Lisan-ı münasipte siyaset...
Roma'da Sezarlar saltanat arabalarıyla büyük meydanlardan geçip tahtlarına otururlarmış. Bu tören ne kadar abartılı olursa o kadar itibarlı sayı11r-mış. Meydanlar, alkıştan in-letilirmiş.
Törenlerde Sezarların yanında bir cüce bulunurmuş. Alkışlar yeri göğü inletirken cüce, mağrur
Sezar'ın kulağına fısıldar, "Sezar! Sakın böbürlenme;
sen bir ölümlüsün... Sakın böbürlenme, sen bir ölümlüsün" dermiş.
Bu anlamlı ders verme yöntemini Osmanlı'da kendimizin yarattığını sanırız: "Mağrur olma padişahım; senden büyük Allah var" sözünü bu amaçla geliştirdiğimiz söylenir...
Bu hatırlatma yönteminin sadece Romalı ve Osmanlı devlet yönetiminde geçerli olduğunu sanmak yanıltıcıdır...
Mitolojide de benzer öyküler var.
Din içerikli devlet yönetimlerinde bu tür uyarma örnekleri çok sık görülüyor.
Muhtemeldir ki, dünyanın çeşitli ülkelerinde benzer ikaz kampanaları çalınmakta...
Peki, yüzyıllardan beri söylenmesine rağmen bu türdeki ikazların geçerli yanı var mı?
Hayır yok...
*
Türk halkı, siyasetçisinin "ne kadar erkek adam" olduğunu ölçecek kantara sahip değil.
Hele, hele "kaldır benim dokunulmazlığımı" diyenlerin yaşadığı komedi, insanı öyle şaşırtıyor ki, böyle bir garabetin ayıbını kimin yükleneceği bilinmiyor...
Örneğin iktidar, muhalefeti en ağır dille suçluyor. Muhalefet bu suçlamaya karşılık "öyleyse götür beni yargıya" diyor. Dokunulmazlığının kaldırılmasını istiyor. İşte bu noktada komedi başlıyor.
Ağır ithamda bulunan İktidar, iş muhalefetin dokunulmazlığının kaldırılmasına gelince, Meclis çoğunluğuna dayanarak buna izin vermiyor.
Böylece, TBMM gruplarının meşhur
"Salı Savaşları"
bir türlü bitmek bilmiyor.
*
Yaz sıcaklarının tesiriyle ölçüyü kaçıran iktidar ile muhalefet sözcüleri, Meclis tartışmalarında işi hakarete vardıran örnekler sergiliyor.
Oysa hitabette "edebin" adı, "lisan-ı münasip"tir.
Dünkü HABERTÜRK'te Osman Gencer siyasi lisa-nındaki hakaret ifadelerinin tablosunu yayınladı...
Nefis bir karşılaştırma matrisi ile hitabet ve edep kefelerini gördük.
Bunları siyaset ustalığının elmas dirhemi olan "hitabet sanatıyla" izah etmek mümkün değil...
Öylesine böbürlü bir ifade iştihası teşhir ediliyor ki, kullandıkları her kelime zıvanadan çıkarılmış tehlike yaratıyor.
Siyaset erbabına, mutlaka bir "cüce" tahsis etmek kaçınılmaz oluyor. Ağzını her açtığında "Sakın böbürlenme; sen bir ölümlüsün... Sakın böbürlenme, sen bir ölümlüsün" deyip akıbet hatırlatması yapsın... Ya da "Mağrur olma; senden büyük Allah var" desin...
*
Siyasi rakipleri için karakter tahlilleri yaparken en ağır sıfatları kullanan kişi Atatürk'tür.
Atatürk bu sözcükleri Nutuk'ta vatan hainleri için seçmişti. Sevan Nişanyan bu kelimelerin özet listesini geçenlerde yayınlamıştı.
Şimdi siyasetçilerin birbirleri için kullandıkları sıfatlara bakıyorum.