Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bir romancının yazabileceği en zor cümlenin “ithaf” olduğunu düşünürüm. Kendi kitaplarımda ithaf cümlelerimi yazarken ne kadar zorlandığımı hatırlıyorum.

        Bu hafta okuduğum öykü kitabında yazar, o kadar ve saygılı bir ithafla kitabını “Tabii ki anneme; tabii ki babama“ cümlesiyle okuyucularına sunmuştu.

        Çok yalın bir Türkçe’si, çok akıcı bir anlatımı vardı. Hiçbir sözcüğe taşıyamayacağı ağırlıkta anlam yüklemiyordu. Her kelimeyi kabul görmüş en geniş kapsamıyla kullanıyordu. Özellikle edat seçiminde insanı hayrete düşüren bir isabet içindeydi...

        Uzun betimlemeler (benim yaşımdakiler için yazıyorum: tasvirler) yerine, kahramanlarının diyaloglarında hayal yakıştırmalarınızı dörtnala koşturuyordu.

        Geçtiğimiz hafta sevgili Dostum Zeynep Çağlıyor’un gönderdiği, Can Yayınları’nın son öykü kitabını okudum.

        Romanını okurken aldığım zevki, aynen sürdürme talihini öykü kitabında da yaşadım. Hatta biraz da aştım.

        Öykü kitabının adı: “Bir Sonraki Dolunay...”

        Yazarı: “Nurdan Beşergil...”

        Yazar Nurdan Beşergil İzmirli hemşerimiz...

        İzmir doğumlu değil ama İzmir eğitimli...

        Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş. Yirmi yıllık avukat...

        Yaşını kendisi açıkladığı için ben de söz etmekte sakınca görmüyorum: Kırk yaşında...

        Bir edebiyatçının, öykü yazmaya başladığında seçtiği konunun ilk adımda kendisine çok sevimli geldiğini düşünürüm. Kıskanırım. İçimden bu hoşa giden çekiciliği eşelemek gelir. Topallayan bir gölgenin peşini kovalıyormuş gibi çok sabırlı ve meraklı bir takiple sonuna varmayı beklerim.

        Önce öykünün kişilerinin nasıl belirlendiğine bakarım. Sonra derinine inerim. Bu kişilerin niçin seçildiklerine yönelirim. İşin içindeki büyüyü fark etmeye bakarım. Bu tespitlerimi bir kenara dinlenmeye bırakırım.

        Öykü kendini savunmayı bilir; bana karşı tavır takınmaya başlar... Az sayıda sözcükle özü hemen kavratan bir mahareti fark ettirir. Siz kendini eksik kalmış saydığınız yerde o hükümranlığını ilan eder.

        Çünkü okuduğumuz her öyküde kendimizden bir parçanın bize ait olduğunu göstermek isteyen telaşını görürüz.

        Bir öyküyü olumsuz yönleriyle alıp kendisini haklı çıkarmak için örgüsündeki ayrıntıları saptırmak, düzey dışı bir eleştiri ahlakıdır. Bunun aksi de aynı şeydir.

        Bir Sonraki Dolunayı“ okurken on sekiz öykünün hepsinde de çok sağlam bir kurgu ve anlatım bütünlüğü gördüm. Baştan sona yalın akışın firesi olmayanhazzını duyuyorsunuz.

        Öykücülüğün başarısı da bu zaten... Ayrıntıdan aldığınız izlenim, bütündeki ustalığa dönüşüyor...

        Nurdan Beşergil’in öykü ustalığında sadece zarafet değil, hoş ve güleç yüzlü bir davet de var: Herkese hayata yeniden başlamak istenci kazandırıyor...

        Nisan ortasında İzmir Kitap Fuarı’nda inşallah Beşergil’i görürüz...

        Diğer Yazılar