Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Önceki günün siyaset tahlilinde Bülent Arınç’ın, Tayyip Bey’i muhatap alan konuşması, (bence) Öcalan’ın Nevruz Manifestosundan daha önemli bir siyasi pozisyon sorumluluğu ve tesiri ifade etmiştir.

        Sözleri naziktir. Kelimeler, duyarlı değerleri zedelemiyordu. Manada fevkalade hassastı. Demeç tekniğinde aynı ölçekte tesirliydi ve eleştirel hüviyet taşıyordu.

        Arınç diyor ki,Kendisini çok seviyoruz, ama ekranlarda yaptığı açıklamalar kendisi için yıpratıcı olabilir. (Aslında yıpratıcı olmuştur diyor.) Tepki göstermek yerine, hükümetin sorumluluğunu bilerek açıklamalar yapmasını saygıyla rica ediyorum. (Aslında böyle olması gerekir demek istiyor...)

        Arkasından da hükümet adına hüküm cümlesi veriyor: İzleme komitesini uygulamakta da kararlıyız diyor.

        Yani, Öcalan’ın manifestosunu, Tayyip Bey’in konuşmasının önüne koyuyor.

        ***

        Hükümet sözcüsü, başbakanına danışmadan böyle bir konuşma yapmayacak kadar tecrübeli bir siyasetçidir. Hitabet bahsinde tesir ve olgunlaştırma üslubu kullanır. Uzun yılların siyaset muhassalasında hitabet zarafetine ulaşmış usta ve tecrübeli bir siyasetçidir.

        Kendi deyimiyle, AK Parti içinde özgül ağırlığı vardır. Kurucu dörtlüsünün en önemli ikinci ismidir. Makam iptilasında olmadığını çok değişik zamanlarda dikkat çeken ölçülerde göstermiştir.

        Demokrat Parti örneğinin Refik Koraltan’ı olmadığını birinci döneminde ispatladı. Diğer kurucuların makam iltifatıyla yüceltildiği zeminlerde sakin ve mütevazı davrandı.

        Ve parti içindeki özgül ağırlığını ilk defa kullandı ve sözleri ciddi tesir yarattı.

        Benzer yaklaşımı Davutoğlu’nun son haftalardaki tavırlarında ve ifadelerinde de görüyoruz.

        Önceki gün gerçekleştirilen siyaset konuşmalarında Davutoğlu hükümeti (evet Ahmet Bey’in kendisi değil, bizatihi hükümeti) farklı bir tavır takındı.

        Cumhurbaşkanının siyaset yorumunu tartışma konusu yaptı. Hükümetin karar isabetini gündeme getirdi. Dilde nazik, manada keskin bir savunma örneği ile hükümetin kararlılığını kamuoyuna duyurdu.

        Muhatap belirlemede ima değil kesin hatlı tarifler vererek, konuşmasını asıl muhatabına yönlendirdi: Şu ifadesi yeterli, değil mi? Kimse çözüm sürecini gündelik siyasete alet etmesin. Çözüm süreci ne pahasına olursa olsun başarıya ulaşacaktır...”

        ***

        Ben devlet memuriyetinde terbiye gördüm. Bu terbiyeyi parlamento kürsülerinde olgunlaştırdım ve üstünleştirdim.

        Devletin kurumlarına ve makamlarına derin saygı duyarım. Devlet Başkanlığı, Meclis Başkanlığı, Hükümet Başkanlığı eleştiri ölçeğinde saygıyı elden kaçırmadığım temel fikri terbiye makamlarıdır.

        Bu üç siyasi makamın siyaset planlamasında ve uygulamasında birbirleriyle olan münasebetlerine hürmetim vardır. Görev tariflerine ve geleneksel terbiye disiplinine mutlak riayet gösteririm.

        Şimdi de aynı riayetin içindeyim.

        Ama kendime sormadan edemiyorum...

        Devletin başıyla, hükümetin başı; ülke için fevkalade hassasiyet ve dikkat gerektiren bir konuda, nasıl oluyor da, birbirlerine meydan savaşı ilan etmiş kumandan örnekleri sergiliyorlar?

        Bu bir aile içi ihtilaf örneği değil midir?

        Piyade okulunda “taarruz” hocamız İsmail albay, “bu davranışlar taarruzda cesaret değil, zaafı gizlemeye meraklanan cüret örnekleridir” derdi...

        Siyaset farklı meslektir: Lisanda sertlik değil, manada isabet önemlidir... Makul şüpheyi bir kenara atın; mukni gerekçeye itibar edin”...

        Diğer Yazılar