Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

6 yıl boyunca Amerika’da yaşamak zorunda kaldığımdan benim için günün en güzel anlarını oluşturan sabah kahvaltısı keyfini unutmak zorunda kaldım.

Amerikalıların sabah kahvaltısı sanki genelde kilo sorunları hiç yokmuş gibi temelde şeker ve yine bol şekerli kahve üzerine kurulu.

Favori kahvaltıları ise bolca şekerle yoğrulmuş hamurun (doughnut) ortası delik daire şeklinde kesildikten sonra kızartılması ve bunun da üzerine daha fazla şeker serpilip şekerli kahveyle yenilmesinden ibaret.

Bu her zaman kötü sonuçlar doğuran bir karışım değil ama her gün yenilirse insan tabii ki bıkıyor, hem sonunda kilonuzu şeker doz aşımı nedeniyle üçe veya dörde katlamanız da büyük olasılık ki Amerika’da bunun sonuçlarını her gün sokaktaki korkunçluk sınırındaki obezlerde görmek mümkün. Şehirde birçok insanın kalça çapı neredeyse bloğun tümünü kaplamış durumda.

*

Neden bilmiyorum ama Amerikalıları sabahleyin poğaça veya simidin de bir alternatif olabileceğine ikna etmek bir türlü mümkün olamıyor. Tuhaf biçimde şu anda menemene alışmaya çalışsalar da poğaçaya bir türlü ikna olmadılar. Sanki sabah şeker doz aşımı olmazsa dünyanın sonu gelecekmiş gibi davranıyorlar.

Meşhur simitçi zincirimizin Manhattan’ın göbeğinde açmış olduğu dükkan bile hayli zengin kahvaltı alternatifleri içermesine rağmen ağırlıkla sadece Türk müşterisine hizmet ediyor. Amerikalıyı alışmış olduğu şeker ve kahvesinden ayırıp farklı bir şeyler denemeye ikna etmek bir türlü mümkün olamıyor, menemene başlamakta olan ilgilerini ise bir anomali olarak görmekten başka çare yok.

Dolayısıyla benim gibi Akdeniz türü kahvaltıya arada bir alternatif olarak ayrıca sabah taze bir poğaçanın yanında demli bir çay keyfi arayışınız varsa Amerika’da sabahlarınız acı çekerek geçecek demektir.

*

O kadar yıldan sonra geri dönüş hazırlıklarımız başladığında büyük heyecanla sabah taze sıcak poğaçamı alp eve dönüp çayımı içeceğim günü iple çekmeye başlamıştım.

Ağustos 17’sinde nihayet döndük ama onca yıl uzakta kalmış olmamızdan dolayı yarım kalan işler nedeniyle korkunç bir tempoda koşuşturmaya başladığımızdan hasretini çekmiş olduğum hiçbir şeyi bu günlere kadar yapmaya vaktim olmadı.

Sonunda bir karar aldım, geçtiğimiz pazar günü evimizin köşesinde yeni açılan pastaneden poğaçaları alıp hasretini duyduğum sabah keyfimi yapacaktım. Dünya yıkılsa bu kararımdan vazgeçmemeye de kararlıydım.

*

Pastane saat sekizde açılıyor. Saatimi kurdum açılıştan 15 dakika sonra pastanenin içindeydim. Evden o kadar hızlı çıkmıştım ki neredeyse yüzümü de pastanede yıkamak zorunda kalacaktım.

İlk baktığımda raflarda poğaça göremedim bu bende gözlerime çılgınlığı çağrıştıran bir ifade yerleştirmişti bence bu Shining filminde karısının saklandığı odanın kapısını baltayla kırmadan önceki Jack Nicholson'un yüz ifadesiydi. Aynada kendi yüzümü kazayla görünce ben bile korkmuştum.

Üç kişilik aileyiz adam başına iki adet planı yapmıştım.

Kasadaki adam bence imkansız olan, olamayacak olanı söyledi ve maalesef hiç poğaçamız kalmadı dedi.

15 dakika içinde sabah çıkan tüm poğaçaların bitmiş olmasının mantıken mümkün olmadığını ona sakin kalmaya çalışarak anlattım. "Ne yani sabah vakti sadece bir tane mi poğaça çıkarıyorsunuz ki 15 dakikada hepsi tükenebilsin diye" filan da diyerek pastanelerini ciddi bir biçimde kınadığımı da kendisine resmen bildirdim. Menajerle görüşmeyi sinirli biçimde talep ettim, adam buyurun o benim dedi. Sabah sadece tek bir poğaça çıkarılması fikrinin hangi menajerlik ekolüne ait olduğunu filan sordumsa da buna tatmin edici bir cevap alamadım

*

Ne dedimse beklediğim mucize olamadı ve pastanede gizli olması gereken bir bölümden sakladıkları poğaçaları çıkarıp bana vermediler.

Hayal kırıklığını mecburen göze almıştım ama bu mantıksızlığın da bir açıklamasını almaya kararlıydım.

Bana en sonunda, sabah bir bayanın gelip, çıkmış olan bütün poğaçaları aldığını söylediler. Ben açılıştan 15 dakika sonra geldiğime göre kadın akşamdan gelip pastanenin sabah açılmasını beklemiş olmalıydı.

*

İlk tepki olarak o kadına her kimse müthiş bir öfke duydum, hayalimde canlandırdığım poğaça satın almakta olan çeşitli kadın figürlerine tek tek kızdım.

Ama sonra hayatın her alanında olduğu gibi bu deneyimimden de bir felsefi ders çıkarmaya karar verdim.

Yeni çıkacak poğaçalara bir saatlik bekleme süresi de vardı (bir poğaçanın pişmesi neden bu kadar uzun sürer ayrıca bu da kızılması gereken yeni bir şeydi) bu yüzden felsefe yapacak bol vaktim de bulunuyordu.

Düşünsenize bence aslında yaşadığım deneyim ortalama bir erkeğin hayatını net özetleyebilecek bir deneyimdi.

Her erkek hayatta bazı planlar yapar ve geleceğe yönelik umutlar taşımaya başlar ama bir ara mutlaka ortaya bir kadın çıkar ve o planlar ve umutlar daima suya düşer ve o erkeğin hayatı mutlaka kontrolden çıkar, hayatı kararır.

İşte benim başıma gelen de sadece bundan ibaret bir şeydi. Pazar sabah vakti bu yaşadıklarım tabiat kuralı gibi bir şeydi.

Yine bir kadın ortaya çıkmış ve hep olduğu gibi erkeğin tüm planlarını tüm beklentilerini yine değiştirmişti. Yine bir erkeğin hayatı bir kadın sayesinde kararmıştı.

*

Belki inanmayacaksınız ama böyle felsefi düşünmek beni tuhaf bir şekilde sakinleştirdi. Yaşadığım deneyimin aslında çok normal olduğunu ve bunda şaşılacak bir şey bulunmadığını düşünmek benim içimi rahatlatmıştı. Öyle ki beklediğim bir saat içinde içtiğim üç duble espresso bile sinirlerimi dağıtamadı. Normal zamanda üç espressoyu üst üste içmek sakin bir erkeği bile gözü dönmüş seri katile dönüştürebilecek bir miktardı.

Bir saat sonra poğaçalar çıktı mı diye sormak için pastaneye girdiğimde gözlerimdeki ifade dükkandakileri bayağı korkutmuş olmalıydı zira o an bana tekrar yeni çıkanları da bir bayanın aldığını söyleselerdi o an sakinleşmiş olmama rağmen yeniden sinirlenebilirdim. Kadınlar erkeğin planlarını hayatta daima bozarlar tamam anladık ama bunun sadece bir saat içinde aynı adama üst üste iki kez olmasını da kabul etmek mantıksızdı. Neyse sonunda poğaçalarıma kavuştum ve maalesef gördüm ki genelde tüm yiyeceklerde yaşanan yaygın kalite bozulması poğaçada bile aynen var. Şunu da bilin ki Türkiye’de genelde yiyeceklerde yaşanan kalite bozukluğunun nedenlerini de bu arada araştırıyorum bunda da bir komplo olup olmadığını da henüz bilemiyorum. Bu meselenin de temeline inince raporumu bu köşede okuyabilirsiniz.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00