Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki ilişkiler, gerek tarihsel dayanakları gerekse jeo-stratejik yönüyle Türkiye’nin dışında olduğu bir çerçevede sürdürülemez. Bununla birlikte tarihin kendini tekrarlama gibi bir yönü de vardır. Meseleye matuf devletler için bu tekrarlamalardan çıkarılan dersler, barış ya da savaş/istikrar ya da kaos tercihlerini yine aynı tarihin sayfalarına yazdırmaktadır. Küresel güce sahip devletlerin ve uluslararası kimi örgütlerin bu sayfaları kendi çıkarlarına uygun şekilde okuma çabaları Türkiye söz konusu olduğunda daha da hassasiyet kazanmaktadır.

Bugün Azerbaycan’ın Tovuz bölgesinde yaşanan olayların böyle bir bakış açısıyla irdelenmesi kaçınılmazdır. Zira uluslararası sistemin-ya da sistemsizliğin her ülke için adaletli uygulandığını söylemek mümkün değildir. Örneğin eğer bu olsaydı BM’nin 1993’te aldığı kararlar ve ardından birçok kez Ermenistan’ın Karabağ’dan çekilmesi yönündeki açıklamalar, diplomasi çıkmazına dönüşmez ve sonuca ulaşmış olurdu.

Artık tartışmasız bir gerçek var ki Türkiye ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü, güvenliği ve istikrarı birbirlerinin şahdamarı haline gelmiştir. Hatta bu hassasiyet 200 milyondan fazla bir nüfusa hitap eden Türk Dünyasının geleceği için hayatidir.

İşte bu noktada Türkiye-Rusya ilişkileri çok karmaşık ve riskleri barındıran bir hal almaktadır. Son 3 asırdaki gelişimine baktığımızda her iki devletin ilişkisel zorunlulukları kadar birbirlerinden kopuşu ve karşıtlığını besleyen bir koşullar manzumesine sahip oldukları görülür. Enerji projeleri, turizm potansiyeli veya dış ticaret istatistikleri ne olursa olsun Avrasya coğrafyasında değişmeyen zıt çıkarlar, işbirliğini besleyen bu unsurları bir tür araçsallığa taşımaktadır. Putin’in devlet politikası açısından Petro, Stalin benzeri bir yönelimle anılıyor olması bir tesadüf olmasa gerek.

Uzağa gitmeye gerek yok biz S-400’leri bir güvenlik zafiyetine son vermek için satın alırken Ruslar hep ikincil hedeflerini göz önünde tuttular. Türkiye’yi NATO’dan koparmak ve yeni coğrafyalara açılmak için bir kaldıraç olarak kullanmak. Libya’da, Suriye’de, Kıbrıs’ta, Kırım’da olan bitenlere bakıldığında Türkiye’yi burada bir bütün olarak kıskaca almak istedikleri söylenebilir. Bu politikaya göre Türkiye ancak onların izin verdiği ölçülerde ilerleyebilecek veya etki uyandırabilecektir.

Bugün olan bitene ışık tutması için tarihi bir olayı hatırlatmak istiyorum.

ZENGEZUR KORİDORU...

Azerbaycan’ın güneybatısına denk gelen bir bölgeden bahsediyoruz. Ruslar 1828 Türkmençay anlaşması sonrası burayı adım adım Ermenistan’a teslim ettiler. Önce demografiyi değiştirip sonra işgale ortak oldular. O dönemde eş zamanlı biçimde Ermeniler Osmanlıya karşı silahlandırılıp bir otorite boşluğu yaratılmak isteniyordu. Ermeniler bir yandan Anadolu’da kullanılmak istenirken bir yandan da Kafkaslardaki oyunun parçası haline geliyordu. Zengezur bir koridor olarak Nahçivan ile Azerbaycan’ın arasında barikat gibi örüldü. Düşünün ki Zengezur bölgesi Azerbaycan’ın toprağı olarak kalsa Türkiye ve Azerbaycan adeta birleşebilir hale gelecekti. Bununla da kalmayıp Karabağ’ın işgalinde Ermenistan’a açık destek verdiler. Böylece Azerbaycan-Nahcivan hattı kopmuş, Türkiye-Azerbaycan arasındaki coğrafi duvar daha güçlü hale getirilmiştir. Türkiye ve Türk Dünyasının entegrasyonu da sekteye uğratılmıştır. Son bir haftadır Ermenistan’ın saldırdığı Tovuz bölgesi de demiryolu ve boru hatlarına paralel bir konumda bulunuyor. Türk Konseyi’nin üzerinde çok durduğu “Orta Koridorun” da ortasında…

Elbette Türkiye diplomasiyi öncelemeli, barış ve huzurun güvencesi olmalıdır. Ancak Zengezur’u unutursak bir başka acı örneğini Tovuz’da yaşayabiliriz diyorum!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00