Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kayyum atanan Diyarbakır’a ziyareti ve başta Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk olmak üzere HDP’lilerle yaptığı görüşmeler birkaç gündür memleketin gündeminde.

Söylememe gerek yok biliyorsunuz ki bu görüşmeleri dolayısıyla İmamoğlu’na hemen her kesimden sert tepkiler verildi.

Bunların bir kısmı Türk milliyetçisi ve kendilerini ulusalcı addeden insanlardı.

Samimiyetle söylüyorum onları büyük bir anlayışla karşılıyorum.

Zira kendi zaviyelerinden baktıklarında haklı bu insanlar.

Sonuçta onlar her daim mesafeli duruş sergilediler HDP’ye... Hep karşısında oldular bu partinin ve temsilcilerinin...

Onlara göre aslında HDP olmamalı bile siyaset sahnesinde... Kapatılmalı ve hatta mümkünse onun yerini alacak aynı anlayışta, politikada bir başka parti de kurulmasına müsaade edilmemeli...

Hülasa... Çok normal bu düşüncedeki insanların İmamoğlu’nun kayyumla görevlerinden alınmış mevkidaşı HDP’li belediye başkanlarıyla dayanışma amacıyla destek vermesine tepki göstermeleri...

Ama hiç kusura bakmasınlar... Geçmişte AK Parti’nin bir projesi olan çözüm sürecine ölümüne sahip çıkmış ve hatta projenin hayata kavuşması adına da o dönem oluşturulan “akil insanlar heyeti” gibi oluşumlarda yer almış... Ve hatta bu desteklerinin ne kadar demokratik, özgürlükçü ve insani bir destek olduğunu ispat için gerek sahip oldukları köşelerinde, çıktıkları ekranlarda... Gerekse de sosyal medyadaki hesapları üzerinden çok enteresan coşku dolu yorumlar yaparak açıkça desteklerini ilan etmiş şahısların böyle bir hakkı yok!

Bu isimleri lazım olmayan ama kim olduklarını herkesin bildiği insanlar öyle şeyler yazıp çizdiler ki İmamoğlu ve Diyarbakır açılımına dair...

Aklıma geldi o eski günler...

Film şeridi gibi geçti her şey saniye saniye gözümün önünden...

Ve yemin ediyorum onlar adına ben utandım!

Hele hele 100 yıl evvel falan değil…

Hepi topu 6 yıl evvel…

Diyarbakır’ın en büyük meydanında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin de olduğu mitingde ünlü Kürt şarkıcılar Şivan Perwer ile İbrahim Tatlıses’in Megri (Ağlama) şarkısında yaptıkları düete övgüler düzenlerin...

Utanmadan... Hiç yüksünmeden İmamoğlu ve Ahmet Türk’ün Diyarbakır’daki tokalaşma fotoğrafının altına “Megri Megri” yazıp da görüşmeyle alay etmesi beni benden aldı!

Tekrar ediyorum…

Geçmişte de HDP’ye, siz deyin “Kürt Açılımı” ben diyeyim “Çözüm Süreci”... Her ne ise işte... O dönem mesafeli durmuş kişilerin İmamoğlu’nu eleştirmelerine ve hatta yerden yere vurmalarına hiçbir lafım yok!

Nihayetinde onlar dün ne idiyseler… Bugün de aynılar.

Ama biz…

O sürece gönülden destek olmuş… AK Parti’nin; ”Sırf bu topraklarda barış olsun... Türk Kürt gençleri ölmesin… Analar ağlamasın” diyerek tamamen halisane niyetlerle başlattığı o insancıl projeye omuz vermiş olan bizler…

“Arşivde var nihayetinde” deyip mümkün olduğunca şuurlu davranıp, daha temkinli ve düsturlu olmalıyız!

Kendimizi, yaptıklarımızı topyekûn inkar edercesine tuhaf hal ve hareketler sergileyip saçmalamamalıyız!

Ha… İllaki İmamoğlu’nu eleştireceksek eğer...

İllaki vuracaksak adama!

En azından bunu toplum nezdinde komik duruma düşmemek adına 2013 yılında Diyarbakır’daki o meşhur mitingde söylenen ve orada bulunanları da ağlatan “Megri Megri” şarkısı hatırlatmasıyla filan değil, başka şeyler üzerinden yapmalıyız!


***

Ne oldu Cemal Kaşıkçı’nın cesedi meselesi?

Neredeyse 1 yıl geçti o korkunç cinayetin üzerinden…

Ama hâlâ İstanbul Suudi Arabistan Konsolosluğu’na girip de çıkamayan gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın cesedi ile ilgili bilmece ortada duruyor.

Öldüğü, öldürüldüğü kesin ancak ceset yok ortada!

Hatırlarsanız... Kaşıkçı’nın yok oluşunun hemen ardından “Buharlaştı mı?” başlığı altında bir yazı kaleme almıştım.

 

Aslında yapmaya çalıştığım şey ironiydi ama sanki gerçek oldu!

Bu arada şu da enteresan...

Biliyorsunuz bu cinayet dolayısıyla tüm dünya ayağa kalkmıştı.

BM’den yani Birleşmiş Milletler’den bir temsilci Türkiye’ye gelmiş cinayetle ilgili rapor düzenlemişti.

O raporda da hiçbir net bilgi yok cesedin nerede olduğuna dair...

Gerçekten nerede bu Kaşıkçı’nın cesedi?

Asitle yakılıp eritildi mi?

Yoksa kıyma makinesi ile paramparça mı edildi?

Ya da bilinmeyen bir ormana filan mı gömüldü?

Nerede yahu adamın naaşı!

Bir de tabii cinayeti işlediklerini kabul eden ve hatta katilleri yargıladığı bilinen Suudi Arabistan’ın durumu var.

Onlar da aynen şunu diyor: “Evet bizim adamlar öldürmüş ama ceset nerede bilmiyoruz!”

İşin özü... Suudiler sus pus... Sayfalar dolusu rapor hazırlayan BM suspus! Başta ortalığı ayağa kaldıran ABD, Avrupa basını suspus!

O vakit sormak hakkımız değil mi; “N’oluyoruz yahu!” diyerek... 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • 54halit@windowslive.com 2 yıl önce gerçekçi ve adaletlisiniz,tebrikler.
    CEVAPLA