Eşini ve kızını öldüren sanığa tahrik indirimi uygulayan hakimin pişmanlık gözyaşları…
Bir hakim, neden ve nasıl pişman olur?
Bir hakim, ne zaman vicdan azabı duyar?
Bir hakim, verdiği karardan dolayı pişmanlık duyduğunu itiraf eder mi?
Yargıtay 19. Ceza Dairesi üyelerinden Mehmet Selçuk Güney, kadına yönelik şiddetin her geçen gün arttığı ülkemizde, yıllar önce verdiği bir kararı kaleme aldı. Güney’in, “Anılarla Yargıtay” kitabında yer alan anısı, hakimlerin ‘takdiri indirim’ yaparken bir kez daha düşünmeleri gerektiğini ortaya koyuyor.
Düşünün; infaz koruma memuru olarak görev yapan bir adam, evde iki ayağı kırık bir şekilde yatan karısını ve 17 yaşındaki kızını döverek öldürüyor. Anne kız, saatlerce kesintisiz bir şekilde sert sopayla dayak yerken “Fiziksel acı” nedeniyle hayatlarını kaybediyorlar.
Bir insanın “acı”dan ölmesi sözü bile travma yaratacak kadar ‘Acı’ veriyor.
Bir tarafta “Acı”dan ölen anne kız, bir tarafta “Acımasız” bir katil…
İdam cezasının yürürlükte olduğu bir dönemde yaşanan olay, bir hakimin iç hesaplaşmasına neden oldu.
İşte, Yargıtay üyesi Güney’in kaleminden yürek burkan bir cinayet hikayesi…
Anne kız, saatlerce dayak yedi ve fiziksel acı nedeniyle hayatını kaybetti
“Sanık; ayakları alçıda olduğu için yattığı yerden hareket edemeyen 25 yıllık karısını ve lise 2’ye giden 17 yaşındaki kızını, işten çıkıp, bir yerde uzun süre alkol aldıktan sonra geç saatlerde eve gelerek, zavallı karısı ve kızını sopa ile belki yüzlerce kere vurmak suretiyle dövmüş, sonra sızıp kalmış, sabah uyandığında öldüklerini anlamış, kolluğa haber vermişti.
Maktullerin resimlerine baktığımda, Sırtlarında sayısız sopa izi vardı. Ölüm sebebi olarak organ kaybı ve büyük damar yaralaması yoktu, otopsi raporunda sopa darbelerinden dolayı duydukları fiziki acının meydana getirdiği travmadan dolayı öldükleri belirtilmişti.
Bu yüksek fiziksel acıya sebep olan dayak olayı sanığın ifadesine göre saatlerce sürmüştü. Adeta bir işkence süreci yaşamıştı ölen kız ve annesi…
Soruşturma aşamasında, olaya sebep olarak, kızının erkeklerle gezmesini ileri sürüyordu.
Ancak; kollukça bu konuda düzenlenen tutanakta genç kızın hafif meşrep bir yaşantısının söz konusu olmadığı belirtilmişti.
Sanık, infaz koruma memuru olarak çalışan biriydi. Kayınbiraderi de aynı kurumda infaz koruma görevlisi olduğu için can güvenliğinden dolayı yakın bir ilçedeki cezaevinde tutuklu olarak kalıyordu.
Duruşmada duygularını belli etmeyen bir duruş içindeydi. Uzun savunma yapmadı, kızını erkeklerle gezdiği için, yataktan kalkamayan, 2 ayağı alçılı karısını da eve geldiğinde hesap sorduğu kızına arka çıktığından dolayı dövdüğünü, her ikisini de öldürmeyi istemediğini savundu.
Güya kızının erkeklerle gezdiğini meslektaşı olan kayınbiraderi söylemişti.
Şahitliğine başvurduğumuz kayınbiraderi; kesinlikle sanığa böyle bir şey demediğini, yeğeninin aklı başında mazbut bir lise öğrencisi olup, erkeklerle gezmesinin söz konusu olmadığını ifade etti.
Sanık savunma sırasında, ‘Beni asın’ diye de eklemişti.
Ancak avukatı tahrik indirimi ve lehe olan yasaların uygulanmasını da talep etti.
Mahkeme uzun sürmedi, ikinci celsede yargılamayı bitirdik. Bir üyemiz takdiri indirim yapılmasını istese de iki kişinin görüşüne karşı fikrinde ısrarcı olmadı.
Sanığa son sözü sorduğumuzda ‘Beni asın’ diyen sanık hakkında idam kararı verip kalemleri kırdık.
Aradan uzun zaman geçmedi, dosya Yargıtay’dan döndü. Nüfus ve adli sicil kayıtları okunaksız olduğundan hükmün bozulmasına karar verildi.
Yeniden dosyayı esasa kaydedip duruşma günü tayini ile celseyi açtık.
Bu kez diğer üyemiz de ‘Adam zaten çok pişman, bakın idamını istiyor, takdiri indirim uygulayalım’ görüşünü dile getirdi. Karar için ara verip tartışmaya geçtik.
İçimden, kendisine en yakın iki insanı, eşi ve çocuğunu, vücutlarının neredeyse tamamı sopa izleri ile dolacak şekilde dövüp öldüren bu adama karşı takdiri indirim uygulamak gelmiyordu.
Ancak üye arkadaşların uygulanmasında ısrarcıydılar. Takdiri indirim konusunda muhalefet yazmayı düşündüm, sonra da, ‘adam idamını istiyor, belli ki vicdan azabı çekiyor, öldürmeyi istememiş olabilir, belki birileri dedikodu etmiştir, onun etkisiyle bu fiili işlemiştir’ diyerek ben de takdiri indirim uygulanmasını kabul ettim.
Sanığın TCK 450. maddesi gereğince idam cezasıyla cezalandırılmasına, duruşmadaki iyi hali, pişmanlığı sebebiyle TCK’nın 59. maddesi gereğince müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına… Derken, bir yandan baştan beri duruşmaları dikkatle takip eden, saçları geriye taralı, traşlı, uzun boylu, efendi görünüşlü sanığın yüz hatlarında belirip, kendisini izlediğimi fark edince hemen kaybolan sevinç çizgisini yakaladım…
İçim cız etti. ‘Beni asın’ lafı samimi değildi…
Yıllar geçti, infaz yasaları olaydan çok kısa süre sonra hükümlüler lehine çok önemli değişiklikler getirdi.
Karar müebbet hapis olarak onandı. Ancak belli ki sanık cezaevinde çok uzun süre kalmadı. Belki en fazla 5-10 yıl içinde evlendi, yeni bir hayat kurdu.
Bense ne zaman gazetelerde, televizyonlarda eşini, çocuğunu öldüren birinin haberini okusam, seyretsem bu olayı hatırlarım ve içimi bir sıkıntı basar, hayatının baharında acılar içinde babası tarafından dövülerek öldürülen genç bir kızın ve gözü önünde bu olaya anne yüreğiyle isyan ettiği için alçılı ayağı sebebiyle direnç göstermeden sopa darbesiyle acılar içinde kıvranarak ölen bir annenin gazete köşesi veya ekrandan taşarak hesap soran öfkeli bakışlarını üzerimde hisseder, tarifsiz bir yürek acısıyla için için yanar, yanar, yanarım…”
***
İki ayağı kırık eşini ve 17 yaşındaki kızını acımasızca öldüren katil kamuoyunda “Rahşan affı” olarak bilinen 4616 sayılı şartlı salıverilme yasasından yararlanarak tahliye olan binlerce katilden biri oldu.