Vur abalıya ya da vur Batum'a
Gündemin iki başlığı var.
Birincisi, “Vur Batum’a”dır.
İkincisi Yargıtay ve Danıştay bünyesinde yapılan daire ve üye sayısı düzenlemesidir.
Birincisi Türk siyasetinde “takdir hatasıdır.” Süheyl Bey’in öne çıkma merakının yarattığı takdir hatasıdır. Niteliği kişiseldir.
İkincisi ise “isabet hatasıdır.”
AK Parti’nin her istediğini gerçekleştirme arzusunun yarattığı yerinde olmayan davranıştır. Bu bir “demokrasi hatası”dır. Süheyl Bey’in takdir hatasının bir bedeli olmalıydı.
Nitekim bedel ödetilmeye başlandı.
Bu kez de bedel diye “vur abalıya” başladı. İnsafsızlığa dönüştü...
Gelelim CHP’nin işaret ettiği hususun taşıdığı öneme ve Türkiye’nin gelecek dönem siyaset tercihlerinin yoğunlaşacağı başlıklara.
Kemal Kılıçdaroğlu, siyasette yeni bir üslup denemesiyle önemli bir konuyu halkın huzuruna çıkardı.
Bu konu Yargıtay ve Danıştay bünyesinde oluşturulan yeni dava daireleri ve yeni üyelerle ilgili son gelişmedir.
Kemal Bey, bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce işlenen hatanın bir kere daha incelenmesi amacıyla konuyu Cumhurbaşkanı’nın dikkatine sundu. Bunu yaparken çok dramatik bir siyasi lisan kullandı ve doğrusu etkili olmaya çalıştı.
Kemal Bey diyor ki,
Eğer siz bu ülkede demokrasinin kökleşmesini istiyorsanız,
Özgürlüklerin gerçekten yeşermesini istiyorsanız,
Baskının gerçekten ortadan kalkmasını istiyorsanız,
Eğer bu ülkede sade bir yurttaş bile telefonlarının dinlendiğinden endişe duyuyorsa,
Bu yasayı imzalarken mutlaka bir kez daha düşünmenizi istiyoruz...
Cumhurbaşkanı öyle görülüyor ki bu yasayı imzalayacaktır.
Bunun aksine bir durum, Cumhurbaşkanı’nın (yani Abdullah Bey’in), hükümete (yani Tayyip Bey’e) karşı tavır koyduğu anlamında yorumlanacaktır.
Bugünkü siyasi tarifler çerçevesinde böyle bir durum, AK Parti için kabul edilebilir ölçekler üretmemektedir.
Abdullah Bey AK Parti’nin en gözde kurucusudur.
AK Parti iktidarının ilk başbakanıdır.
AK Parti iktidarının ilk cumhurbaşkanıdır.
Durum özelliğine göre AK Parti iktidarının başkanlık sistemine giden yöntemin ilk örnek gösterilen ismidir.
Bu tanımlama ölçekleri içinde cumhurbaşkanının bu yasayı imzalamaması söz konusu bile edilemez.
O halde Kemal Bey neden böyle bir kişiselleştirme hitabıyla yasanın imzalanmamasını Abdullah Bey’den istemektedir?
Açık gerekçesi “demokrasi talebidir.”
Yani işin iması budur...
Asıl gerekçesi ise, Cumhurbaşkanlığı’nın beşinci yılı dolduğunda yeni bir Cumhurbaşkanı seçimi yapılıp yapılmayacağıdır.
Bu da işin “manalı” yanıdır.
Acaba mana talep ederken, imada bulunmak siyasette ne kadar etkili yöntemdir?
Onu seçimlerde göreceğiz...