Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Karabağ’daki çatışmalar ateşkes kararlarına rağmen devam ediyor. Ermenistan tarafı Azerbaycan’ın şehirlerini, sivil yerleşimleri hedef alırken Azerbaycan tarafı ise çatışmaların ve ilerleyişin sadece Karabağ toprakları ile sınırlı olacağını ifade ediyor.

Ermenistan’ın çatışma alanının dışında sivillere saldırması bilinçli bir biçimde yürütülüyor. Panik havası yaratmak ve ilgili diğer ülkeleri sürece çekmek için yaptıklarını yetkilileri gizlemiyorlar.

Bu haliyle ateşkesin kalıcı hale gelmesi ve/veya sorunun masaya taşınması neredeyse imkansız. Zira Ermenistan işgal ettiği 5 rayonu şimdiden kaybetmiş durumda. Cebrayıl, Zengilan, Fuzuli, Kubatlı tamamen alınırken Azerbaycan ordusu dün akşam saatlerinde Şuşa’nın çevresini kontrol ediyordu. Ağdere-Kelbecer hattından aşağıya doğru mevziler güçlenmeye devam ediyor.

Aslında sahadaki stratejiye bakıldığında ilerleyişin Azerbaycan tarafının masada daha önce “evet” dediği bazı maddelerle de örtüştüğünü söylemek mümkün. Birincisi BM kararlarıdır. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev “biz BM kararlarının uygulanması görevini yerine getiriyoruz.” diyerek buna vurgu yaptı. Diğeri de 2007’de Madrid’de yapılan anlaşma... Bu kapsamda Ermenistan ilk etapta 5 rayondan çekilecek sonraki aşamada Laçin ve Kelbecer’den de çekilerek 7 rayonu boşaltmış olacaktı. Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi ise yeni bir statüye kavuşturulmak kaydıyla yeniden değerlendirmeye alınacaktı. Ayrıca zorla göç ettirilenlerin yerleştirilmesi ve gerekirse barış gücü gönderilmesi de gündemdeydi. 2008 yılında AGİT Minsk Grubunun ABD’li Eşbaşkanı Metyu Brayza’nın teklifi de böyleydi. Ermeniler buna da uymamışlardı.

Şimdi Azerbaycan Hankenti merkezli bölge dışında tüm illeri tekrar almanın eşiğine geldi. Hatta bu ilerleyiş karşısında Hankenti’nin de ayakta kalması mümkün değil. Ancak Azerbaycan e uluslararası dengeleri gözeterek ilerlemek istiyor. Hatırlanacak olursa 1923’te özerk bölge olarak Azerbaycan’a bağlanan Dağlık Karabağ 1988’de başlayan süreçle işgal edilmişti.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in “barış gücü ve gözlemci gönderilmesine karşı değiliz ancak bizim istediğimiz şartlarla olursa…” demesi de yukarıdaki stratejiyle alakalıdır.

Bununla birlikte dün Putin’in Karabağ’a ilişkin yaptığı açıklamalar Türkiye’nin de masada yer alacağına yönelik bir kanaat uyandırsa da bunun Minsk Grubu Eşbaşkanlarının seviyesinde olabileceğini çıkarmak hayli güç. Bu arada Erdoğan-Putin telefon görüşmesinde İdlib’tekine benzer bir ikili formatın konuşulduğu da iddia edildi. Bu konuda Türkiye ve Azerbaycan’ın açıktan talepte bulunması gerektiğini daha önce gerekçeleriyle ilk ben yazmıştım. Tabii eğer yeni bir mekanizma kurulmak isteniyorsa o ayrı… ABD ve Fransa’nın da ikna edilmesi gerekecektir.

Putin SSCB’nin o dönem zamanında tedbir almayarak bu 7 rayonun Ermenistan tarafından işgaline katkısı olduğu söylemesi de ilginçti. Engel bir tarafa Hocalı’daki soykırım onların desteği ile gerçekleşmişti.

Şimdi asıl önemlisi Rusya’nın sahada ne yapmak istediğine yönelik işaretlerin olup olmadığıdır. Başlıbaşına bir gösterge olmasa da TASS haber ajansının yayınladığı iki fotoğraf hiç konuşulmadı. Hatta Rusya’dan gelen tek bir koliyi bile gündeme taşıyan Ermenistan basını bile buna yer vermedi. Rusya 25 Ekim’de Ermenistan sınırındaki Tegh’te küçük bir karakol kurdu ve Rus bayrağı asıldı. Burası Ermenistan’ı Dağlık Karabağ’a bağlayan Laçin koridorunun hemen ucunda yer alıyor.

Bunun anlamı Laçin-Şuşa hattı yani Dağlık Karabağ ile Ermenistan arasındaki tek lojistik koridorun kontrolü aşamasına doğru geliniyor demektir. Böylece Ruslar “biz geldik buradayız” diyor. İşte bu noktada Aliyev’in olası bir barış gücü önerisine nasıl şartlar ileri süreceği ve Türkiye’nin masadaki pozisyonu daha bir önem kazanıyor.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00