Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


Gazetede ‘içerik editörlüğü’ yapmış olan kişinin yazdığı yazıya göre Village Voice markasının yeni sahibi kendisine "2021’de kağıt baskıya geri döneceğiz" dediğinde şaka yaptığını sanmış ve patrona "Berbat geçen 2020 yılından sonra bana çok güzel bir haberi şaka olarak olsa da söylediğiniz için teşekkür ederim, buna ihtiyacım vardı" demiş.

Ancak görünen o ki yeni sahip oldukça ciddi gözüküyor. Yani 1960’larda 1970’lerde New York şehrinin kültürel hayatının en canlı gazetesi olarak sokaklarda bedava dağıtıldığı kutularda görülmesine alışılan yayın yeniden kağıt baskıya dönecek gibi.

Aralarında yazar Norman Mailer’in de bulunduğu girişimciler tarafından 26 Ekim 1955 tarihinde New York’un Greenvich Village bölgesinde iki odalı bir apartman katında yayın hayatına giren Village Voice çok güçlü ve deneysel yazan cesur yazar kadrosuyla, otoritelerden korkmayan tavrıyla, yeni olanı denemek ve deney yapmaktan korkmayan kültürel tavrıyla, yeni yaşam tarzlarını hemen tepki göstermeden anlamaya çalışan kültürüyle özellikle 1960 ve 70’lerde Amerika ve dünyada Alt-haftalık (alternatif haftalık) türü yayıncılığı başlatmış haftalık gazetedir.

ONU ÖZLEDİM

Ne zaman New York’ta olsam sokakta dolaşırken hala daha gazetenin bedava dağıtıldığı kırmızı kutuları görme umuduyla dolar içim.

Dolayısıyla kağıt baskıya dönüleceği haberi gayet tabii sanki eski bir dost uzun ayrılıktan sonra geri dönüyormuş gibi sevindiriyor beni.

Ama aynı zamanda eski günlerin maceracı, deneysel, yenilikçi, çarpıcı içeriğini hiçbir zaman yakalamayacağını düşündüğümden üzülüyorum da. Çünkü bu kağıt baskıya geri dönüş girişimi başarısız olursa bu başarısızlık tüm dünyadaki kağıt baskıya geri dönüş umutlarını bu defa artık bir daha canlanamayacak şekilde kesinlikle sona erdireceğini de görüyorum.

Eski başarının neden yakalanamayacağını düşündüğümü tabii ki anlatacağım ve bu düşüncelerimin yanlış çıkmasını ve haksız çıkmayı çok istediğimi söyleyerek bitireceğim yazımı.

KIPIR KIPIR BİR ŞEHRİN DENEYSEL GAZETESİ

Village Voice yaşayan ve içinde bulunduğu kültürel ortamdan beslenen ve onunla sürekli iletişim içinde bulunan bir haftalıktı.
Gazetenin patlama yaptığı 1970’li yıllar, 1968 kuşağının isyan etmekle yetinmeyip kendisine göre doğru olanı yapmaya giriştiği yenilikçi yıllardı. Yeni olanın arandığı, yeniliklerin keşfedildiği, yeni hayat tarzlarının aranıp bulunduğu yıllardı onlar. Müzikte, filmde, yayıncılıkta, resim sanatında, balede devrimci yenilikler yapılıyordu şehirde. İnsanlar bizzat kendi yaşamlarında da farklı olanın peşindeydiler. Cinsellikte yenilikler, hayat tarzlarında farklılıklar aranıyor ve bulunuyordu. New York Times bile bu ortamın ihtiyaçlarına cevap verebilmek için haftanın her günü ayrı bir ilave vermek yoluna gitmek zorunda kalmıştı. Gazete sanat, bilim, yemek aleminde yenilikleri ancak bu ilavelerle izleyebileceğine karar vermişti o günlerde.

YARATICI KARMAŞA

1970’ler boyunca bir yaratıcı kültürel karmaşa vardı şehirde ve şehrin bu karmaşayı yansıtıp farklı çözümleri sayfalarında arayacak bir yayına ihtiyacı vardı.

Tabii böyle bir arayışı tatmin edebilmek için sadece bir yayının fiziki olarak var olmasıyla tatmin edemezsiniz ayrıca bu farklı deneysel yeni içeriği hakkını vererek dolduracak yazarlara da ihtiyaç vardı.

Village Voice bu kültürel ihtiyaca cevap verme işine soyundu, şehirdeki o kültürel yaşamı her gün soluyarak, şehrin bağrında yaşayan usta yazarlar bulundu ve onlara sansürsüz korkmadan yazma imkanı tanındı.

Ele alınan konu ne olursa olsun, bale olsun resim veya film ve hatta cinsel yaşamlar da olsa konuyu hep ustalıkla anlatan yazarlar vardı.

Şehrin sosyal yaşamında olduğu gibi gazete de doğrunun ne olduğu sorusuna cevap bilinmiyordu ama doğru olanı yaratıcı bir şekilde arama arzusu vardı.

EŞCİNSEL MÜCADELE

Eşcinsel ve LGBT özgürlük mücadelesinin doğduğu Stonewall bar isyanını en iyi anlatan ‘Village Voice’ gazetesiydi. Çünkü o günlerde merkezleri barın çok yakınında bir adresteydi. isyan başlar başlamaz gazetenin muhabirleri barı içinde kalarak izlemişlerdi olayı.

1969'da yaşandı bu isyan daha sonra 1970’ler boyunca eşcinsel olmanın ne olduğu ve eşcinsel bireylerin hakları sosyal söylemleri belirlediğinde gazete aynı arayışın entelektüel boyutunu sayfalarına yansıttı.

Eşcinsel yazarlar kendi cinsel yaşamlarının detayları da dahil her konuyu sayfalara yansıtırken eşcinselliğe karşı olanlar da sayfalarda yer bulabildiler bu arayış döneminde.

Bu uzun arayış 10 yılı boyunca gazete hep olayların ortasındaydı ama arayış eşcinsel hareket ve LGBT hareketinin zaferi ile bitince gazete yine oradaydı. Bu defa açıkça eşcinsellerden yana içeriğiyle ve Michael Musto gibi usta yazarının edepsiz ve son derce cesur ve farklı yazılarıyla yeni kültüre 1980’ler boyunca yön veren gazete de olmayı başardı.

O KIPIR KIPIR ŞEHİR ARTIK DURULDU

Dediğim gibi şehir kültür, sanat ve yaşam tarzlarında kıpır kıpırdı o 20 yıl boyunca ve gazete de 1960’lar ve 70’le ve 80’lerde o kıpır kıpır olan huzursuz şehre aradığı entelektüel içeriği verebilmeyi başardı.

Tanım gereği bu içerik sol eğilimli bir yayın gerektiriyordu. O yıllar şehirde emlakçı olarak Trump ailesinin servetini yaptığı yıllardı da.

Gazete kendisine siyasi hedef olarak Trump ailesini seçmiş durumdaydı. Şimdi duyuluyor ki şehirde Trump ailesi hakkında hazırlanan birçok dava dosyasında gazetenin bu eski yayınlarında ortaya çıkarılan belgeler de kullanılıyormuş. Gazete eski sınıfsal düşmanından belki öcünü aldı denilebilir ama sınıfsal düşman da belki de o içerikte gazetenin bir daha olmayacağı koşulları da getirerek o da öcünü bir şekilde aldı.

Emlakçıların başını çektiği iş yaşamı bir yandan şehri zenginleştirirken bir yandan da yeniyi arayan, yeni olanı düşünme ve deneme cesareti olan marjinal sanatçı ve yazarların şehirde yaşamasını zorlaştıran pahalı yaşamı da getirdiler. Bu kesim şehirde tamamen bitmedi tabii ki ama şehrin yeni koşullarına dayanma gücü olamayanlar ya Manhattan’dan yakın taşraya veya başka şehirlere göç ettiler. Yani anlayacağınız gazetenin hayatiyetini aldığı 1970 ve 80'ledeki şehir ortamı artık yok. New York hem uslandı hem de fazla normalleşerek sıradanlaştı.

Böyle bir şehirde Village Voice gibi bir yayının eskisine benzeyen deneysel ve alternatifi arayan içerikle olup olmayacağı belirsiz.

2017’de kağıt baskıdan çıkılması kararı verildiğinde sokaklara dağıtım yerlerine konulan son sayıda kapakta Bob Dylan’ın bir fotoğrafı yer alıyordu.

Bu kapağa alternatif olarak gazetenin 1980’lerde yıldızlaşmış eşcinsel, edepsiz içerikli yazarı Michael Musto’nun bir fotoğrafı eşliğinde onun vücuduna yapışmış giysisiyle bunun üstünde sadece bir pardesü ile çıktığı otostop yolculuğunda yaşadıklarını anlattığı yazısının yer aldığı bir kapak da düşünülmüştü.

Ancak yayın kurulu risk almak yerine çok daha güvenli olan Bob Dylan fotoğrafıyla son kağıt baskıyı çıkarmayı tercih ettiler.

Artık sıradanlaşmış bir şehirde bir zamanlar birçok yaratıcı maceraya kaynak olmuş eşcinselliğin bile evlilik kurumuyla normalleştiği bir ortamda belki bu tercih doğru olabilirdi ama bu aynı zamanda bu şehirde artık bence bir Village Voice’ın alışıldık içeriğiyle bir daha kağıtta olamayacağının da bir göstergesiydi.

Bir zamanlar gazetenin merkezi Stonewall isyanın olduğu barın yanındaydı son sayı çıkarıldığında ise ofis 'financial distrtict' denilen borsaya yakın bölgedeydi, belki sadece bu adres bile gazetenin eski, ruh halini artık yaşayamayacağının bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Artık yeni deneylere açık, yaratıcı beyinlerle arayışa çıkabilen o eski New York bence yok.

Yeniden baskıyla çıkma kararı alan Village Voice son 10 yılda yeni teknolojileriyle sosyal medyasıyla yeni bir dünyanın kurulmuş olduğu New York’ta bakalım hangi farklı içerikle var olabilecek.

Bu sosyal ortamda ‘alt’ olmanın anlamı nedir göreceğiz bakalım. Dediğim gibi benim pek umudum yok ama başarırlarsa hem yaratıcı içerik açısından öğreneceğim hem de çok sevineceğim.

NASIL YAŞARDIK

Sinema dalında 1970’li yıllarda çok yaratıcı deneyler yapılmıştı. Bir arama motorunda 70’li yıllarda gösterime çıkan filmler yazıp listeye bakarsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Village Voice o günlerde filmde ‘Ateur teorisini’ savunan Andrew Sarris’e film eleştirilerini yazdırırdı. Filmde sadece bir yazar olarak direktörün önemli olduğunu savunan bu teoriye karşı olan bir diğer önemli eleştirmen de haftalık New Yorker’da yazan Pauline Kael’di. Sinema sanatına gönül vermiş bizler her yeni gösterime giren filmi New York’ta izledikten sonra Village Voice’da ve New Yorker'da yazarların ne diyeceğimi merakla bekler ve aralarımızda şehirdeki barlar ve kafelerde bunu tartışırdık. Film hakkındaki yazılar çıktıktan sonra da New York’ta başlayan tartışma Cahiers Du Cinema gibi dergiler aracılığıyla globalleşirdi ve bizler de internet devriminden önceki henüz bir evrensel köy haline gelmemiş dünyanın sanki merkezindeymişiz gibi hissederdik kendimizi.

Her şeyin anında bilindiği, trend olup hemen tüketilebildiği bir dünyada yeni gazetenin nasıl trend oluşturacağını, nasıl alternatif olabileceğini görmek zor.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • pembepanter 8 ay önce Çok basit! İnternet büyüdükçe ve tam anlamıyla bir çöplüğe döndükçe kağıt baskıya geçiş ister istemez gerçekleşecektir.
    CEVAPLA
  • can_tonay 8 ay önce Serdar Bey başınız sağ olsun. Babanızın ruhu şâd olsun.
    CEVAPLA
0:00 / 0:00