Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde dün gerçekleşen 2.tur oylamada Ersin Tatar ülkenin yeni Cumhurbaşkanı oldu. Özellikle birinci turda sandığa gitmeyen seçmenin Tatar lehinde oy kullandığı gözlendi. Burada dikkat edilmesi gereken, bugünden itibaren oy veren/vermeyen herkesi kapsayacak bir yeni hareket planını ortaya koymak ve insanların bunu özümsemesini sağlamaktır. Gerginlik ve kutuplaşma en çok Rumların elini güçlendirir.

Hatırlayacak olursak Akıncı’nın geçmişte defalarca denenmiş ama sonuç alınamamış “federasyon” vaadi karşısında Tatar “egemen iki devletli” çözümü öne çıkarmıştı. Yani ilkinde Annan Planı’nda olduğu gibi yeni bir üst yapı olacak ve KKTC onun içerisinde alt birim haline gelecekti. Bir ara “gevşek federasyon” fikrini ortaya atmışlardı. Kaldı ki bu düşünce bile Rum tarafında muhalefetin eleştirilerine uğramıştı.

Öyle görülüyor ki Rumların güvenilmezliği ile Akıncı’nın bilinmezlik içeren söz ve eylemleri Ersin Tatar’ın net duruşunu perçinlemiş.

Bir şeyi artık kabul etmeliyiz. Rum tarafının kısa vadede en önemli hedefi tartışma ve müzakereler yoluyla Türk askerinin adadan çekilmesi ve Türkiye’ye ilişkin garantörlük hakkının akamete uğramasını sağlamaktır. Yunanistan’da bu oyunun etkili bir parçasıdır. Eğer KKTC’yi bu yolla yutmuş olsalar, örneğin tüm gaz arama sahalarını Türkiye’ye kapatabilecekler, Yunan tezlerine uygun seçenekleri işletebileceklerdi.

O halde bu yeni dönemde KKTC’nin önünde iki yol vardır. Birincisi kendi ayakları üzerinde durabilecek bir sistemi olabildiğince inşa etmektir. Şüphesiz Türkiye en önemli belirleyici olacaktır. Bu yönde atılabilecek adımlar KKTC’nin birtakım ülkeler tarafından tanınmasının da yolunu açabilecektir. İkincisi ise zaten bu kırmızı çizgilerin doğal bir neticesidir. KKTC’nin varlığını devam ettirecek, egemenlik haklarını koruyacak ve Türkiye’nin garantörlüğünü ortadan kaldırmayacak bir çözüm yöntemine sıcak bakabileceğini göstermektir.

Bununla birlikte KKTC bugün dünyada sadece Türkiye tarafından tanınıyor. Direkt uçuşlar mümkün olmuyor. Sadece Türkiye üzerinden geçiş mümkün. Türkiye burada yeni bir yöntem geliştirerek adanın ekonomisine katkıyı artırabilir. Ayrıca KKTC’nin İslam İşbirliği Teşkilatı’nda ve Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı’nda (TÜRKSOY) gözlemci üyeliği bulunuyor. Azerbaycan’ın geçmişteki tanıma girişimleri Yunanistan ve Rum Kesimi’nin AB eliyle “Dağlık Karabağ’ı tanırız” tehdidi ile engellenmişti. Pakistan ve Bangladeş de benzer baskılarla tanıma kararından vazgeçmişlerdi.

İşin özeti yapılacak çok iş var. Çözümsüzlüğü beklemek yerine özgüveni yüksek, aktif politikaları hayata geçirme zamanıdır. Var gücüyle tüm paydaşlar buna kafa yormalıdır. Yeni kapılar ancak böyle açılabilir.

Merhum Rauf Denktaş’ın şu sözleri de unutulmamalıdır: “Bir devletin varlığı, onun başkaları tarafından tanınmasına bağlı değildir. Ambargolar nedeniyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisinin, müşterek millî bir davada iş birliği yaptığı Anavatanına muhtaç olması geçici bir olaydır; hudutlarımızın savunulmasında garantör Anavatanın askerî desteğine muhtaç oluşumuz da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığına ve egemenliğine gölge düşürmez. Bugün, dünya haritasında, kimseden destek almaksızın, tek başına ayakları üzerinde durabilen devlet yoktur. Uluslararası birlikler, kuruluşlar, ittifaklar bunun kanıtıdır.”

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00