Marifet ve maharet
Siyaset izlemeye başladığım yıllarda, kadınlar nedense pek fazla gündem oluşturmazlardı.
Demokrat Parti, kurulduğu yıllarda; biraz sosyal gösteriş, biraz da siyasal fantezi olması için kadınları siyasetin vitrinine yerleştirmeye niyetlendi. İşin gerçeği şu ki, bu yöntemin niyeti kadın tesirini, kurnazlıkla gündeme getirmekti.
Mesela, 1946 seçimlerinde Bayar’ın önerisiyle Halide Edip Adıvar, İstanbul listesinden milletvekili yapılarak Meclis’e gönderilmişti. Amaç, Atatürk tesirinin devamını Demokrat Parti’nin sürdürdüğünü kamuoyuna göstermekti
*
Sonra gündemin siyaset kadını Nazlı Tlabar oldu. Bayar’ın en gözde kadın siyasetçisiydi. Almanya’nın Heidelberg Üniversitesi’nde, felsefe eğitimi almıştı. Beş Avrupa dilini mükemmel konuşurdu.
Bu geleneği diğer bütün partiler sürdürdüler. Özellikle 12 Eylül darbesi sonunda sol partiler, planlama kökenli kadın siyasetçileri Meclis’e sokarak itibar toplamaya çalıştılar.
Tülay Öney, Sevil Korum, Birgen Keleş bu uygulamanın seçkin örnekleri oldular. Daha sonra Nur Serter iki, Necla Arat, Binnaz Toprak, Sebahat Kiraz ise birer dönem, bu türden siyasi iltifata mazhar olarak Meclis’i renklendirdiler.
*
CHP, bu geleneği sürdürmede ısrarlı oldu. Son kurultayında partinin en gündelik, ama en önemli biriminin başına iktisat doktoru Selin Sayek Böke’yi getirdi.
Selin Hanım, bundan sonra CHP’nin hem iktisat meselelerinden sorumlu genel başkan yardımcılığı görevini yürütecek; hem de partinin sözcülüğünü üstlenecek.
Bu çok nadir rastlanan bir siyasi iltifattır...
Örneğin yakında görüşmelerine başlanacak olan, yeni siyasi partiler kanunu konusunda CHP’nin görüşlerini gündeme Selin Hanım getirecek.
Hem üslupta, hem manada siyaset bahislerini CHP adına Selin Hanım tartışacak. Aynı şekilde anayasayı, aynı şekilde, seçim kanununu, aynı şekilde siyasi partiler kanununu Selin Hanım’ın sözcülüğünde izleyeceğiz...
*
Bana öyle geliyor ki, Selin Hanım, CHP adına sözcü olarak, AKP’nin yeni hukuk düzeni tartışmalarını değerlendirmekten, iktisat meselelerini tartışmaya fırsat bulamayacak...
Karşısında AKP sözcülüğünü üstlenmiş bulunan Ömer Çelik’in deneyimli bir sözcü olduğu hatırlanırsa, siyasi atışmaların nasıl bir hitabet renkliliği kazanacağını şimdiden hayal edebiliriz...
Oysa hem iktisat meseleleri başkanlığını, hem de parti sözcülüğünü birlikte yönetme zorunluluğu, bütün gözleri Selin Hanım üzerinde toplayacaktır.
*
Böyle önemli iki görevi bir arada ve aynı zamanda yönetmek, sıradan bir hüner ile elde edilemez.
Ayrıntıda iki önemli başlık, iki ayrı üstünlük gerektirir. Birine “maharet”; diğerine “marifet” diyoruz.
Hiç kuşku yok ki Selin Hanım, bütün hizmetlerin üstesinden gelebileceği zahmetleri yüklenmeye hevesli ve kararlı manzara sergiliyor...
Bu kararlı manzarada hizmet sunarken, maalesef kendisini sıklıkla İzmir’de görebilmek bahsinde pek talihli olamayacağız...
*
Yeni CHP yönetiminin en önemli görevlerinin İzmir milletvekillerine verilmiş olduğu dikkatinizi çekiyor mu?
Mutlaka çekiyordur.
Çünkü genel yönetimin en önemli dört makamı, İzmirli siyasetçilerin beceri ve karar isabetlerine teslim edilmiş durumdadır...
Selin Sayek Böke, Zeynep Altınok, Kamil Okyay Sındır ve Erdal Aksünger...
Buna talih mi denir; yoksa tesadüf mü?
- Merkel şemsiyesi9 yıl önce
- İZBAN ar ile iftihar9 yıl önce
- PYD ve YPG sorunu9 yıl önce
- Huzur ve özgürlük9 yıl önce
- Bir nefret suçu9 yıl önce
- Numan Bey'in yorum farkı9 yıl önce
- Nazlıaka kararını kendi verdi9 yıl önce
- Sabırsızlık ortamında siyaset9 yıl önce
- Yanlış fezlekeler9 yıl önce
- Kesin ihraç9 yıl önce