Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


İlker Başbuğ, "Demokrat Parti eğer erken seçim kararı alabilmiş olsaydı 27 Mayıs Darbesi olmazdı" dedi ve tabii ki duygusal bir tartışma başladı. Yakın geçişimizin bu dönemine ait bilimsel olmaya çalışan çözümlere fazla rağbet olmadığından 27 Mayıs 1960 Darbesi denilince duygusal ve ideolojik tartışmalar hayli ateşli olabiliyor.

Oysa döneme ait soğukkanlı ekonomi/politik bir çözümleme yapılabilse olayların insan iradesinden belki de bağımsız ve ekonomik diyalektik süreçlerin neden olduğu zorunluluklar sonunda yaşandığı görülebilecek ve böylelikle ideolojimize bağlı heyecanlı tartışma biçimleri gereksiz olabilecekti.

Konuya biraz gecikmeli girmemin nedeni meseleye hemen duygusal bir tepki vermek yerine daha soğukkanlı bilimsel bir çözümleme yapmak arzumdandır. Ben tarihimizin Marksist bir yaklaşımla 'ekonomi/politik' (political economy) bir çözümlenmesi yapılmasından yanayım.

Bunun eğitimini aldım, doktora tezimi de Cumhuriyet tarihini bu yöntemle anlamak üzerine yazdım.

O çalışmada varmış olduğum sonuçları bugünkü tartışmalar ile alakalı olduğundan sizlere sunuyorum.

*

Kurtuluş savaşımızdan sonra Atatürk’ü en azından bu savaş kadar zor olan bir iş bekliyordu.

Sıfırdan bir ekonomi oluşturmak zorundaydı.

Yani kendisini ekonomik açıdan nerdeyse sıfırlamış düzeyde olan bir ülkede değer yaratmak zorundaydı.

Marks'tan ve klasik ekonomistlerden bildiğimiz üzere değer havadan yaratılamaz. Değer ancak üretici olan bir sınıf üzerinden yaratılabilir.

O günlerin Türkiye’sinde ekonomi neredeyse yoktu, işçi sınıfı ve burjuvazi de ortada yoktu.

İşçi sınıfının bulunmadığı bir ülkede değer de zor yaratılır. Çünkü 'Kapital’den öğrendiğimize göre işçi sınıfı değer ve artı değer yaratmak gücüne sahiptir. O artı değere burjuvazi el koyar (sömürü) ve bunu kendine kar olarak alır.

*

Atatürk o günlerde acil bir ekonomi oluşturmak zorundaydı. Değer ülke içinde yaratılabileceği gibi dışardan, başka ülkelerden de (yardım veya kredi olarak ) alınabilirdi. Ancak o günkü koşullarda dünya bir büyük krize adım adım gitmekteydi ve hemen her ülke kendi içine kapanmış kendisini kurtarmaya çalışıyordu. Kimsenin Türkiye’ye değer aktarmaya girişeceği yoktu.

Atatürk büyük yatırımlara acil girişmek zorundaydı. Sıfırdan ekonomi yaratmaya girişmek durumundaydı. Bunu yeni kurulan cumhuriyetin geleceği için yapmak durumundaydı.

Dışardan değer aktarılmayınca, içerde de değer yaratan işçi sınıfı olmayınca kaynak bulabilmek için o günlerde ülkedeki tek üretici sınıf olan köylü sınıfına mecburen yönelindi ve o sınıfın yarattığı değer ve artı değer, burjuvazi olmadığı için devlet eliyle yapılmak zorunda olunan sanayileşmeye kaynak olarak aktarılmaya başlanıldı. Yani net olarak söylemek gerekirse köylüler sömürüldü.

Bu yapıldı ve tarım sektöründen aktarılan değerle (tarım kesiminin sömürülmesiyle) o günkü dünya koşullarında az görülen bir büyük sanayileşme ve burjuva oluşturma süreci başarıyla tamamlandı.

DİNDARLIK SİYASET GÜNDEMİNE GİRİYOR

Yarattığı artı değer sanayileşme hamlesine aktarılan (yani sömürülen) köylü sınıfı ülkenin en tutucu ve dindarlığı yoğun olan bölümüydü doğal olarak.

CHP’nin yıllardır Anadolu’dan ve tarımın ağırlıklı olduğu yörelerden kolay oy alamamasının temelinde bu tarihi sürecin bilinçlerde yarattığı olumsuz algı yatar.

*

Atatürk’ün dindarlara karşı olduğu algısı da bu süreç nedeniyle kolay yaratılabilmiştir.

Atatürk ne köylülüğe ne de dindarlara karşıydı sadece tarihi ve sosyal zorunluluklar nedeniyle yeni doğmakta olan bir cumhuriyetin daha tam doğmadan ölmesini engellemek için bu şekilde davranmaya zorunluydu.

DEMOKRAT PARTİ DİNDARLIĞI EKONOMİK BİR ZORUNLULUKT

Daha sonra Demokrat Parti dindarlık ve köylülüğe destek kartını iyi oynayarak CHP’nin elinden iktidarı alabildi.

DP iktidara geldiği zaman kapitalist dünya sisteminin ihtiyaçları da Türkiye’nin tarım sektörünü sadece yarattığı değeri artık değer olarak sanayiye aktaran sektör olmaktan çıkarılması ve bu kesimin dünya ekonomisine eklemlenmesini gerektiriyordu (tarımsal ürün ihracatı modeli). Yani dünya konjonktürü de DP iktidarına uygundu.

Demokrat Parti’nin bu ekonomik zorunluğu yerine getirirken dindarlara yakın görünmesinin temelinde köylülüğü ekonomik süreçlere katmak tarihi zorunluluğu yatıyordu.Tezimin 188'inci sayfasında genel sonuç bölümünde dönemi şu sözlerle anlatmıştım: "Tarım sektöründe 1947'den itibaren başlayan ve iktidarın uygulamalarıyla hızlanan gelişmeler demokratikleşme sonucunda hızlanan kapitalistleşme olarak nitelendirilebilir. DP iktidarının tarım sektörüne yönelik iktisat politikasını belirleyen en büyük unsur, Türkiye tarihinde köylülüğün ağırlıklı olarak seçmen kitlesi olarak ortaya çıkması ve siyasete ağırlığını koymasıydı."

CHP’den Demokrat Parti’ye iktidar değişimi aslında memleketteki sermaye birikim sürecinin ve global kapitalist sistemin bir gereğiydi ve bu açıdan kaçınılmazdı da. Bu politikalar ABD'den de aktif destek alıyordu.

Demokrat Parti ekonomik birikim sürecinin gereğini yaparak köylülüğe ve onun değerlerine sahip çıktı.

Askerin Demokrat Parti’ye dindarlara yakınlığı nedeniyle eleştirel olmasının temelinde onların sermaye birikim süreçlerinin esas mantığını anlayamamaları da yatar.

Kapitalist olmaya çalışan bir ülkede siyasetin sermaye birikim süreçlerinin gerekleri dışına çıkabilmesi imkansızdır. 27 Mayıs Darbesi bu yüzden sonuçları açısından sadece konjonktürel olabildi, belki askerler o günlerde DP ile ideolojik hesaplaştı ama orta ve uzun vadede sermaye birikimin gerekleri açısından Demokrat Parti'ye yakın zihniyetler birbiri ardına kaçınılmaz olarak iktidara gelmeye başladı.

Özetle 27 Mayıs dönemine diyalektik mantık çerçevesinde bakarsak temelde abartılı ve gereksiz olan yorumlardan da kurtulabileceğiz.

Tarih tabii ki insanların hür iradeleriyle yapılır ama o hür iradelerin nasıl ve neden ortaya çıktığını da nesnel eko-politik nedensellikler belirler.

SONUÇ

Sonuç olarak İlker Başbuğ'un, Demokrat Parti erken seçim ilan etseydi darbenin önleneceği yorumuna katılamıyorum çünkü bence darbe koşulları o dönemdeki global boyutu da olan sermaye birikim süreci ve bunun ideolojik/politik yansımaları doğrultusunda belirlenmiş ve oluşmuştu.

OKUMA KAYNAKLARI

Bu yazıyı oluştururken metinde belirttiğim gibi 'Ekonomik Kalkınma Süreçleri Üzerine Bir Deneme-Demokrat Parti Döneminde Türkiye Ekonomisi' başlıklı tezimi yeniden inceledim. Yazıldığı dönemde de az sayıda basılmıştı. Şimdi ise doğal olarak piyasada bulmak imkansız.

Bunun dışında yazının genel havasına uygun diğer tavsiye edebileceğim kitap ve makaleler ise şöyle:

Çağlar Keyder;

1- 'The Political Economy of The Turkish Democracy' New Left Review no.115, may-june-1979

2-'İktisadi Gelişmenin Evreleri' Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ekonomisi Ansiklopedisi sayı 34

Korkut Boratav;

3-Tarımsal Yapılar ve Kapitalizm-1980

4- Türkiye'de Devletçilik-1982

Perry Anderson;

5- The Lineages of the Absolutist State-1974

Miliband R., Poulantzas N., Laclau E.;

6- Kapitalist Devlet Sorunu-1977

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00