Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması


Evlere zorunlu kapandığımız günlerden başlayarak dizi ve film platformları iş kapasitelerini nerdeyse üçe-beşe katladılar. Diyebilirim ki evlere sipariş getirme sistemi nedeniyle Amazon yanında dönemin ekonomi açısından en memnun şirketleri Netflix, Disney, Hulu ve Amazon Prime gibi platformlar olmalı.

Bu beklenmedik sürpriz bir sonuç değildi.

Zaten dizi tutkunu olan benim gibi tipler bu yeni dönemde dizilere daha da takıntılı oldular.

*

'Kuzuların Sessizliği’ filmindeki Hannibal Lecter karakterine alışık olduğumdan Netflix’deki 'Hannibal' dizisindeki doktor Hannibal Lecter karakterine başta biraz zor alıştım.

Dizi bağımlılık yapıyor ama aynı zamanda seyretmesi de bazen çok zor olabiliyor.

Kanlı ağır cinayetlere zor dayanan bir inansanız size katiyen tavsiye etmiyorum bu diziyi.

Yok "Dayanabilirim" diyorsanız o zaman da mutlaka izlemelisiniz.


*

Galiba bu dizinin yapımcısı ‘saf id’den oluşan bir beyin yapısına sahip olmalı.

Özetle Freud’un teorisinde id, süper ego ve ego var biliyorsunuz. 'id' insanın en temel, en ilkel içgüdüsel dürtüleriyle ilgili beyin faaliyeti. Burada seksüel ve saldırgan yanlarımız da belirleniyor.

Yönetmen dizide bir seri katil cinayetini ne kadar sanki sebepsizmiş, sadece onun bileceği nedenler varmış gibi işlese de sonunda o cinayetini bize en detayıyla gösterirken, gördüklerimiz ne kadar vahşi ne kadar da dayanması zor olursa olsun, onun temelindeki gizli anlamı da bize anlatabiliyor.

Bunun görselini hazırlamak öyle yazıldığı gibi kolay bir iş değil. Dizinin sadece cinayet sahnelerini çekmek bile büyük yetenek gerektirir ki bu da bu diziyi hazırlayanda kesin var.

*

Dizi son derece uzun, bazen ağır psikanalitik diyalogları da uzatabiliyor. Bazen gördükleriniz ile dehşete düşüp gözünüzü ekrandan kaçırmak isteyebiliyorsunuz. Ama yine de bir başladıktan sonra kopmak hiç kolay değil bu diziden.

Yönetmen insan vücudunun anatomisi ile çok ilginç ve gerçek hayatta bir Hannibal Lecter olsaydı onun bile aklına gelmeyecek, oyunlar oynuyor. Hatta sadece daha önce öldürülmüş insanların vücut parçalarıyla yapılmış bir heykel benzeri sanat eseri (totem) bile vardı dizide.

*

Hannibal’in peşinde olan dışarıdan FBI’a çalışmakta olan kişinin katillerle saf empati kurma yeteneği var. Bu yüzden kendisini katilin yerine koyup cinayetleri görebiliyor. Bu nedenle cani ruh onun da beynini ele geçirmeye başlıyor dizide. Ve bu nedenle aslında yakalamak istediği Hannibal ile iyi anlaştılar ve çok uzun felsefi diyaloglara girebildiler dizi boyunca.

Bunlara sıkılmadan dayanmanızı tavsiye ediyorum çünkü konular ne kadar korkunç olursa olsun temelde felsefi açıdan son derece öğreticiydiler de.

Saf id’den oluşan yapımcı cinayetlerin sembolik anlamları üzerine çok fazla kamera oyunu yapıyor. Yeteneğine hayran olmakla birlikte bazen fazla sembolizm basabiliyor da insanı.


*

Asıl saf id’e sahip olan kişi dizinin yaratıcısı Bryen Fuller olmalı.

Çünkü dizinin birçok bölümü farklı yönetmen tarafından çekilmiş. Bu da bazı bölümler arasında olabilen kalite farkını anlatıyor olmalı.

*

Bir de Hannbibal Lecter karakteri var, onu ayrı bir tez halinde çalışmak gerekiyor.

Hannibal tam bir Rönesans adamı.

Kendi özel yaşamında estetiğe önem verdiği kadar en vahşi cinayetlerinin de bir estetik içermesine ve kaliteye dikkat ediyor.

Bilgili, eğitimli, müzik aletleri çalıyor, sanattan anlıyor, iyi giyiniyor ve tabii ki de çok da iyi bir aşçı.

Yapacağı yemeklerin malzemesini de çok dikkatle ve kalite kontrolü yaparak seçiyor.

Dizinin üçüncü sezonu ağırlıklı olarak Floransa’da geçiyor. Bu bölümde Hannibal Lecter’in bölgede ‘Il monstro de Frienze’ olarak yani The Monster (Canavar) olarak bilinen 1968 ile 1985 arasında gerçekleşmiş olan 16 cinayetin de sorumlusu olduğu söyleniyor. Yani benim ilk iki sezonu seyrederken 'Rönesans adamı' diye nitelendirdiğim Hannibal’in kökenleri üçüncü dönemde gerçekten de Rönesans'ın beşiği Floransa olarak ortaya çıktı.

*

Hannibal’in yemekleri hazırladığı sahneler, malzemelerin insan parçalarından oluştuğunu bilmemize rağmen biz seyirci de acıkma duygusu yaratabilecek düzeyde güzel ve estetikti.

Hannibal’in misafir ağırladığı yemek masasında kullandığı malzemeler çok kaliteliydi. Yakın çekimde bir yamyamın yemek yemesini estetik bir deney haline getirebilmek de başka bir çekim yeteneğiydi.

Sonuçta diziyi izlerken bazen ne kadar zorlanmış olsam da başlıktaki soruma ben "Evet kesin Hannibal Lecter ile yemek isterdim" diye cevap veriyorum. Tek şartım bana yediğim yemeğin malzemelerinin ne olduğunu kesin anlatmasın. Doğrusu bunu ben de ona katiyen sormazdım.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00