Fouche; bir politikacının portresi
Avusturyalı romancı, oyun yazarı, gazeteci ve biyografi yazarı Stefan Zweig’in bu ilginç kitabını yeni okuma şansı buldum.
1881 yılında Avusturya’nın başkenti ve en büyük şehri konumundaki Viyana’da doğan yazarın en büyük ustalığı, yaşam öykülerinde yaptığı psikolojik ve karakter analizleridir.
Avrupa ve Batı dünyası için çok önemli bir dönüm noktası olan Fransız Devrimi’nin başka bir deyiyle Fransız ihtilalinin hemen ardından, başlangıçta devrimcilerin yanında olan Fransız siyaset adamı Joseph Fouché’nin (Fuşe okunur) çevresinde gelişen olayların anlatıldığı bu kitabı büyük bir beğeniyle okuyacağınızı sanıyorum.
Fouché, yaşanan devrim sürecinde her zaman perde arkasında kalmaya özen gösteren, ama her olayı kendine göre yönlendirme yeteneğine sahip, aşağılık, sahtekar, düzenbaz, yalancı bir kişidir.
Napolyon’un, onun için söylediği şu sözler ünlüdür;
Zweig, Fouché’nin karakterini analiz ederken, onun rastgele bir hain olmadığını, ihaneti dahilik düzeyinde yapan bir kötülük anıtı olduğunu söylüyor.
O fırsatları da iyi kullanır.
“Fouché bilir ki, bir devrim asla öncülere, onu başlatanlara değil, daima onu bitirenlere ve bir ganimet gibi yerde sürükleyenlere aittir!”
Devrim sonrasında; Robespierre, Marat, Danton ve daha niceleri yok olup giderken o her zaman ayağa kalkmasını bilmiştir.
“Fouché, ihanet edip bir partiden ayrılıyorsa, bu asla yavaş ve dikkatlice gerçekleşmez, partinin sıralarından ve üyeliğinden eziklikle sıyrılmaz.
Tersine göz göre göre, soğuk soğuk sırıtarak, kahredici doğallıkla, o zamana kadar düşman olduğu kişiye doğru yürür ve onun bütün sözlerini ve savlarını sahiplenir.”
Stefan Zweig, 1789 devrimi sonrasında, devrimin kendi çocuklarını nasıl yediğini anlatırken, Napolyon’un güçlü ve zayıf yönlerini de gözler önüne sererken şunları söylüyor;
”Otokratlar, hatalarına ve haksızlıklarına dikkat çeken kimselere asla minnet duymazlar,” diyor.
Fouché’nin kişiliğinde, bugünün kimi politikacılarını; kumpasları, ihanetleri ve ayak oyunlarını göreceksiniz.
İhanet ve ayak oyunlarına bulaşmış herkesin başına gelenler, sonunda Fouché’nin de başına geliyor.
Zweig bunu şöyle anlatıyor; “Tıpkı Napolyon gibi Fouché de, -sırf birkaç saat daha işin içinde kalsın diye- ilk ve en büyük aptallığını yapıyor!”
Okuyunca bunun ne olduğunu anlayacaksınız!
Müthiş bir kitap, mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum!
- Gelecek geldi geliyor!8 yıl önce
- Bilim kurgu deyip geçmeyin8 yıl önce
- Levent Köstem Müzesi8 yıl önce
- Taze balık ve Omega 38 yıl önce
- Türk Parlamenterler Birliği İzmir Şubesi8 yıl önce
- Pandomim ve Ulvi Arı8 yıl önce
- Kent Koleji'nde bir şampiyon8 yıl önce
- Yaşamda "iki şey"in önemi8 yıl önce
- Karadenizliler ve futbol8 yıl önce
- Uçuş vertigosu8 yıl önce