Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        11 yıl önce ‘Üçüncü Milenyum’a girdiğimiz günlerde Gazi Üniversitesi’nde yapılan bir toplantıda Sedat İlhan Paşa ile aynı paneldeydim. Kendisiyle tanışmamız böyle başladı.

        Ben Mustafa Kemal Cumhuriyeti’nde ekonomik bağımsızlık ve egemenlik değerlerini tartışıyordum. Kendisi de bu kavramlar etrafında Avrupa Birliği ilişkilerini yorumluyordu.

        Eminim ki işaret ettiği hususların çok büyük bölümünü, dinleyicilerinin önemli bir bölümü ilk kez işitiyordu. Söylediklerinin özeti şuydu:

        Avrupa Birliğine girmek Türkiye’nin bağımsız ve egemenlik idealleri ile uyuşan bir siyasi ve ekonomik gelişme değildir.

        O tarihte bu görüşün geniş ölçeklerle paylaşıldığı bir siyasi kadro vardı. Bu görüşü destekleyen bir medya gurubu da öne çıkmıştı. Ama hiç kimsede bu fikirleri böyle cesaretle dillendiren cesaret yoktu.

        Sedat İlhan Paşa, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasına karşıydı. Olayları Atatürk’ün medeniyet ve cumhuriyet projesi içeriğinde ve ölçülerinde değerlendiriyordu.

        Atatürk’ün kurduğu ege­men, bağımsız, ulusal ve üniter Türk devletinin Avru­pa’nın sıradan eyaletine dönüşeceği endişesini dile getiriyordu.

        Konuşması cesurdu. Sağlam bir irade disiplini fark edilmekteydi. Lisanı munis, tavırları sakin, bakışı mütevazı ama temsil ettiği cumhuriyet karakteriyle mağrurdu.

        En çok bu tarafına meftun olmuştum...

        Aynı toplantıda (emekli büyükelçi) Gündüz Aktan da vardı. Gözlediklerimi kendisine aktardım. Beğenilerimi yalın tanımlamalarım olarak ortaya koydum. Tartışmaların büyük bölümünde Gündüz Aktan’la ters düşüyordu.

        Buna karşılık Gündüz Bey’in onun hakkındaki sözleri beni çok etkilemişti. “Sedat Paşa insanı büyülüyor” diyordu...

        Benim izlenimim farklıydı. Sedat Paşa insanı büyülemiyor, tam aksine dinleyenlerin gözlerini açıyordu...

        Sedat Paşa’yı kaybettik... Dün toprağa verdik...

        81 yaşındaydı. Onu her gördüğümde bir dağ eteğinde olduğumu hissederdim.

        Asırlık bir çınardı. Şairin dediği gibi: bir talihsiz kaza sonucunda bir dal gibi devrildi... Geride tertemiz bir isim, her zaman başvurulacak sağlam ve doğru tahlillerin ve bilgilerin bulunduğu 18 eser bıraktı. Ölüm haberini aldığım zaman kitaplığımın rafına uzandım. Avrupa Birliği karşısında Türkiye’nin bağımsızlık (istiklal) ve egemenlik (hâkimiyet) bahislerini işlediği makalesini yeniden okudum. On yıl sonra yeniden aydınlanma gururunu hissettim. Bu gurur, dün cenazesinde rastladığım her dostunun varlığında hissediliyordu. Dualarla yolculadık.

        Özlemle ve takdirle hatırlayacağız. Yokluğunda sığınabileceğimiz tesirli teselli budur.

        Diğer Yazılar