Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Zamanda yolculuk herkes için eğlenceli ve ilginç bir fikir değil mi? Komedisi, bilimkurgusu, gerilimi onlarca film var bunun üstüne. Geçmişi merak ettiği kadar geleceği de görmek ister insan. Nasıl biri olacağını, neler yapacağını, şu an aldığı kararların doğru olup olmadığını, onu nereye götüreceğini, çocuklarının büyüdüklerinde nasıl biri olacağını, nerede yaşayacağını, çevresinin, ülkesinin, dünyanın nasıl olacağını merak eder durur. Elbette çocukken bu merak daha da fazla oluyor. Herkesin sorduğu “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusu aslında en çok çocuğun içinde büyüyor. Ne olacağını, nasıl büyüyeceğini, annesinde babasında özendiği şeyleri yapıp yapamayacağını her şeyi düşünür durur aslında çocuklar. İçleri bizden daha kıpır kıpır, dünyaları bizimkiyle kıyaslanamayacak kadar büyüktür.

        GELECEK TAM BİR SIR

        Geleceğe mektup yazmak fikri bence çok güzel, çok heyecanlı bir fikir. İçimizdeki meraktan başka, sonrasında dönüp bakınca ne kaygılarla, ne beklentilerle geleceği kurduğunu düşünmek de ilginç oluyor. Zaman zaman geriye dönüp yazdıklarıma bakmak, bazen de çok eskiden göndermiş olduğum bir e-maile rastlamak bir sürü başka yerlere götürebiliyor beni. Bundan 10 yıl öncesi bazen dün gibi bazen de silik bir fotoğraf gibi geliyor. Acaba bundan 5-10 yıl sonra bizi neler bekliyor? Elbette bu bizim için ne kadar tahmin etmeye çalışsak da bir sır. Bunları düşündükçe hep şuna kızıyorum “Neden 5 yıl önce şu anki akıl, fikir, tecrübe, olgunluk, bakış açısı gibi şeylere sahip değildim?” diyorum. Tabii hiçbir şey kendiliğinden hazır olmuyor. Yaşananlar bizleri değiştiriyor... 100. YIL Peki bundan 11 yıl sonra Cumhuriyetimizin 100. yılı olacak. Çocuklara sorsak; “100. yılında nasıl bir Türkiye olacak?” Acaba çocuklar ne bekliyor gelecekten? 11 yıl sonralarını nasıl görüyorlar? Kendilerini, çevrelerini, dünyayı nasıl hayal ediyorlar? Şu anda 10 yaşında olan oğlum Emre 11 yıl sonra 21 yaşında olduğunda ne kadar değişecek? Şu anda bir mektup yazsa 11 yıl sonra okuduğunda ne hissedecek? Şişli Belediyesi işte tam bu noktada çocuklar için harika bir etkinlik düzenliyor. 10 Nisan 2012 tarihine kadar çocuklar 11 yıl sonrası hakkında bir mektup yazacaklar ve bu mektupları biz, sevgili asalet ve güzellik kraliçesi, -ki geçtiğimiz günlerde Beymen Brasserie’de gördüm inanamadım zarafetineNebahat Çehre, sevgili Derin Mermerci, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Kerem Tunceri, Özkan Pektaş ve birçok başka değerli arkadaşımızla birlikte tek tek okuyacağız, tartışacağız.

        Mektuplarının zaman kapsülüne konulmasını isteyen çocuklar mektup@23nisan2023.com adresine gönderebilirler. O mektuplar arasından en iyi 23’ünü seçeceğiz ve 23 Nisan 2023’te açılmak üzere bir zaman kapsülüne yerleştireceğiz. Bence bütün ebeveynler çocuklarını buna teşvik etmeliler. Bakalım çocukları neler hayal ediyor, neler bekliyor gelecekten? Çevrelerinin ve dünyalarının nasıl olacağına dair beklentileri emin olun onların dünyalarına dair düşündüğünüzden çok daha fazla ipucu verecek. Geleceğe mektup göndermek çocuğunuzu tanımak için de harika bir fırsat... Kocam diyor ki “Aman Emre’ye mektup yazdırma. 11 yıl sonra şu an yazdıklarından çok utanıp nefret edecek ve sana kızacak...11 yıl sonraki kapsülleri açıp, mektupları çıkarma törenine de gelmez utandırır seni...” Kim bilir? Yine de yazdıracağım oğluma mektup. Ellerimle koyacağım zaman kapsülüne. O gelmezse Kaila ve Rüzgar ile gider alırız abilerinin onların yaşındayken yazdığı mektubu. Onlar da gelmezse, o zamana kadar organizasyonu yapan Dilek doğurmuş olur, Derin doğurmuş olur. Onların çocuklarıyla açarız zaman kapsülünü. Mustafa Sarıgül’ün torunları da var, sosyal sorumluluk yapmayı çok seven, çok takdir ettiğim Fatoş Sarıgül’ün çocukları var, ohh çocuktan bol ne var... Yeter ki çocuk sesi dolsun her yer... Hayat çocuklarla ve çocuk sesiyle güzel...

        Sebiliniz ve su pompanız yeterince temiz mi?

        Biliyorsunuz geçen hafta ailece sudan zehirlendik. Ben ve eşim bir yana, en kötüsü çocuklarımızı öyle görmekti. Başımıza gelenleri yazdıktan sonra arayıp hal hatır soran “Geçmiş olsun” diyen dostlardan, okuyuculardan çeşitli tavsiyeler geldi. Suyu büyük damacanalar yerine 5 veya 10 litrelik şişelerden almak gerektiğini söyleyen de oldu, damacanaların camdan olanını kullanmak gerektiğini söyleyen de. Bazıları su markası önerdiler. Başka bir okuyucum ise çok sık aklımıza gelmeyen bir noktaya değindi. Su sebilimiz ve damacanalarda kullandığımız su pompalarını gerektiği gibi temizleyip temizlemediğimizi soruyordu. Ne dersiniz? Sağlığımız, çocuklarımız için bir sürü şeye dikkat ettiğimizi söylüyoruz ama hâlâ gözden kaçırdığımız neler var değil mi?

        Haydi öykü yarışmasına

        Günışığı Kitaplığı çocuklar için bir öykü yarışması düzenliyor. Yarışma, çocuk edebiyatına değerli katkıları olan ve 2009 yılında kaybettiğimiz Zeynep Cemali adına, 6-7 ve 8. sınıf öğrencileri için “Hoşgörü” temalı olarak yapılıyor. Bence bu tip yarışmalar çocukları edebiyatı sevdirmek ve kendilerini ifade etmelerine yardımcı olmanın yanı sıra sonuçları açısından da çok faydalı oluyor. Geçen sene “Kardeşlik” teması üzerine düzenlenen yarışma gelen öykülerin içeriği açısından ilginç ayrıntılar içeriyor. Örneğin 300’e yakın katılan öğrenciden yaklaşık 30 tanesi ikiz kardeşler üzerine öykü yazmış; bu öykülerin önemli bir bölümünde birbirlerinden hiç haberi olmayan ikizlerin yıllar sonra örneğin Taksim Meydanı’nda karşılaşmasını anlatıyor. Bu dikkat çekici ayrıntı çocukların izledikleri dizilerden ve filmlerden ne kadar etkilendiklerini de ortaya koyuyor. Diğer çok değinilen konular ise anne veya babanın ölümü, kardeş ölümü, organ mafyası, aileden ayrı düşmek, yetimhaneye düşmek, yoksul düşmek gibi çoğu üzücü ve iç burkan olaylar üzerine. Biz çocukları hep gülüyor, oynuyor görürken acaba sandığımızdan çok daha fazla korku ve hüzün mü var içlerinde? Ne dersiniz? Ben tam da bu noktada çocukların yazdıklarını, yaptıkları resimleri, kurdukları hayalleri çok önemsiyorum. Acaba bize direkt anlatmadıkları, anlatamadıkları ya da kendilerinin bile tam olarak farkında olamadıkları ne endişeler mi taşıyorlar içlerinde diye düşünüyorum. Elinizden geldiğince çocuklarınızı okumak, izlemek kadar kendilerini de ortaya koyabilecekleri aktivitelere yönlendirin. Bence bu yarışma da çok güzel bir fırsat. GünIşığı Kitaplığı’nın Öykü Yarışmasına 18 Mayısa kadar çocuklarınızın eserlerini gönderebilirsiniz. Detaylı bilgi için: Tel: (0 212 212 99 73)

        Yeryüzü ile konuşma sanatı

        Kitabın önce adını çok sevdim: “Yeryüzü ile Konuşma Sanatı”. Bir şeyi ayrı bir duyarlılıkla, incelikle ele alma fikri her zaman hoşuma gitmiştir zaten. Bu sıralar biliyorsunuz bir doğaya dönüş fikirleri aldı yürüdü. Ama bu fikirleri bilgisayarımızda okuyor, yine aynı hayata devam ediyoruz. Doğa ile bütünleşme adına en fazla yaptığımız şey ise açık havada yürüyüş. Bu kitap her şeye başka bir açıdan bakmayı sevenlerin çok beğeneceği bir kitap. Şehir hayatında yanından yürüyüp geçtiğimiz bir ağaca, bir ota bambaşka gözlerle bakabilirsiniz bu kitabı okuduktan sonra. Sadece şifalı bitkiler kitabı değil aynı zamanda kendini iyileştirmenin ipuçlarını da veriyor. Şimdi yapmamız gereken bildiklerimizi unutup doğayı dinlemek... Çünkü o bize kuşların neden öttüğünü ve kalbimizin neden beynimizden 5000 kat daha güçlü elektromanyetik alana sahip olduğunu söyleyecek.

        AYDEDE her yerde

        Gökyüzüne bakıp da Ay’ı görünce mutlu olmayan var mı? Çoğu zaman güneşten bile daha görkemlidir ay çünkü o karanlığın içinde görebildiğimiz en parlak en büyük gök cismi. Çocukluğumda en çok merak ettiğim şeylerden birisiydi Ay. Hâlâ da gizemini, özelliğini korur benim için. Şimdi de çocuklarım hava kararınca pencerenin kenarına koşup o minicik parmakları ile bana Ay’ı gösterince çok mutlu oluyorum. Hem Kaila hem Rüzgar birer Aydede âşığı. Emre de öyleydi... Ay’ın nerede ise bütün kültürlerde, bütün inanışlarda özel bir yeri olduğunu biliyordum ama üzerine anlatılmış, yazılmış bu kadar çok masal olduğunu görünce ben de şaşırdım ve mutlu oldum. Kitabı Emre için aldım ama ilk ben okudum. Daha önce de söylediğim gibi elimden geldiği kadar onun için aldığım kitapları önce ben okuyorum. Peru’dan İspanya’ya, Vietnam’dan Finlandiya’ya, Bosna’dan Mısır’a, Türkiye’den Çin’e uzanan öykülerde karşımıza Atatürk, Barış Manço, Anne Frank gibi sevilen karakterler çıkıveriyor. Uykudan önce masalları için harika...

        Diğer Yazılar