Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Yıllar önce de yoğun düşündüğüm yataklar konusu üzerine düşünmeye bu defa John Berger'in Pierre Bonnard'ın 'L'Indolente: Femme assoupie sur un lit' adını verdiği resmi hakkındaki analizini okuduktan ve resmi gördükten sonra başladım. Resimde dağınık yatağın üzerine uzanmış, bir ayağını yere doğru uzatmış bir kadın figürü var. Resim öyle çizilmiş ki bi süre gözünüzü ayırmadan bakarsanız kadın figürü dağınık yatağın çarşafı içinde sanki kayboluyor gibiydi.

Bonnard kendisinin ve her erkeğin dağınık yatağın üzerinde düşündüğü idealize edilmiş kadının sadece erkeğin beyninde var olduğunu ve bir kadına yönelik erkeğin tutku ve bağlılığını başka hiçbir insanın anlayamayacağını söylüyordu aslında o resimle. Bonnard'ın karısı Marthe'yi çizdiği 400'e yakın resmi var. Ressam dağınık yatak resmiyle Marthe'ye bağımlı olmasının nedeninin sadece kendi beyninde saklı olduğunu, bunu kimsenin anlayamayacağını ve hayatını kimsenin sorgulamamasını deklere ediyor gibiydi o resimle. Çünkü erkekler hayatta başka hiçbir şeyi kontrol edemeseler bile dağınık yatağın üzerine hayallerinde hangi idealize edilmiş kadının uzanacağını kontrol edebilirler.

Dağınık yataklar üzerine düşüncelerimi oluştururken onun tam anti tezi olan düzgün yapılmış yatak kavramını da mecburen düşündüm. Bu ise beni bambaşka yönlere götürdü.

Örneğin otel odalarına girer girmez ilk dikkatimizi çeken odadaki hakim konumu ve düzgün hazırlanmış temiz haliyle yataktır. Otel odaları belki de sadece bu yüzden misafirine maceracı seksi düşündürür tezini oluşturduktan sonra konu hakkında yazmış olabilecek veya konuyu düşünmem için ipucu verebilecek favori yazarlarımın deneme kitaplarına baktım.

Umberto Eco'da olayı ele almakta bana yardımcı olacak bazı kavramlar buldum; Geoff Dyer'in "Otherwise Known as the Human Condition" adlı kitabında "Sex and Hotels" adlı denemesini okudum.
Bugün konuyla ilgili olarak her biri ileride ayrı yazıya dönüştürülebilecek maddeler halinde düşüncelerimi aktaracağım. Unutmayın, bunlar ileride yapılabilecek çok daha kapsamlı çalışmanın notlarıdır.
Herhangi bir nedenle özellikle yurtdışına geziye gittiğimizde otele girdiğimiz an seksi düşünmeye başlarız. Bu sizinle ilgili bir sorun olduğunu göstermiyor, aksine son derece rutin bir duygu ve siz de çok sıradan davranıyorsunuz.

AMACIM ÇÖZÜŞTÜRMEK

Seksi, otel odalarında çok daha seksi hale getiren birtakım kültürel bağlantılar var. Amacım bunları çözümlemek, çözüştürmek (deconstruct).

1- "The Right Stuff" adlı kitabında yazar Tom Wolfe, Amerika'da olan türde motel odalarında, yani resepsiyonun ayrı binada olduğu ve bütün odaların dışarıda yan yana mesafeli olarak konumlandığı, dolayısıyla herkesin odasına anonim olarak girme imkânı bulunan motel odalarının, kaçamakları kolaylaştırıp Amerika'da bir seksüel devrim yaşanmasının en büyük nedeni olduğunu söylüyor.

OTELE GİRİŞ; MOTELE GİRİŞ KADAR KOLAY OLMUYOR

Otel odalarına giriş, motel odalarına girmek kadar kolay olmuyor tabii. Çünkü en başında resepsiyonun ve birçok görevlinin bakışlarının dolaştığı bir lobiden geçmek zorundasınız. Ancak otel lobilerinin de daha önce 'Kolsuz baterist' (12 Temmuz tarihli) yazımda değindiğim Fransız teorisyen Marc Ague'nin ortaya attığı kavramla "süper modernitenin gerçek üstü mekânları" (non-place of supermodernity) olmaları özelliği var. Zor bir kavram bu, o nedenle açmak zorundayım: Otel lobileri yazara göre uçak kabinleri, havalimanı transit yolcu alanları gibi modern yaşamın hayatımıza soktuğu aslında 'yer olmayan yerlerdir'. Otelin lobisine girer girmez rutin yaşamın dışına çıkıyorsunuz ve sizi benliğinizden soyutlama süreci başlıyor, ilk önce resepsiyona gidiyorsunuz, pasaportunuzu ve kredi kartınızı veriyorsunuz. Ve adım adım bu gerçeküstü süper modern ülkenin, bu aslında yer olmayan yerin, geçici vatandaşı olmaya başlıyorsunuz.
Bu sizin yeni yurttaşlığınız ve pasaportunuzu vermekle başlayan sürecin sonunda orada bir tür diplomatik dokunulmazlık kazanmış gibi hissediyorsunuz. Diplomatik dokunulmazlık benzeri duygularla dolduğunuz bu süper modernitenin gerçeküstü mekânında üstelik her türlü konfor ve ihtiyacınızın anında karşılanması için kurulmuş bir sistem de var.
Wolfe'un dediği gibi, belki motellerde kaçamak ilişki yaşamak çok daha kolay olabilir ama otele giren insanların her birisi adım adım bir kaçamak yapmak için koşullanıyorlar.

YATAĞIN ODAYA HAKİMİYETİ

2- Bu koşullanma sürecinden geçtikten sonra yalnız başınıza olduğunuz otel odanıza geliyorsunuz. Standart otel odasının en belirgin özelliği, odada yatağın hâkimiyetinin olmasıdır. Yatak, oda ne kadar büyükse o kadar büyür; çünkü odanın büyük bölümünü o kaplamak zorundadır. Yatak konumu böyle olunca konuk okumayı, seyretmeyi, hayal kurmayı ve tabii seksi düşünmeyi yatak üzerinde uzanarak yapmaya başlar. Hatta içkimizi de orada içeriz, birkaç yiyecek de atıştırırız ve yatak birden rutin yaşamımızın odağı oluverir, yatağın çağrıştırdığı her şeyi daha yoğun düşünmeye başlarız.

TEŞVİK EDİCİ GELİŞME


Bu arada otel odası size mini barında rahatlatıcı içkiler, televizyonundan ise erotik filmler sunmaktadır. Bazı otel odalarındaki porno yayınlarında, bazen olayın otel odasında geçtiği porno filmler konulduğu da görülmüştür. Bu da bir müşterinin odasına seks partneri göndermekten farkı pek olmayan abartılı derecede teşvik edici bir gelişmedir.

3- Yorgun bir yolculuktan sonra rahatlamaya başlıyorsunuz; geçici yurttaşlığınız ve diplomatik dokunulmazlık benzeri bir sorumsuzluğunuz oluşmuş ve sıkıntıdan yatak üzerinde uzanarak bakmakta olduğunuz televizyonda bazı erotik filmler var. Üstelik büyük yazar Don DeLillo'nun "White Noise" romanında anlattığı koşullar da gelişmiş durumda.
"Odaların özelliği, çok çok içeride olmalarıdır" diyerek başlıyor yazar cümlesine ve "Odalarda insanlar çok çok içerilerde olduklarından diğer her yerde davrandıklarından çok farklı davranırlar. Sokakta, parklarda, havaalanlarında bir şekilde davranan insanlar odalarda ise tamamen farklı davranırlar" diye devam ediyor.
Evet, çok çok içeride olan odalar içimizde, derinlerde olanları ortaya çıkarırlar. Odaların genel özelliği buysa otel odaları çok daha fazla içtedirler. Yani en derindeki en karanlık duygularımız, arzularımız otel odalarında özgür bırakılabilirler.

KİRLETMENİZ İÇİN HAZIR BEKLİYOR

Yatağın hâkim olduğu tek odalı otel odalarının bir diğer özelliği de ilk girdiğinizde çok temiz olmalarıdır. Her şey yeni temizlenmiş ve sizin kirletmeniz için hazır hale getirilmiştir. Bu kadar fazla temizlik, bir antitezi olarak kirletmek fikrini size empoze etmektedir. Bu kadar temiz ve steril ortamı kirletmenin en iyi yolu, maceracı ve kirli bir seks olmalı düşüncesi doğabilir.
Geoff Dyer, bütün otel odalarının iç mimarisiyle, sunduğu imkânlarla ve özellikle temiz bornozlarıyla müşteriyi seks fikrine davet ettiğini söylüyor. Odanın kirletilmeye başlanmasının ilk adımı bu olabilir, ama yazar bunu söyledikten sonra, muzip biçimde "Otel odasında seks, odada iki kişi olursa daha da iyi olabilir" diyor. Bu da bence üzerinde çok tartışılacak bir mesele değil.

LÜKS, SEKSİ AZ ÇAĞRIŞTIRIYOR

4- Lüks süit odaların, tek odalı standart odalara göre seksi daha az çağrıştırdığı da söyleniyor. Çünkü birkaç odalı, yatak odasının yanında çalışma odası ve oturma odasının olduğu lüks süitler insana kendi evini çağrıştırabiliyor. Tek odalı standart yerler macerayı, kirli seksi çağrıştırırken süit odalar size evinizi hatırlatıp kafa dinlemeyi tetikleyebiliyormuş.

KAMUFLAJ SAĞLAMAK GİBİ

5- Rock starlarının arada bir kaldıkları otel odasını yıkıp dağıttıkları hakkında haberler okursunuz. Bu da otel odasının temizliğinin ve düzeninin çağrıştırdığı duygulardan biridir. Rock starları bunu sık sık yapıyorlar, haberlerden okuyoruz kaldıkları otel odalarını yıkıp dağıtıyorlar. Çoğunun kaldığı otel odasında hâkim renk beyaz. Yatak beyaz, duvarlar beyaz, oda tamamen beyaz gibi duruyor, bu da sanki kokaine bir kamuflaj sağlamak için düşünülmüş bir şey gibi.
Rock starı, kokaini iz bırakmaktan korkmadan kullandıktan sonra odasını yıkıp dağıtıyor. Ortalama bir müşteri ise otel odasına onca ön hazırlıktan geçtikten (bu süreç ön sevişme gibi bir şey aslında), birkaç içki içtikten sonra odayı dağıtmak yerine kendini dağıtıyor ve maceracı kirli sekse adım atıyor. Hem de heyecan verici bir macera bir telefon kadar yakınken, bu adımı atmamak çok da kolay değil.

Okuduğum kitaplar:

Umberto Eco; 'How to travel With Salmon ond Other Essays'

Geoff Dyer; 'Otherwise Known as the Human Condition' ve 'Working the Room'

Don DeLillo; 'White noise'

Tom Wolfe; 'The Right Stuff'

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00