Ellerimde çiçekler, kapında sırılsıklam...
Türkiye'de hadise çıkarmak sonra özür dilemek, her safhasında ve her noktasında acayip bir tiyatro malzemesidir.
Örneğin "Orantısız güç kullanan Çevik Kuvvet", 90 yıllık hiddet politikasının ayıbıyla biçimlenmiştir. Bu üslubu benimseyenler, İttihat Terakki kadrolarında yetişmiş daha sonra Cumhuriyet'te palazlanmışlardır.
Bu üslubun simge kenti İstanbul'dur... Onun için emniyet müdürlüğünden, valiliğe yükseliş fırsatı sadece İstanbul Emniyet Müdürleri'ne nasip olur. Bu "kısmet" değil, "siyaset işidir...
Orantısız güç kullanmanın sürekli affedildiği simge kent de İstanbul'dur. Bir yandan üniversite öğrencisi genç bir kıza, tam beş Çevik Kuvvet kabadayısı müdahale hiddeti gösterir; öte yandan, uluslararası önemi ve şöhreti haiz devlet sanatçısına yüzü aşkın Alperen delikanlısı yumruk sallar, afiş yakar...
*
Bir konser mekânı, sıradan bir mahal iken birden bire "kutsallaşır". Burada "içki içilmesi mukaddeslerimize aykırı" gerekçesiyle rezalet çıkar.
Hatta ileri gidip göz korkutucu olabilecekleri de görülür. Yetkili Alperen ağızlarının ifadesinde, nezaket göstermeye niyetlenmiş bir tehlike hatırlatması var. "İsteseydik içeri girerek arbede çıkarabilirdik ama yapmadık" diyorlar.
Bütün mesele, bahçe konserinde bir firmanın kendi ürettiği şarabı ikram etmesiy-miş...
Alperenlerin tarih imbiğinde damıttıkları değerlere bakınız, hayret veren bir gurur tablosu görürsünüz. Bu değerler öyle kapsamlı bir idrak yelpazesiyle işlenmiş ki, bu anlayışta olanların bu baskını nasıl yaptıklarına inanamazsınız...
İki yüzü aşkın iltifatlı "Alperen" tarifini özetlerseniz Alperen için, "ülkesini ve ulusunu zora sokmayan sorumluluk anlayışıdır" diyebilirsiniz... Peki, bu tarif ile gerçekleştirilen eylem denk düşüyor mu? Alperenler durumu fark etmişler. Sonunda ellerinde çiçeklerle İdil Hanım'ı ziyaret edip özür dilemişler... İyi yapmışlar. Çok iyi yapmışlar... Ama asıl önemlisi bundan ders çıkarsınlar...
Ellerinde çiçekler varmış... Bu bana, bir zamanlar İlhan Şeşen'in dillerden düşmeyen şarkısını hatırlatıyor: "Son zamanlarda yaptıklarıma bakma ne olursun;
Benim aklım başımda değil.
Sana söylediklerimi kafana takma ne olursun...
Onlar İpe sapa gelir şeyler değil...
Ellerimde çiçekler, kapında sırılsıklam...
Görürsen bir gün şaşırma..."
*
Özür dileme, bu olayın yaratıldığı mekanda gerçekleştirildi. İdil Hanım onları güler yüzle karşıladı. Topkapı Sarayı Müdür İlber Ortaylı, Alperenleri dostlukla, içtenlikle ağırladı.
Çünkü onları böyle çaresiz, böyle derbeder görmeye ve ortalarda bırakmaya gönülleri razı olmamıştı...
Bir habersiz "tenezzüh"...
Muğla'nın Yatağan ilçesi Yeşilbağcılar Belediye Başkanı CHP'li Ertaf Cicili, Ak Parti Muğla Milletvekili Mehmet Nil Hıdır'a öfkelenmiş...
Ertaf Cicili, beldesini gezen Ak Parti Milletvekili Hıdır'ın kendisine haber vermeden beldesine yapılan bu "tenezzühü" ayıplıyor. Siyasi terbiyeye uygun bulmuyor...
Tenezzüh, keyif için kırları, bayırları gezmek anlamına gelir...
*
Cicili'nin, Hıdır'a gösterdiği tepkiyi çok haklı buluyorum. Eleştirisini ve bu konudaki cesaretini tebrik ediyorum. Çünkü siyaset, nezaket ve zarafet gerektirir... Ama herkes için gerektirir...
Peki, Antalya Büyükşe-hir Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın'ın tavrına ne demeli?
ABBBPDMA (Yani Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Profesör Doktor Mustafa Akaydın) ülkenin başbakanını adam yerine koymayan üslupla kendini tekrar ediyor...
Ertaf Cicili, ABBBPDMA'yı bu rencide edici tavrından ötürü ayıplayabilir mi?
Cicili'nin cesaretini bilmiyorum; ama eleştirmelidir.
Kendisine sıkı gelse bile eleştirmelidir...
Sürekli eleştirmelidir. Örnek vererek eleştirmelidir. Genel Merkez ne der endişesine kapılmadan eleştirmelidir...