Müşterek imparatorluk
Bizans'ın doruk yıllarında "müşterek imparatorluk"
denilen bir yönetim biçimi vardı. Son kararı daima "birinci imparator" vermek kaydıyla senato tarafından "ikinci imparator" seçilir ve yönetim yetkisi verilirdi.
Bunun anlamı, bir çeşit veliaht tayini idi... Konstantiniye yönetiminde ikisinin de etkinliği dikkat çekerdi.
Bazen birinci imparator ile ikinci imparator arasında yönetim anlayışı farklılaşırdı.
İfadeler çelişkisinde halkta uyanacak algılama hatalarını gidermek için birinci imparator, müşterek imparator denilen ikinci imparatorun sözlerini senatoda düzeltir, doğru sözleri kayda geçirtirdi.
Fatih İstanbul'u aldığında, tek yumruklu yönetim disiplini ile Bizans halkına ciddi ve sağlam bir devlet idaresinin örneğini verdi.
*
Türk siyasetinde "eşbaş-kan" adı altında "iki başlı" yönetim sergileyen tek parti var: Demokratik Toplum Partisi, (DTP)...
Eşbaşkanlardan biri Ahmet Türk, diğeri Emine Ayna...
İkisi de aynı gün, aynı zeminde konuşuyor ve farklı anlatımlarla gündem oluyorlar...
İki başkan örneği, siyaset geleneğimizde yok.
Dolayısıyla yorumlarda zorluklar çekiliyor. Örneğin iki eşbaşkan, farklı sözlerle tutarlı politika tanımında zorluk yaratan çelişkiler sergiliyorlar...
Üstelik ileri düzeyde siyaset yapmak merakına kapılınca, bu konuşmalardan anlam çıkarmak imkânsızlaşıyor. Örnek arıyorsanız, Emine Ayna'nın son konuşmalarına bakmanız yeterli... Oysa en "anlaşılır dille ve içerikle" kendisini halka anlatması gereken parti, DTP'dir... Çünkü anlaşılmadıklarından en çok şikâyet edenler kendileridir...
Hele büyük beklentiler içine girdiğimiz bu günlerde.... 55 yıl önce Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesi'nde değerli bir sınıf arkadaşım vardı. Adı: Doğan Kotanoğlu... Genç yaşta rahmetli oldu. Aslen Muş'luydu. Bilge adamdı...
Anlaşılmazlık yaratan karmaşık ifadeler için isabet örnekleri verirdi: "Muş'ta bir kişi konuşur, iki kişi dinler. Mardin'de iki kişi konuşur, bir kişi dinler... Diyarbakır'a gelince herkes konuşur, kimse dinlemez... Ama bir kişi konuşursa herkes dinler" derdi.
Bununla bir üslup niteliğini ve inandırıcılığını tarif etmek isterdi. Sanırım bu tarif niteliği, DTP'nin ciddi eksikliğidir.
Eşbaşkan (buna birinci başkan diyelim) Ahmet Türk, geçmiş parlamenter yaşamı ve mücadele yılları itibariyle ciddi tecrübe kazanmış ve "anlatım ciddiyeti ile hitabet süsü" arasındaki farkı yakalamıştır.
Eşbaşkan (ikinci imparator) Emine Ayna, henüz bu tecrübeyi kazanma yolunda olduğundan hitabet sanatında kendini kabul ettirecek örnekleri ortaya koymakta dinleyicisini zorluyor.
DTP'de iki eş başkan konuşunca, kim dinleyip ne anlıyor acaba?
Hayvan olan hangisi
İstanbul, Gümüşsuyu'nda mahalle halkından, günlük turistlere kadar herkesin sevgilisi haline gelmiş bir köpek vardı. Sevenleri ona "Ebru" derlerdi.
Turistlerin maskotuydu. El ayak çekilince "gececilerin" dert ortağı olurdu. Yıllardır sürüp gelen bu dostluk, hunharca bir cinayetle sona erdi.
Taksim-Gümüşsuyu güzergahının "maskotu" Ebru'nun, gözü dönmüş bir gurup tarafından döverek öldürüldüğü söylendi...
Bütün suçu, kendisini tedirgin edenlere karşı korunmak amacıyla birkaç kez havlamasıymış...
Bilgisayar meraklılarının yakından bildiği bilgi paylaşım sitelerinin en ünlülerinde İTÜ sözlüğünde, hayatla ve insanlarla haşır neşir olmanın saadetini sergiliyormuş.
Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve sorun. Acaba hangisi hayvan; insafsızca dövülerek öldürülen "Ebru"mu, yoksa onu dövenler mi?
*
Buraya kadar yazılanlar İnternette dolaşan ıstıraplı bir maceranın özeti (dedikodusu)...
Bir de işin gerçek yanı var. Marmara Oteli yetkilileri 15 yıldır ilgilendikleri "Ebru"nun söylendiği gibi dövülerek öldürülmediğini, yaşlılık nedeniyle ve eceliyle öldüğünü açıkladı. İkinci açıklama elbette ki güvenilir olanı...
Peki, birinci açıklamada saldıranları gördüğünü söyleyip, uzun uzadıya tanıklık yapanlara ne demeli?