Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Daha geçen hafta beraberdik…

Trabzon Havalimanı VIP bölümüne indiği andan itibaren dolu dolu 3 gün!

Genel Başkanlarını karşılamaya gelenler çılgınlar gibi bağırıyordu; “Cumhurbaşkanı Akşener!” sloganlarıyla…

Sonraki duraklarımızda da hep aynı slogan dillerindeydi İYİ Partililerin.

İtiraz etmediği gibi bir hoşnutluk seziyordum partililerinin gösterdiği bu teveccühten.

Sonra bir durakta oturduk.

Ben ve diğer iki gazeteci arkadaşım Akif Beki ve Deniz Zeyrek ile beraber.

Sohbet ettik uzun uzun.

Ki, bu sohbetin büyük kısmı önümüzdeki seçim ve pek tabii Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu üzerine oldu.

Millet İttifakı’nın diğer ortağı CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun aday olmak istediğini açık açık dile getirdiğini ve bu konuda kendisinin ne düşündüğünü de sorduk.

Sormadık sadece…

Alttan girip, üsten çıkıp gerçekte ne düşündüğünü de anlamaya çalıştık hep beraber.

“Ben asla milletin önünü tıkayacak bir lider olmam! Önümüzdeki seçim riske edilemeyecek tarihi bir seçim. Büyük bir viraj! Bu virajı kazasız belasız dönmemiz lazım. Kiminle hangi isimle bu virajı döneceksek ona o gün geldiğinde hep beraber, ittifak olarak karar vereceğiz” dedi.

“Evet adayım” demedi ama “Asla olmam!” da...

O nedenle dün akşam katıldığı Halk TV yayınında yaptığı; “Net söylüyorum… Cumhurbaşkanı adayı değilim. Ben Başbakan adayıyım!” açıklamaları şaşırttı bendenizi.

Aynı dakikalarda ben de Habertürk TV’de sevgili Hülya Hökenek’in hazırlayıp sunduğu; “Enine Boyuna”da konuktum...

Neyi nasıl söylediğini izleyemediğim için Hülya sorduğunda ilk yorumum; “Akşener yapılacak seçimin hemen sonrası parlamenter sisteme geçişteki kararlığı ifade etmek için bu ifadeleri kullanmış olmalı. Seçim Cumhurbaşkanlığı seçimi olabilir ama bizim için Cumhurbaşkanlığı demek Başbakanlık demektir. Ben de görüntü de Cumhurbaşkanı adayı olacağım ama aslında Başbakan olarak göreve geleceğim demek istiyor galiba” şeklinde oldu.

Ancak reklama gidildiğinde ve o söz konusu yayında tam olarak neler söylediğini bizzat okuyup ve hatta kulaklarımla dinledikten...

Ve pek tabii bir iki telefon görüşmesi yaptıktan sonra…

Kanaat getirdim ki…

Ortada ciddi bir kriz var!

Meral Akşener son zamanlarda CHP cephesinden yükselen; “Bizim adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’dur!” söylemlerine karşı resmen “rest” çekmişti.

Demişti ki alenen; ”Biz ortağız güya ama madem siz bu ortaklığı, ilkelerini, prensiplerini hiçe sayıp aday olmaya karar verdiniz…

O halde buyurunuz meydan sizin!”

Aynen alıntılıyorum Meral Akşener’in o ifadelerini;

“Bir baktık ki Tayyip Bey ile değil, birbirimizle rekabet ediyor olduk. Bunu sağlıklı bulmadığımı ifade ettim. Benim o tecrübeden kaynaklı bir kanaatim. 31 Mart'ta Kılıçdaroğlu ve ben vardım. Bu masanın etrafında Saadet Partisi, Demokrat Parti var. Yeni kurulan partiler var. DEVA ve Gelecek Partisi. Başka partiler de var. Bu masada kim olacak, ne yapılacak onu ben bilmiyorum. Cumhur İttifakı'nın adayı Sayın Erdoğan. Sayın Erdoğan, seçildiği takdirde cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi devam edecek. Sonsuz imkanları olan bu sistemde başkan olan bir Sayın Erdoğan kazanacak. Cumhur İttifakı'nın adayının hedeflediği bu. Bizim ise ikili bir sistemimiz var. Bir cumhurbaşkanını seçeceğiz ama o cumhurbaşkanı parlamenter sisteme geçişin taşlarını döşeyecek. Ben aday değilim. Kendi adıma bunu konuşabilirim. Ben cumhurbaşkanı adayı değilim, net bir şekilde. Bunu daha önce söyledim, şimdi daha net söyleyeyim, daha evvel söyledim anlaşılamadı bir türlü. Ben aday değilim, kendi adıma bunu net bir şekilde söylüyorum, kendi adıma söylenen bir söz bu. Kim aday olacak kısmında seçilecek, kazanacak bir adayla ve cumhurbaşkanlığını devam ettirecek bir adayla gideceğiz. Ben aday değilim, ben başbakanlığa adayım ve bu benim şahsi kararım. Ben bunu kimseyle müzakere etmiş değilim. Sadece partide arkadaşlarım biliyor bunu!”

Elbette 180 derece değişti bunları öğrendikten sonraki tüm bakış açım.

Ve yayının devamında; “Bu mutabakat ile filan belirlenerek yapılmış bir açıklama değil. Görünen o ki ortada ciddi bir kriz var!” diyerek fikrimi açıkladım.

Ve bu krizin bir gün mutlaka olacağını da günler öncesinden yazarak işaret ettiğimi sözlerime ekledim.

Yani değerli okurlarım…

Özetle…

Şaşırmadım bu duruma.

Çünkü perşembenin gelişi çarşambadan belliydi…

Ben bu krizin emarelerini günler önce yazmıştım zaten.

CHP tarafı bir ittifakın parçası, paydaşı, ortağı oldukları gerçeğini unutup rastgele ve nobran bir tavır sergiliyordu .

Akşener ise vaktinde CHP Lideri’nin girişimi, cesareti, kararlılığı, jesti ile bugünkü noktada olduğunun farkında olup, vefa gösterip…

Sessiz kalmayı yeğliyordu…

Ancak sanırım son günlerde o sessizliği bozan gelişmeler oldu.

Oldu ki; daha 1 hafta öncesine kadar kendisi de Cumhurbaşkanı adayı olmayı arzu eden bir lider olarak son dakika böyle bir çıkış yapmayı uygun buldu.

Haksız mı peki?

Bence değil.

Belki biraz erken oldu ama herkes emin olsun ki…

Bu eninde sonunda olacak bir çıkıştı.

Reste rest mi denilecek ya da rest görülüp, “pardon” mu denilecek yoksa kafalar kuma mı gömülecek bilmiyorum henüz ama bildiğim şey…

Ortaklığın hatırına pek sabır gösteren Meral Hanım’ın, bu duygularla hareket edip biraz daha susması halinde önümüzdeki seçimin geleceğinin Millet İttifakı açısından tehlikeye girdiğini ve işaret fişeğini yakmasının artık elzem olduğunu gördüğüdür...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00