Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Global yiyecek-içecek sektöründe son trend sokak yemekleri. Yiyecek-içecek sektöründe kendisine haklı bir yer yapmış, hemen her dünya şehrinde sektör içinde asıl rağbet görmeye başlayanın, asıl tırmanışta olan trendin sokak yemekleri kültürü olduğu görülebilir.

Türkiye’de de sokak yemekleri konusunda güçlü bir birikim var, bu yüzden bu konuda İstanbul’un da büyük şansı olduğunu yıllardır, düşünüyor ve konuyu bu köşede zaman zaman dile getiriyorum.

Kafamızda netlik olması açısından ilk önce tanımlarımızı iyi ve net yapmalıyız. ’Sokak yemeği’ genellikle çok küçük mekanlarda, bu mobil bir mekan olursa çok daha iyi olur, içerisi mutfağa dönüştürülmüş bir alanda pişirilen yemeğin yine sokakta alınıp tüketilmesi kültürüdür özetle.

Bizde midye, kokoreç, pilav-kuru fasulye birlikteliği, tavuklu pilav ve döner ile daha çok başlamış olan ve oradan çeşitlenme potansiyeli olan bir yemek kültürüdür bu. Tabii bu kültürde simitin özel yerini de unutmamak gerekiyor. Simit ve peynir ikilisi aslında ülkemizde bütün sokak yemeği kültürünün temeldeki başlangıcı bile sayılabilir.

*

Dünya turizm trendinin de sokak yemeği yönünde olduğunu tespit etmeliyiz. Bugün özelikle Uzak Asya ülkelerine giden turistlerin büyük çoğunluğu bu ziyaretlerini özellikle sokak yemeği kültürü deneyimi yaşamak için yapıyorlar.

Tayland'da nehirde botla dolaşırken bir büyük iskele üzerine açılmış bir pazarı görünce bunu gezmek istemiştik. Pazarın içine girince mekanın aslında Uzak Asya yemeklerinin her türlüsünün tadılabileceği bir yer de olduğunu çok da sevinerek görmüştük. Daha sonra bu ve bu tür yerlerin turistlerin en fazla ilgi gösterdiği mekanlar olduğu ve hatta özelikle sadece bunları ziyaret etmek için gelen turist grupları da olduğunu da öğrenmiştik.

*

Ben yiyecek-içecek kültürünü ve onun içinde yükselen trendleri yakından takip ettiğimden uzunca bir süredir başta İstanbul olmak üzere bütün şehirlerimizde sokak yemeği imkanlarının ve kültürünün mutlaka geliştirilmesi gerektiğini yazıp duruyorum.

Ancak bunun olabilmesi için belediyelerin işe aktif el atmaları gerektiğini de konuya girdiğim her defasında tekrarladım.

Çünkü sokak yemeği satıcılarına bir yerleşim ve hijyen güvenliği getirecek düzenlemeyi yapacak bir merci olmadığı takdirde bu dinamik kültürün ülkemizde sağlıklı gelişmesinin imkansız olduğunu biliyorum.

*

Nitekim haberlere göre son yapılmış olan sokak yemeklerinde sağlık güvenliği denetimlerinde birçok mekandaki yemeklerde yemek zehirlenmesi tehlikesi yaratan bakteriler çıktı.

Ülkedeki koşulları bildiğimden bu sonuç beni şaşırtmadı.

Ama bu tür gelişmelerin kalıcı yapısal biçimde engellenmediğinde ülkemizin çok da ihtiyacı olan sokak yemeği kültürünün gelişmesinin imkansız olduğunu da biliyorum.

*

Bu yüzden esas olanın sokak yemeği satışının gerçekleştirildiği mekan işe başladıktan sonra denetlemelerin yapılması değildir. Esas olanın o işyeri çalışma ruhsatı almadan önce sağlık ve hijyen güvenliği sertifikasının alınması ve bu koşuların kesintisiz devamının sağlanmasıdır. Bunu da ancak işe, hedefe inanarak girişmesi gereken belediyeler yapabilir. Ancak bunun olabilmesi için ilk önce başkanların sokak yemeğinin kendi şehirleri açısından önemine inanmaları ve bu kültürün aktif ve sağlam biçimde gelişmesi için çalışmaya başlamalarıdır. İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep belediye başkanları bu konuda öncü olmaya soyunup bir an önce işe girişmeli bence.

*

Bu arada Galataport bünyesinde yer alacak sokak yemeği satıcılarına güvenlik sertifikası verilmesi yönünde o kurum bünyesinde başlatılan çalışma da iyi örnek oluşturabilir.

Her tarafa yetişemeyebilecek belediyeler bu tür kuruluşların bünyesinde de buna benzer çalışmaları talep etmeye başlayabilir ve bir kurumsal işbirliği başlatabilir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • pembepanter 1 ay önce Galataport'un kendi bünyesinde ki sokak yemeği satıcılarına güvenlik sertifikası verme yönünde ki çalışmasından haberim yoktu. Enteresan... Çok olumlu bir gelişme...
    CEVAPLA