Lisan-ı münasip ile sürç-i lisan
Siyaset, “münasip lisan” ister. Böylece söylenecek her şeyi söylemiş olursunuz ve hiçbir yanlışınız yokmuş gibi itibar görürsünüz.
Bunun tersi “sürç-i lisan”dır.
Siyasette sürç-i lisan olmaz. Bunun asıl adı ‘hitabet beceriksizliği’dir. Yani İma etmek isterken manayı elden kaçırmaktır.
Sürç-i lisan aslında algılama farkıdır.
Algılama farkı hassas kavramdır. Bu kavrama asıl anlamını vermek isterseniz kırıcı olursunuz.
Bu yüzden mana hafifletmesini deneriz. Yani, “algılama farkı” diyerek durumu idare etmeye çalışırız.
Bunun ilginç bir örneğini yaşadık. Yemin boykotu olayında Tayyip Bey’in sert tavır koyması siyaset algısında farklılıklar yarattı.
Tayyip Bey, avucuna aldığı konuyu üslup anlamında farklılaştıran özelliğe sahip...
Tartıştığı konuyu, manada ve üslupta farklılaştırarak sunuyor. Bunu adeta bir özgün hitabet mahareti haline getiriyor.
Ama siyaset kurmazlığını elden kaçırmıyor. Nasıl kararlar alacağını belli etmiyor. Kendi deyimi ile “ustalık döneminin” ilk ustalığını sergilemeye başlıyor.
BDP’ye gelince Tayyip Bey farklı siyaset sergiledi. “Amed toplantı”larını görmezlikten gelerek bu girişimi küçümsedi ve BDP toplantısı umduğu sonucu elde edemedi.
Şimdi her iki boykotçu parti de meclise dönüp çalışmalara başlamak isteyen psikolojiyi yaşıyor.
Cemil Çiçek’in sorun çözmeye yönelik girişiminin de bir fırsat yarattığını görmeliyiz. Boykotçular dönüş hazırlığına girdiler.
Bu arada kayıt yaptırmadığı için milletvekillerinin maaş alamayacağı gerçeği de BDP’nin yemine hazırlanma girişimini hızlandıran etkinlikten biri (hem de en önemlisi) olduğu unutulmamalıdır.
Bu arada AKP Gurup Başkan Vekili Mustafa Elitaş’ın sürç-i lisanı gündeme yeni bir siyaset hatasını getirdi. Eğer 15 Temmuza kadar yemin edilmezse, milletvekilliklerinin düşürülmesinden söz etti.
Değerli okuyucularım, şu anda 170 milletvekili yemin etmemiş durumdadır. Bu müthiş bir sayıdır.
Bazı ülkelerin parlamentolarında toplam üye sayısı bu civardadır. Öyle kolayca bir siyasi asabiyet ile gözden çıkarılamaz. Nitekim AKP’nin en sert ve asabi siması olarak Tayyip Bey bile böyle bir görüşle dikkat çekmedi.
İşte Elitaş’ın sözlerine, tam ve mükemmel tarifi ile “sürç-i lisan” denir.
Tayyip Bey olaya karşı müsamahakâr davranmadı. Gurup Başkan Vekili’nin sürç-i lisan ettiğini ifade etti. Kendini uzlaşma isteğinde doruklaştırdı.
Peki, olay sürç-i lisan mı?
Lisanı münasip olmadığı belli... Ama AKP içinde siyaset planlamasının da henüz olgun noktada bulunmadığı görülüyor.
Tayyip Bey, hem parti genel başkanı hem de meclis gurubu başkanı...
Lakin Tayyip Bey’in iki sorumluluk tarifinde “vekilleri” ile arasında sağlam bir siyaset planlaması olmadığı anlaşılıyor...