Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Son günlerde yeni tip koronavirüs salgınında dünyanın yoğunlaştığı iki tedavi yöntemi var. Plazma tedavisi ve aşı.

Plazma tedavisi ile aşı genellikle karıştırılır. Aslında etki mekanizmaları birbirine benzerdir.

Her iki yöntemde de hastalığı geçirmiş ve iyileşmiş insanların kanlarında virüse karşı gelişen savunma hücreleri ve antikorlar alınıp tedavide kullanılıyor.

Plazma tedavisi, virüsle enfekte olmuş hasta insanlara aşı ise sağlıklı insanlara veriliyor ve bu yöntemle hastalığı engellemeyi amaçlıyor.

Aslında bu tanımlara göre bundan üç yüz yıl önce çiçek salgınında Osmanlı’da uygulanan yöntem bu ikisinden aşı kavramına çok daha yakın.

Hikayesi de çok ilginç.

KORONADAN DAHA ÖLDÜRÜCÜ BİR VİRÜS VARIOLA VERA

Variola Vera, Orthopoxvirus ailesinden bir virüs. Popüler adıyla çiçek hastalığı virüsü.

Bulaşma şekli yeni tip korona virüsün bulaşma yollarına benziyor. Havadan damlacık yoluyla ya da temasla, virüsün bulaştığı yüzeylere, eşyalara dokunma ile geçiyor. Kuluçka süresi 10-14 gün.

Hastalık önce başağrısı, bulantı, kusma yüksek ateşle başlıyor, sonra döküntüler ve sivilceler görülüyor. Bu döküntüler bütün vücudu kaplıyor, enfekte olup yaralara dönüşüyor. Öldürücü etkisi SARS CoV-2 den çok daha yüksek, virüsün bulaştığı her on kişiden üçü ölüyor. Tarihin en ölümcül virüsü olarak biliniyor.

15 ve 16’ncı yüzyılda dünyayı kasıp kavuran bu virüs on milyonlarca insanın ölümüne neden oluyor ve dünya nüfusunun dağılımını değiştiriyor.

Ancak virüsün o zamanlar dünya için ne kadar büyük felaket olduğunu tarihçiler o yıllardaki yeni Amerika kıtasındaki Kızılderililer üzerindeki yıkıcı etkisiyle gösterir.

Variola Vera tarihte ilk biyolojik silah olarak kullanılan virüs.

Kolomb’dan sonra batılılar işgal için Amerika kara kıtasına giriyorlar. Güney Amerika’da İspanyollar, Portekizliler, kuzeyde ise İngilizler, Fransızlar yerlilerle savaşıyor. Savaş sırasında da farkında olmadan çiçek hastalığını Amerika kıtasına getiriyorlar.

Ama savaşın bir noktasında uygar Avrupalılar çiçek hastalığı virüsünü savaşı kazanmak için yerli Kızılderililere karşı biyolojik silah olarak kullanılıyor.

Kuzey Amerika’da Kızılderililerle savaşan İngiliz kuvvetlerinin başkomutanı Lord Jeffery Ambherstin hatıraları bu konuda en önemli belge.

Lord Ambhersti’nin komutanlarından Henry Bouquet, 13 Temmuz 1763 tarihinde Lorda bir mektup yazıyor, savaşı kazanmak için zorlandıklarını, Kızılderilileri yok etmek için tek çarenin onlara çiçek hastalığını bulaştırmak olduğunu söylüyor ve izin istiyor. Lord üç gün sonra bu izni veriyor.

Londra’daki çiçek hastanesinden getirilen virüs bulaştırılmış battaniyeler aracı tüccarlar tarafından Kızılderililere hediye olarak dağıtılıyor.

Sonuç tam bir soykırım oluyor, tarihçiler çiçek hastalığı nedeniyle 20 milyon Kızılderili nüfusunun sadece beşte birinin hayatta kalabildiğini yazıyor.

Çiçek hastalığı salgını sadece Amerika kıtasını değil tüm dünyayı kasıp kavuruyor, Avrupa’da da milyonlarca insan ölüyor, ülkelerin nüfusu çok azalıyor, üretim duruyor, haritalar değişiyor, insanlar korku ve dehşet içinde bu hastalığa yakalanmamak için savaş veriyor.

OSMANLI ÇİÇEK SALGININDAN NASIL KORUNDU?

Ama bir ülke, Osmanlı bu ölümcül salgından çok da etkilenmiyor. Osmanlı’nın neden bu salgından etkilenmediğinin en önemli belgelerinden birisi bir İngiliz Lady Montagu’nun daha sonra yayınlanan mektupları.

Yıl 1717.

Lady Mary Wortley Montagu. Zamanın İngiltere büyükelçisinin eşi. Eşiyle İstanbul’a geliyor ve iki yıl yaşıyor.

Lady Montagu, İstanbul’un neden çiçek salgınında fazla etkilenmediğini görüyor, konuyu merak ediyor ve araştırıyor. Özellikle bazı yaşlı kadınların çocukları çiçek hastalığından korumak için tuhaf bir yöntem uyguladıklarını gözlemliyor.

Bir Edirne seyahatinde gördüklerini kaleme alıyor, 1 Nisan 1717 tarihinde düzenli yazıştığı Londra’daki arkadaşı Sarah Chiswell’e bir mektubunda anlatıyor.

Aslında 1 Nisan 1717 yılında yazdığı bu mektubun daha sonra insanlık tarihinde önemli bir sayfa açacağının farkında değil.

Lady Mary Wortley Montagu mektubunda diyor ki: “Bizde pek umûmî ve pek zalimane olan çiçek hastalığı bu memlekette (Osmanlı’da) keşfedilen aşılanma sayesinde ehemmiyetsiz bir şey.

Birçok yaşlı kadın var ki, sanatları sırf bu aşıyı yapmak.

Aşı için en muvafık zaman, sonbaharın başlangıcı, büyük sıcaklıklar geçtikten sonra. O zaman aile reisleri, aileleri içinde çiçek hastalığına tutulmuş kimse olup olmadığını birbirine soruyorlar.

Birkaç aile toplanıyor. Adetleri on beş, on altıya çıkınca bu kadınlardan birini çağırıyorlar, o da bir ceviz dolusu en mükemmel cinsten çiçek hastalığının aşısını getiriyor.

Büyükçe bir iğne ile bir damar açıyor, tırmık kadar bile bir ağrı duyulmuyor, iğnesinin ucu alabildiği kadar aşıyı buraya koyuyor. Sonra yarayı bağlıyor, üzerine bir ceviz kabuğu parçası yapıştırıyor.

Aynı ameliyeyi diğer dört beş damara da yapıyor.

Bu ameliye için mesela bacaklar veya kollar gibi vücudun kapalı taraflarındaki damarlar intihap olunuyor. Aşılanan çocuklara sekiz gün kadar bir şey olmuyor, oyunlarını oynuyorlar. Fakat sonra ateşi yükseliyor, bir sıtmaya tutuluyorlar, o zaman iki gün, nadiren üç gün yatakta yatıyorlar. Yüzlerinde yirmi veya otuz kadar sivilce çıkarıyorlar; fakat bunlar behemehal çıkıyor.

Sonra sekiz gün içinde güya hiç hasta olmamışa dönüyorlar. Açılan yaralar hastalıkları esnasında pek ziyade akıyor. Şüphesiz bu, çiçek hastalığının zehirini akıtıyor, başka taraflara şiddetle yayılmasına meydan bırakmıyor. Bu ameliye her sene binlerce çocuklara yapılıyor.

Fransa sefiri diyor ki başka yerde banyo yapıldığı gibi, burada da eğlence makamında herkes çiçeğe yakalanır. Kimsenin aşıdan öldüğü görülmemiş. Bu ameliyenin iyiliğine ben de o kadar kaniyim ki, sevgili yavruma yaptırmaya karar verdim. Vatanımı çok sevdiğim için bu usulün oraya da girmesini arzu ederim.”(Montagu 1933:58-61; Ünver 1948:19-20)

Osmanlı’nın çiçek hastalığına karşı korunma yöntemi henüz modern kavramda olmasa da tarihteki ilk aşı uygulaması olarak alınabilir. Aslında bu yöntemin tarih öncesi dönemlerde de kullanıldığına dair bilgiler var.

OSMANLI’NIN VİRÜSTEN KORUNMA YÖNTEMİ İNGİLTERE’DE UYGULANIYOR

Lady Montagu yöntemin çiçek hastalığından çocukları koruduğuna karşı etkili olduğuna ikna oluyor ve 1721’de İngiltere’ye döndükten sonra bu yöntemin İngiltere’de uygulanması için büyük çaba gösteriyor.

Büyük tartışmalar oluyor, mektup üzerine makaleler yazılıyor. Ancak kilise bu yönteme karşı çıkıyor.

O sırada dostları Sir Hans Sloane yardımına yetişiyor.

Onun yardımı ile Lady Montagu, Galler Prensi ile tanışıyor, prense yöntemi anlatıyor. Prensin doktorları bu yönteme tehlikeli olabileceği nedeniyle itiraz ediyor. Sonuçta yöntemin önce test edilmesine karar veriliyor.

Böylece Osmanlı’nın aşı yöntemi, İngiltere’de önce ölüm cezasına çarptırılmış altı mahkum ve kimsesiz on bir çocuk üzerinde uygulanıyor.

Aşılanan on yedi kişi herhangi bir zarar görmeyince aşının tehlikesiz olduğuna karar veriliyor.

Sir Hans Sloane gözetiminde, kraliyet doktorlarından Dr. Maitland saraydaki Galler Prensi’nin çocukları ve Cumberland Dukası’nın da olduğu toplam 200 yüksek rütbeli aşılıyor.

Bu uygulama İngiltere’de hızla yaygınlaşıyor Londra’daki doktorlar arasında meslek haline geliyor.

1743’te Londra’da patlayan çiçek salgınını sırasında bu yöntemin uygulandığı ilk hastane açılıyor.

1754 yılında Danimarka-İsveç Kraliyet ailesi, 1768 yılında Rus çariçesi Katerina ve çocukları bu yöntemle aşılanıyor.

Mektup uzun yıllar sonra kitap olarak da yayınlanıyor.

MODERN ÇİÇEK AŞISI BULUNUYOR

Son olarak 1796 yılında İngiliz Edward Jenner ilk modern çiçek hastalığı aşısını tanımlıyor.

Edward Jenner bir psikoposun oğlu. Londra’da tıp eğitimi yapıyor, sonra tekrar yaşadığı şehre dönüyor.

Eve süt getiren bir sütçü kızın inekten çiçek hastalığı kaptığı, iyileştiği, inekten çiçek hastalığı kapanların hastalığı daha hafif geçirdiği sözlerinden etkileniyor. Araştırıyor, gerçekten de inekte görülen çiçek hastalığının, bu hastalığın insandan bulaşan tipe göre çok daha hafif formu olduğunu, ineklerden çiçek hastalığını kapmış kişilerin hastalığı bir daha tekrar geçirmediğini gözlemliyor.

Edirneli kadınların uyguladığı yöntemin benzerini, sadece materyali insandan değil, inekteki çiçek yaralarından bir örnek alarak bir çocuğa uyguluyor. Çocuk bir süre sonra hastalanıyor, birkaç yerinde çıbanlar çıkıyor, sonra iyileşiyor.

Aynı uygulamayı bir süre sonra çocukta tekrar uyguluyor ama çocuk hastalanmıyor.

Uzun deneyimlerden sonra gözlemlerini “ilk hayvandan insana yapılan aşı” olarak 1797’de ünlü Tıp dergisi Royal Society ye gönderiyor, yazı reddediliyor.

Sonra görüşlerini 75 sayfalık bir kitap olarak yazıyor ve yayınlıyor ve kitap büyük ilgi topluyor İngiliz hükümeti büyük bir ödül veriyor ve buluşu resmi ilk çiçek aşısı olarak kabul ediliyor.

YERYÜZÜNDEN SİLİNEN İLK VİRÜS PANDEMİSİ

Ancak aşı 200 yıl boyunca yaygın uygulama alanı bulamadı. DSÖ’nün 1959’da başlattığı aşılama çalışmaları finansal problemler nedeniyle başarılı olamadı.

DSÖ bu kez 1967’de Yaygınlaştırılmış Eradikasyon Programı’nı başlattı. Aşılama sonucunda 1967’de dünya ölçeğinde 132 bin olan toplam vaka sayısı, 1970’de 34.bin’e, 1977’de 3 bine düştü.

Hastalık 1971’de Güney Amerika’da, 1975’de Asya’da, 1977’de de Afrika’da ortadan kaldırıldı. En son çiçek salgını 1977’de Somali’de görüldü.

Son çiçek vakası 9 Aralık 1979’da görüldü.

Beş ay sonra da Dünya Sağlık Örgütü, Mayıs 1980’deki 33. Dünya Sağlık Asamblesi’nde hastalığın yok edildiğini şu cümleyle resmi olarak açıkladı: “Dünya ve tüm insanlık çiçek hastalığından özgürlüğünü kazandı.”

Sonuç olarak, yeryüzünün, gelmiş geçmiş en öldürücü virüslerinden birisi olan çiçek hastalığı virüsünden kurtulmasında Osmanlı kadınlarının bulduğu aşılama yönteminin ve bu yöntemi dünyaya duyuran İngiliz Lady Montagu’nun rolü çok büyüktür.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!