Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


‘Dünyanın o iki Türk'e asıl şimdi ihtiyacı var’ başlıklı son yazımda cazın yaşamını sürdürmesi için ustaların koyduğu standartları ve sınırları aşıp dünyaya, özelikle doğuya açılması gerektiğini söylemiş ve hem formatlarda hem de enstrümanlarda bir Batı-Doğu sentezine ihtiyaç olduğunu savunmuştum.

Yeni ustalar ortaya çıkıyor ve artık klasikleşmiş büyük ustaların koyduğu sınır ve standartları aşmak için çabalıyorlar ama neyin neden arandığı kafalarda net olmadan arayış yapıldığında sanatçılar hüsrana da uğrayabiliyorlar.

Yazımda bunun örneği olarak saksafon üstadı Paharoah Sanders’i vermiştim ‘Ole’ adlı parçanın yeni yorumunun canlı kaydı yapılırken Paharoah saksafonuyla solosunu çekerken öyle bir boyuta çıkmıştır ki, sınırları öylesine zorlamıştır ki, bir aşamada gideceği yönü bilmesine rağmen elindeki enstrümanın o sınırları aşmasına yetemediğini görünce çareyi çalmayı bırakıp saksafonuyla bir çığlık atmakta bulmuştur. Bence sanatçının aradığı sese ulaşamamasının yol açtığı hüsranın çığlıydı o.

Keza John Coltrane, Keith Jarrett ve Miles Davis bir çoğunu kendilerinin koyduğu caz standardını genişletmek ve sınırları aşmak için dünya müziği yönünde adımlar atmaya çalışmışlardır.

BİZİM COĞRAFYAMIZ

Bizim coğrafyamıza özgü müzik ve enstrümanların klasik caz formatına açılımlar sağlayacağını düşüyorum ben.

Hatta bizim coğrafyamızın müzisyenlerinin fikirlerine açık olan caz ustaları ile buluştuğu takdirde bazıları tarafından öldüğü iddia edilen caz sanatının ölmeyi bırakın devrimci bir büyük yeni atılım yapacağını biliyorum.

Ben bu yazıyı yazarken cazda yenilik arayışlarının sürdürüldüğü New York’tan alıp getirdiğim ‘Letters From Iraq. Oud and String Quarted (Irak’tan Mektuplar. Ud ve Yaylı Sazlar Dörtlüsü) albümünü dinlemekteyim.

Ud sanatçısı Rabin abu Halil’in Arap caz topluluğu ile yaptığı Blue Camel (1992) albümünde bu tür yeni arayışlar içinde olduğunu biliyorum.

Özelikle ud enstrümanının cazın standart formatına eklenmesiyle müthiş işler çıkarılacağına ve olağanüstü yeni yolların açılacağına inanmaktayım.

DON CPERRY

Yenilikler aramak konusunda açık fikirli caz ustalarından bahsederken Ekim 1995’te kaybettiğimiz Don Cherry’den bahsetmemek olmaz.

İki gündür yayınladığım yazıları yazarken yazılarımın caz dünyasının ne kadar da, ölüm ilanları sayfasında bazı insanlar için yazılan, ‘yaşanmış hayatın değerlendirilmesi’ (obituary) yazılarına benzediğini üzülerek fark ettim. Caza standartları koymuş ustalarının nerdeyse hepsinin öldüğü bir dünyada o standartlar ve sınırlar dışına çıkılabilmesinin hala daha bu kadar zor olabilmesi aslında o ustaların müziğinin gücünü göstermeli bize.

Don Cherry neredeyse bütün caz uzmanlarının söylediği gibi yeni arayışlarda dünya müziğinden faydalanılması konusunda müthiş açık fikirli ve yeni denemelere açıktı.

Onun trompetiyle parçalarında yaptığı denemelerin var olan bütün sınırları zorladığı uzmanlarca söyleniyor. Dolayısıyla bu tür arayışlar içinde olan tüm sanatçıların Don Cherry parçalarını daha dikkatle dinleyip incelemeleri gerekiyor .

BİR FANTEZİ

Dedim ya bu konuda düşünürken sanki ölüm ilanları sayfasındaki ‘yaşanılmış hayat değerlendirmeleri' (obituary) yazıları alanındaymış gibi hissediyor insan kendisini.

Şimdi keşke olabilseydi diye fantezisini kurduğum konuda yer alması gereken dört insan da hayata veda etmiş durumdalar.

Hayal ettim de keşke "Dünyanın asıl şimdi ihtiyacı olduğu o iki Türk, Ahmet Ertegün ve Arif Mardin, hayatta olsalardı ve cazın bu yeni yol arayışını yaparken John Coltrane ile Ahmet Kaya’yı tanıştırabilselerdi keşke" diye düşündüm.

Ahmet Kaya ile John Coltrane birlikte Ertegün’ün ayarlayacağı stüdyoya girselerdi ve Ahmet Kaya ilk önce ‘O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız’ şarkısını söyledikten ona Coltrane’e şarkının anlamını anlatsaydı. Büyük şair Atilla İlhan’ın üç fidanın idam edildiğini öğrendiğinde neler hissettiğini ve gözünün nasıl yaşlandığını anlattığı o şiirini yazdığını ve şiirde geçen Müjgan’ın bir kadın adı olmakla birlikte bu şiirde ‘kirpik’ anlamıyla kullandığını ve şairin buradaki 'Müjgan’la ben ağlaşırız' cümlesiyle haberi duyunca nemlenen gözlerini ve o anda vapurda olduğu için hıçkırarak ağlamamak için kendini nasıl tuttuğunu ifade ettiğini anlatsaydı.

John Coltrane de bu yoğun duygulara uyan doğaçlama bir şeyler çalmaya başlasaydı, Ahmet Kaya da sesiyle ona eşlik etseydi ve yeri geldiğinde saksafona ud da katılabilseydi ve bunu Ertegün kayda alsaydı, işte o anda caza muhteşem yeni yollar açılmış olmaz mıydı, ne dersiniz?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00