Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Çocuk okutmak daha önce de zorlu mücadele gerektiren bir işti ama salgınla birlikte eğitim iyice bir 'distopya’ya (korkulu gelecek kabusu) dönüşme sürecine girdi.

Eğitim ile ilgili çıkan tartışmalar sadece Türkiye’ye özgü değil. Salgın döneminde eğitime yönelik veli kaygıları ve korkuları evrensel bir kolektif duygu.

Sorunlara uygun çözüm getirmeye yönelik çabalar da aşı bulma çabası gibi ancak global işbirliği ve ülkelerarası bilgi alışverişi ile çözülebilecek gibi gözüküyor.

Bu yüzden devamlı olarak dört farklı senaryo üzerine çalışıldığını açıklayıp duran milli eğitim bakanlığı bence sorun üzerine global boyutta düşünmeli ve başka ülkelerdeki çözüm arayışlarını da iyi takip etmeli.

*

Ben eğitim sistemi üzerine benzer tartışmaların yaşanmakta olduğu ABD ve Türkiye’deki tartışmaları paralel izlemeye çalışıyorum.

İki ülkede de eğitim üzerine karar vericiler zorlu bir ikilemde kalmış durumdalar.

Yönetimler ekonomik zorunluklar ile salgının gerektirdikleri arasında sıkıştılar. Ve eğitim sistemi bu ikilemin tam da merkezinde bulunuyor.

Okullar açılmazsa çalışan anne ve babaların işe nasıl gidecekleri sorunu şu andaki global dünya ekonomisinin en can alıcı sorunu olarak görülüyor.

Türkiye’nin bu konuda işlerin devam edilmesi için eğitimi kesintisiz sürdürmek isteyebileceği görüşünü ileri sürenler var.

ABD’de de Trump seçimi tekrardan kazanmak için ekonomiyi muhakkak canlandırmak zounda dolayısıyla o da Türkiye gibi okulları açabilir.

*

Eğitimin yüz yüze sürmesi yolunda iki ülkede de aynı türde engeller bulunuyor.

1- Öncelikle velilerin bu ortamda çocuklarını okula göndermek isteyecekleri çok şüpheli...

2- Liselerde ve üniversitelerde okulların açılmasını istemeyenlerin başında önemli bölümü 65+ kategorisinde olan hocalar geliyor. ABD’de vazgeçilemeyen ve atılma korkusu bulunmayan (tenure, yani belli yaşa kadar iş garantisi sahibi olan) hocalar işe gelmediği takdirde eğitimde neler olacağı belli değil, Türkiye’de de hocaların aynı kaygıları taşıdığı söylentileri var.

*

Amerika’da eğitimi distopyaya dönüştüren bir diğer faktör de binbir zorlukla ve borçlanılarak okutulan çocukların mezun olduktan sonra iyi iş bulma imkanlarının hızla azalmaya başlaması.

Türkiye’de de tabii ki var olan genç ve eğitimli insan işsizliği velileri gerçekten paniğe düşürmek üzere.

*

Bu ortamda salgının yeniden tırmanışa geçtiği bir dönemde arzu edilen yüz yüze eğitime devam edilmesi pek olası gözükmüyor.

Bu yüzden milli eğitim bakanlığı bir ihtimal eğitim başlayacak diyerek başta eylül ayı için umutlar beslemekte olan turizm sektöründe olmak üzere olumsuz etkilere neden olduğunu görüp elinde var olduğunu söylediği dört senaryodan en zararsız olacağını seçip kesin kararını bir an önce açıklamalı.

Var olan koşullar, sağlık kaygıları öne çıkarıldığında yeniden online eğitim ile devam edilmesinin tek seçenek olduğunu gösteriyor gibi.

Tabii online eğitime yönelik eleştiriler de var.

Bunun yüz yüze eğitim gibi doyurucu ve sağlam bilgi aktaran bir sistem olmadığını söyleyenler de var. Eğer durum gerçekten böyleyse o zaman bakanlık bir an önce online eğitimin ders içeriklerini gözden geçirip daha sağlam online içerikler oluşturma işine girmeli.

Bu sisteme geçildiğinde evde kalacak çocukların çalışan anne ve babalar tarafından ne yapılacağı konusunda da sosyal devletin yaratıcı çözümler üretmeye ve fikir alışverişi yapmaya başlaması gerekiyor gibi geliyor bana.

Kısıtlı sayıda çocuğun günlük bakıldığı mahalle kreşleri mi moblize edilse acaba diye düşünüyorum.

İlgili bakanlıkların bu konuda da yapıcı işbirliğine girme zamanı geldi de geçiyor gibi.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00