Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü ve üniversite öğrencileri ile ilgili yorumumu Pazar günü çok açık bir biçimde sizlerle paylaşmıştım.

Epeyce bir geri dönüş aldım.

“Bu bir annenin isyanıdır” diyerek kaleme aldığım yazımla genç kardeşlerimin ve ebeveynlerinin duygularına tercüman olabildiğim için de çok mutlu oldum.

Tabii bu arada; “İktidara yakın diye Melih Bulu’nun rektör atamasını eleştirdiğin gibi Boğaziçi Üniversitesi’ndeki eylemleri CHP’nin şovuna çeviren Canan Kaftancıoğlu’na da laf edebilecek misin Sevilay?” şeklinde eleştirenler de oldu.

Böyle olunca da kızdım kendi kendime.

Çünkü haklıydılar bu eleştiriyi yapanlar.

O yüzden de niye aynı yazıda bu konuyla ilgili de iki çift laf etmedim diye hayıflandım.

Öyle ya!

Nihayetinde Boğaziçili öğrencilerin, öğretim üyelerinin itirazının temel sebebi; “Üniversitelere siyasi müdahale olmamalı!”

Diyor ki gençler; “Burası bir bilim yuvası! Siz bu bilim yuvasına özel şirket ya da kamu şirketi gibi muamele gösteremezsiniz! Sırf siyaseten size yakın diye tepemize genel müdür gibi rektör atayamazsınız!”

Hal böyleyken gerçekten de ne işi vardı CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun o eylemde?

Demek ki anlayamamış, okuyamamış gençlerin tam olarak ne için, hangi sebeple eylemi yaptıklarını.

Sandı ki herhalde diyorlar ki; “İktidarın, AK Parti’nin üniversitemize siyasi müdahalesini istemiyoruz ama CHP yapabilir!”

Hayır Canan Hanım.

Öyle demiyor o çocuklar!

Diyorlar ki; “Üniversitemizde siyasi herhangi bir etkileşim görmek istemiyoruz!”

AK Parti veya CHP…

Veya başka partiler…

“Hiçbiriyle uzak veya yakın ilişki kurulmasın” diyoruz!

Tabii şimdi sorsan kendisine diyecek ki; ”Niyetim eylemi siyasi zemine kaydırmak filan değildi. Niyetim gençlerin yanında olduğumuzu bizzat göstermekti!”

Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanı eleştirdiğinde böyle de dedi zaten.

Ancak hiç kusura bakmasın o gençlerin yanına gidip orada görüntü vererek destek filan olmadı tam tersine köstek oldu.

“Bir çuval inciri berbat etti!” derler ya!

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun yaptığı da aynen öyle oldu işte.

Hiçbir siyasi amacı olmayan, apolitik, gayet makul, demokratik bir eylemin ortasına zaten tartışmalı olan adını koyarak meselenin bambaşka bir noktaya çekilmesine önayak olup gençlerin haklı protestosunu resmen sabote etti!

Önüme bir anket gelse…

Ve; “Sizce Türkiye’nin şu anda ki en büyük sorunu nedir?” diye bir soru sorulmuş olsa.

Pahalılık, yoksulluk, pandemi, deprem ve diğer tüm sıkıntılı konulara rağmen saniye düşünmeden; “İşsizlik!” derim.

Denilecek ki şimdi; “Devletin resmi istatistik kurumu TUİK daha dün açıkladı ki işsizlik rakamları geçen yıla oranla düşmüş. Sen neye dair böyle bir tespitte bulunuyorsun? Hangi veriyle sallıyorsun?”

Bir veri yok tabii ki elimde ama “İş arıyorum” diyerek bir umutla şahsımı arayan, yazan, CV’sini ulaştıran o kadar çok insan var ki…

İstatistik rakamlarını görmeme, bilmeme gerek yok!

Önceki yıllarda da olurdu.

Tanıdık, eş, dosttan özellikle medyada konumlandırmak istedikleri üniversite mezunu çocukları ile ilgili yoğun talep gelirdi.

Ama bu yıl sadece medya değil.

Hemen her sektörde arayış içerisinde olan insanlardan; “İşsizim bana yardımcı olur musun?” yakınmalarıyla karşılaşıyorum.

Sadece eş, dost da değil artık.

Eposta üzerinden, sosyal medya hesapları üzerinden özellikle genç kardeşlerimden gelen yardım, destek talepleri dağ gibi yığılmış durumda.

Keşke elimde bir sihirli değnek olsa da hepsinin talebine yardımcı olabilsem.

Ama mümkün değil.

Çünkü işi verecek olanın yani işverenin bir yeni istihdama kapısı açık değil.

Eskiden iyi kötü nazım geçerdi.

İhtiyaç var veya yok tanıdığım bir işverenden ricam kırılmaz ilettiğim CV değerlendirmeye alınırdı.

Şimdi bırakın; “Gönderin arkadaşın CV’sini bir bakalım” filan diyeni.

Aradığım her iş verebilecek pozisyonda ki kişi telefonda zırıl zırıl ağlıyor.

Bir de onları dinliyorum yani.

Geçen gün. İTÜ Makine Mühendisliği bölümünden mezun olmuş ve yüksek lisansını  da Amerika’da yapmış  zehir gibi genç bir kardeşim için çok eskilerden tanıdığım hemşerim olan sanayiciyi aradım.

İmkanı olsa asla beni kırmayacak hemşerimin dediğini aynen aktarıyorum; “Bacım keşke ricana cevap verebilecek konumda olsaydım. Ancak şu an imkansız. Emin ol işten çıkarma yasağı olmasa çalışanın yarısından çoğuyla ilişkiyi keseceğim. Çünkü döndüremiyoruz artık. Yürütemiyoruz!”

Bu bir örnek.

Ama emin olun genel manzara bu durumda.

Pandemi dolayısıyla yasak olmasa işten çıkartma…

TUİK’in o rakamlarının oranını düşünmek bile istemiyorum.

Tabii bir de ücretsiz izin ve kısa çalışma ödeneği durumu var.

Bundan dolayı perişan durumda olup yeni bir iş arayışında olanlar.

TUİK bunları da hesaba katmıyor.

Neden?

Çünkü ücretsiz izinde de olsa veya devletin verdiği üç kuruşluk kısa çalışma ödeneğinden de faydalanıyor olsa SGK’sı devam ettiği için iş arayan ya da işsiz kategorisine dahil edilmiyor bu insanlar.

Hülasa…

Kimse boşu boşuna hevese kapılıp da; “Ay şahane! TUİK’in açıkladığı rakamlara göre Türkiye'de işsizlik oranı, Ekim 2020'de 2019'un aynı ayına göre 0,7 puan azalarak yüzde 12,7 oldu. Söz konusu dönemde işsiz sayısı 391 bin kişi azalarak 4 milyon 5 bin kişiye geriledi!” filan diye sevinçlere boğulmasın.

Çünkü reel işsizlik rakamlarımız maalesef TUİK’in açıkladığının çok çok üzerinde.

Ha bu dediğimle TUİK rakamları çarpıttığı manası filan çıkarmasın kimse!

Öyle bir şey yok tabi ki.

TUİK eldeki veriler, şartlar üzerinden oranları hesaplıyor ve öyle olunca da bu yıl sanki geçen yıla göre işsizlik oranları düşmüş gibi bir tablo çıkıyor ortaya.

Olay bu kadar basit!

Not; Bu arada TUİK’in reel olarak karşılığı olan oranları da var tabii. Pandemi ve ekonomik bunalım dolayısıyla insanların mevcut durumdan dolayı ne kadar büyük bir umutsuzluk içerisinde olduğunu gösteren rakamlar. Mesela iş aramayıp çalışmaya hazır olanların sayısı 2 milyon 175 binden, 4 milyon 348 bine, iş bulma umudu olmayanların sayısı bir yılda 843 bin kişi artarak 668 bin'den 1 milyon 511 bin kişiye yükselmiş. Korkunç bir tablo. Çok korkunç!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00