. Ben daima 2. gruptaydım galiba. Yazdıklarınız yeterince "ağır" olmayınca siz de "hop" diye ensesinden tutup kaldırılacak kadar "hafif" oluyorsunuz!
Şaka şaka! Hürriyet'te de Habertürk'te de "kapıya yakın durmayı seçen bendim" biraz da. Oda verdiler, gidip oturmadım mesela. Duyduğum kovulma hikâyelerinin etkisiyle olabilir. Toplanmaya bile izin vermemeler, kapıyı açmayan kartlar falan... Benim de başıma gelsin istemedim. "Dışarıda" durdum peşin peşin.
Bunun iyi yanı, ayrılıkları biraz daha "dayanılabilir" kılması. Dokunarak vedalaşacağım bir masam olmadı... Yahut bütün günümü beraber geçirdiğim, kopmakta zorlanacağım mesai arkadaşlarım... Ama şu anda boğazımda bir düğüm yok desem yalan olur.
Fakat "başlangıcı olan her şeyin bir de sonunun olacağı" gerçeğini olgunlukla karşılayacak yaştayım artık. Üstelik Habertürk 50. yılını kutlarken "ilk yazarları arasında" adımın anılacağını bilmenin erken gururunu da koydum gönlüme, teselli olarak.
Çok uzattım...
Başta siz sevgili okurlara, yazılarımın size ulaşmasını sağlayan teknik ekipteki arkadaşlarıma, her zaman saygı ve sevgi gördüğüm Turgay Ciner'e, Didem Ciner'e, Kenan Tekdağ'a, "gerçek dost, delikanlı adam" Fatih Altaylı'ya ve Doğan Satmış'a çok teşekkür ederim.
Hoşçakalın.

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!